komşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2008 Perşembe

Yine benden

Evet aslında bir de...

İki film birden yazdım, lütfen önce onları okuyunuz, öğreniniz, sonra özet çıkartıp bana geri yollayınız.

Görüldüğü üzere Çınar küçük bir bahar sarhoşluğu yaşamakta. En iyisi madde işine geri dönsün (döneyim yani, ben, kendim işte).

@ Aa İndiana Jones için salı seyrettik diye yazmıştım değil mi? Yok yok salı değil pazartesi seyrettik onu. Salı pikniğe gittik :) Dakyüz, Osi, geçen yazımda müzik öğretmenleri diye bahsettiğim komşularımız Arya ve Şef ve tabi biz :) 6 lı olarak gittik pikniğe. Bir güzel karnımızı doyudruk, fotoğraflarımızı çektik. Daha masadan kalkmadan o kadar çok yediğimize pişman olduk her piknik sonrasında olduğumuz gibi.

@ Dün yani çarşambaysa fabrikanın hoşgeldin bahar partisine gittik. Aslında gidip gitmemekte kararsızdık ama hadi hep birlikte gidelim eğlenelim coşkusuna kapılarak gittik. İyki de gitmişiz. Ben hayatımda ilk kez üstüste 3 kadeh şarap içtim ki normalde 1 kadeh şarap da yere serilmeme yetecek dozdur benim için. Ama dün öyle olmadım. Tamam kafam güzeldi, hepimizin kafaları güzeldi zaten, hele Osi'nin kafa bir milyon şeklinde, güle oynaya bir akşam geçirdik. Canlı müzik de vardı ortamda. En sevdiğim şeylerden biri. Her şarkı sonrasında alkışlayan bir biz vardık ekip olarak. Ama kafaların güzelliğinden değil, emeğe saygıdan. Üniversiteden gelmiş sarhoşların ortasında güzel güzel müzik yapan insanlar alkışlanmaz da kim alkışlanır? Bizim burda insanlar da bir garipler. Zaten bayanlar da şıklık (rüküşlük) yarışına girmiş kırım kırım kırıtıyorlardı. Yapmacıklık da en sinir olduğum şeylerden biri. Kendini olduğundan daha farklı göstermeye çalışmak. Ama hepsini boş verdik dün, kendi eğlencemize bakıp komikleşen insanlara güldük :)

@ Bugün Çakıl'ımla görüştük. Buraya gelmesi kesinleşti. 13 Haziranda başımızın üzerinde misafir edeceğiz :) Aklımda bir sürü plan var aslında. Bakalım hangilerini yürürlüğe sokabileceğiz. Bu, Çakılımla ilk buluşmamız olacak. Daha önce İstanbul için niyetlenmiş ama başaramamıştık, bu küçük şirin (!) sahil kasabasında karar kıldık, heyecanlıyım, mutluyum ve de umut doluyum bugün.

@ Unutmadan yazayım, önceki yazılarımda Eskişehir yolculuğumuzla ilgili otobüs maceramızı yazmıştım. İşte o şoföre 200 YTL ceza yazılmış. Çok olmasa da (bana göre sefer değil, fazladan alınan adam başına para kesilmeliydi!) hiç yoktan iyidir işte.

@ Babamın kan tahlil sonuçları çok iyi çıktı. Kolesterolü hiç olmadığı kadar düştü, diyetle 278'den 228'e kadar düşürebilmişti, artık ilaç kullanıyor. İlaç sonrasında 120'ye düştü. Sırada Eko var, umarım ondan da iyi sonuçlar alacağız ve 1. ay kontrolü için Ankara'ya gitmemize gerek kalmayacak.

@ Hepsi bu.

@ Şimdilik... :)

15 Mayıs 2008 Perşembe

Yemek ve konser


Dünkü konser harikaydı. Ama gecenin sonundan değil öncesinden başlayacağım anlatmaya...

İşten erken çıktım azıcık. Yemek yetişmez belki endişem vardı. Eşimin de dışarda işi vardı dolayısıyla o da erken çıktı. Beni iş yerimden aldı ve birlikte eve gittik.

Annemlerde 2 gündür badana var. Oraya buraya gitmekten onlara da bakamadık. O yüzden dün geceden sodalı börek hazırlayıp dinlenmesi için buzdolabına koymuştum. Eve gelince böreği fırına koydum. Sonra yine dünden yıkadığım yeşilliklerle kocaman bir salata yaptım. Daha sonra fırında makarnayı hazırladım. Ben onu yapana kadar börek pişmişti. Onu çıkartıp makarnayı fırına attım.


Sonra yine dünden soslayıp dolaba koyduğum etleri çıkartıp tavaya koydum (Sarımsak, soğan, zeytinyağı, soya sosu, kekik, kırmızı pul biber ile soslamıştım). Etler pişerken üzerine biraz da kırmızı şarap ekledim. Tavaya bir kapak kapattıktan sonra azıcık ev toparladım. Masayı da dünden kurmuştum zaten.


