piknik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
piknik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2008 Salı

Benden ve bir soru

Önce sorumu sorayım :)

Yorum yaparken aynı safya içinde yorum bölümüne gidilsin istemiyorum. Yorum sayfası yeni pencerede açılıp asıl sayfamın arka planda kalmasını istiyorum. Bunu nasıl sağlayabilirim acaba? Şimdiden teşekkürler :)

Benden kısmına gelince;

Bugün piknik günümüz. Öykücümle konuşurken haftaiçi pikniğe gidiyor olmamızı çok garip karşıladığını anladım :) Tabi büyükşehirlerde bu mümkün değil. Bir de benim bahsettiğim piknik asıl olarak yeme-içme konulu piknikler. Öyle bütün bir güne yayılabilecek bir şey değil. İş çıkışı eve gidip salatamızı hazırlayıp markete gitmek, mangallık et vs almak ve piknik yapacağımız yere ulaşarak mangalımızı yakmaya çalışmak. Bütün bunlar zaten 1-2 saati alıyor. Ondan sonra da bir güzel karnımızı doyurmak, denize girenleri seyretmek, sohbet etmek ve evlere dağılmak geliyor. Haftaiçi için gayet mantıklı bir faaliyet gibi :) En azından yaşadığımız şehir için böyle.

Ben küçükken, hatta büyükken de, ailemle yaptığımız piknikler sabahtan başlasa da mantık hep aynı olurdu. Mangalı yakalım, yemeğimizi yiyelim :) Homini gırtlak bir aileyiz evet :) Ama o zamanlar 40 kiloydum ben. Herkes iskeletor diye çağırırdı beni. Şimdi eski resimlerime bakıyorum da hiç de iskeletor değilmişim, gayet de iyi gözüküyormuşum. Şimdi, daha önce de yazdığım gibi insanlarla ilk olarak göbeğim tanışıyor, sonra sağolsun beni de tanıştırıveriyor :)

Bu arada tenis kurslarımız tam gaz devam ediyor. İlk kur 9 saatten oluşuyordu. Biz 6'sını aldık, geriye 3 kaldı. 2. tura da devam edip topları oradan oraya uçurmayı hedefliyoruz :)

Tenisin benim için faydalarına gelince;

Bir kere fena halde terliyorum. Öyle çok terliyorum ki giydiğim tişört sırılsıklam oluyor ve ders daha bitmeden kendimden nefret ediyorum :) Bunun neresi iyi hemen söyleyeyim, terledikçe toksinleri dışarı atmış oluyorum ve su ihtiyacım azami seviyeye çıkıyor ve mecburen su içiyorum. Normalde deli gibi su içmediğim düşünüldüğünde tenisin beni su içmeye yöneltmesi fevkalade güzel :)

Ayrıca iş yerinde bütün gün hımbıl hımbıl oturduğum ve sıcağın verdiği gevşeklikle eve gidince de koltuğa yayıldığım için tenis benim için yine azami hareket sağlayan bir nimet oluyor. Topları yakalayabilmek ve hedefe yönlendirebilmek için oradan oraya koşuyorum sürekli