Her şeyi saat gibi kurduktan sonra gidip koltuğa yayıldığımda saat 18:00 idi. Komşular hala ortalıkta yoktu. Ev telefonlarını sürekli aramaktan vazgeçip bu sefer cep telefonlarına yöneldim. Henüz dükkandalardı ama çıkmak üzereydiler. Azıcık daha bekledik. Saat 18:30'a doğru Arya geldi. Eşi müşteri beklediğinden henüz gelememişti. Ne zaman gelir diye fikir yürütmeye çalışırken yemekler pişti ve biz sofraya oturamadık takım tamamlanamadığı için. Makarnayı soğumasın diye fırından çıkartamadım bu durumda. Ama etler için yapılacak çok bir şey yoktu.


19:15 civarında Şef geldi ve masaya oturduk. Konser 20:00 da başlayacaktı. Biletlerimiz Uzunbacaklarda olduğu için öncelikle onlarla buluşmamız ve biletlerimizi almamız gerekiyordu ama bu koşuşturmacada geç kaldık maalesef (özür dileriz tekrar). Geç kalmak en sinir olduğum şeylerden biridir aslında. Ne beklemeyi ne de bekletmeyi sevmem. O yüzden hiçbir zaman hiçbir yere geç kalmamaya çalışırım. Eşim de benim gibidir. Bizi dakikalarca ve hatta saatlerce bekleten kişilere de kızgınlığımızı açıkça ifade ederiz her seferinde. Tabi insanın böyle bir ünü olunca geç kaldığında şaşkınlık oluyor :) Ama gecikmemiz sadece bize bağlı bir şey değildi. Ayrıca konsere geç kalmadık sadece buluşma saatimiz olan 19:45 için geç kaldık (ne affettirici cümleler değil mi? :)



Gelelim konsere.

Konser gecikmeden başladı (alkış!). Tuluyhan Uğurlu piyanosunun başına oturup da ilk şarkı çalmaya başladığında ses adeta başka bir yerden geliyordu. Elleri sanki uçuyordu tuşların üzerinde. İnanılmaz derecede güzeldi. Onunla birlikte 3 kişi daha vardı sahnede. Biri kaval, biri bağlama diğeri de viyola ile eşlik ettiler ona.


Müzik hepimizi içine çekip alırken fonda da Tuluyhan Uğurlu ile ilgili bilgiler, sonrasında dünyanın yaratılışı, dünyanın insanlar tarafından bozuluyor olması ile ilgili son derece güzel bir slayt gösterisi vardı. Müzikler fotoğraflarla öyle güzel bütünleşiyordu ki, çiçekleri, hayvanları gösterirken usul usul, içinize mutluluk sepriyordu. Sıra savaşların anlatıldığı karelere gelince Uğurlu'nun müziği de asileşiyor ve sizde savaşın getirdiği hüznü ve korkuyu bırakıp gidiyordu.

Konseri bırakıp gitmek istedim zaman zaman. Bu, müziğin beni etkilemesinin bir ifadesiydi aslında. Gördüklerim ve duyduklarım karşısında hemen şimdi burdan çıkmalıyım ve bu dünyayı kurtarmalıyım diye safça düşüncelere kapıldım birkaç sefer. Tabi bırakıp çıkmadım. Sonuna kadar içimde bazen mutluluk, bazen öfke bazen de umut dalgalarıyla konserin tadını çıkardım.

Konser bittiğinde hemen girişte satılan Tuluyhan Uğurlu cd lerini alarak hepsini de imzalattık kendisine.

Adam piyano başında hakikaten kendinden geçiyor ve hakikaten harika. Her şarkı arasında kalkıp insanları selamladı. Bunu yaparken yüzünde öyle bir mutluluk vardı ki, siz de ister istemez gülümsüyordunuz bu duruma. Adam acaip mutluydu ya, başka türlü ifade edilemez sanırım.

Kısacası bir gün şansınız olursa kesinlikle gidin ve dinleyin, hatta bu şansı kendiniz yaratın ve mutlaka dinleyin...

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Tek Tek

@ Dün fotoğrafçılık kursumuzun son dersine gittik. Dersten ziyade gezide çektiğimiz fotoğraflara bakmaya, yorumlamaya, pasta börek yemeye ve kursa katılım belgelerimizi almaya gittik aslında :) Güzel de geçti. Fotoğraflarımız beğenildi. Tabi ilk sefer olduğu için de olabilir :) Kurs bitse de üyeliğimizi başlatıp toplantılarına katılmayı ve fotoğraf çekmeye devam etmeyi düşünüyoruz (düşünmekten öte yani, yapacağız).

@ 19 Mayıs tatilini Eskişehir'e giderek değerlendirmeyi düşünüyoruz. Aslında bu da düşünceden öte, biletlerimizi aldık :) Dakyuz ve Osi de katılacak bize. Cumartesi sabah 5 te yola çıkıp önce İstanbul'a sonra trenle Eskişehir'e gideceğiz. Ben ve eşim için ilk Eskişehir turu olacak bu. Dakyuz orda okuduğu için konuya bir hayli hakim. Osi de birkaç kez gitmiş, bir şey dendiğinde yorum yapabiliyor mesela. O yüzden rehberli tur gibi olacak bizim için :) İzlenimlerimizi geldiğimizde yazacağım.

@ Bugün ve yarın iki güzel konsere gideceğiz. Şehrimizde bulunan fabrikanın kuruluş yıldönümüyle ilgili kutlamalar dahilinde iki konser de. Biri il üniversitemizin 6'lı oda konseri, diğeri de Tuluyhan Uğurlu konseri. İkisini de merakla bekliyoruz doğrusu.

@ Müzik öğretmeni olan komşularımızla yakınlaşmaya devam ediyoruz. Perşembe günü yemeğe bize gelecekler. Sonrasında da konsere gideceğiz birlikte. Yemek olarak fırında makarna, şaraplı bonfile ve salata yapacağım. Zamanımız kısıtlı olduğu için çok çeşit yapmayacağım. Bu sefer fotoğraf çekmeye de çalışacağım ayrıca :)

@ Öykücümün paketini aldım. İçinde birbirinden güzel bir sürü şey var, hepsi için tekrar teşekkür ediyorum kendisine :) Ben de Eskişehir dönüşü göndereceğim, burdan müjdesini vereyim :)

@ Bahar hımbıllığını derinden yaşayan biri olarak Boleyn Kızı'nı hala bitiremedim! 820 sayfa da kolay bitmiyor :( Aslında tatilde olsaydık 2 günde rahat bitirirdim ama şu zamanda olmadı. Otobüs-tren yolculuklarının birinde bitirebilmeyi umuyorum :)

@ Bu aralar hakikaten hımbıllık var üzerimde. Pilatesi de bıraktım zaten. Ben bırakmasaydım da yaz tatiline girecekti. Ben birkaç ay öncesinden bırakmış oldum. Göbeğim tekrar sinyal vermeye başladı o yüzden. Arayı tenis ve yelken kurslarıyla kapatmaya çalışacağım deniz mevsimine kadar. Sahil kenarında bir ilçede yaşamamıza ve denizin (bazen) o muhteşem görünüşüne rağmen birkaç yıldır burda denize giremiyoruz maalesef. Deniz mevsimi ancak yıllık izne çıktığımızda başlıyor bizim için. Deniz deyince de aklıma en çok Palamutbükü ve Fethiye geliyor sanırım. Ah tatil ya :(

4 Mayıs 2008 Pazar

Hepsinden biraz

Güzel geçen bir haftasonunun ardından merhaba :)

Ablacım burdaydı. Ankara maceramızda birlikte olamadığımızdan aklına takılmış izin almış gelmiş perşembe gününden. Babamın iyi olduğunu görünce rahatladı biraz. Yine hırala gürele geçti zaman. Ne yaptık ne ettik anlamadık. Bir de küçük yerde yaşıyoruz. Öbür türlü olsaydı heralde bu kadar bile vakit geçiremezdik..

Ablamı cumartesi günü bize kaçırabildik ancak. Onun haricinde annemlerde kaldı. Cumartesi akşam alt kat komşularımız da geldi birlikte wii oynadık, film seyrettik. Gittiklerinde saat 1'e geliyordu. İlk kez bu saatte giden misafirlerimiz oldu sanırım :)

Alt kat komşularımız bizden 3 yaş küçük ama bizden daha uzun zamandır evliler. İkisi de güzel sanatlar lisesinde müzik öğretmeni. Ara sıra alt kattan enfes sesler geldikçe mest olduğumdan bahsetmişimdir daha önce. Evde her türlü enstrüman mevcut sanırım. Piyano sesi, gitar sesi, keman sesi, yan flüt sesi hep hevesle iç geçirerek dinlediğim sesler.. Bugün öğrencilerinin bir konseri de var. Çıkışta gideceğiz. Yarın ondan da bahsederim.

Çalıştıkları tek okul güzel sanatlar lisesi değil. Saatlik olarak tam 5 tane okulda çalışıyorlar para kazanabilmek için. Öğretmen olmak da zor bu memlekette. Tek yerde çalışınca geçimini sağlayacak kadar para kazanamıyorsun. Üstelik yaptığın da bir memleket için en önemli şeylerden biri. Öğretmek. En başta eğitim geliyor (ya da gelmeli) diyoruz hep bir ağızdan ama öğretmenlerimize verdiğimiz değer de bu kadar işte.. Ben çok üzülüyorum gerçekten de.

Şu sabah mahmurluğundan kurtulayım da yeni filmler yazacağım size. Rec, Billy Elliot ve 27 Dresses var sırada..

Ben çayımı içmeye gidiyorum.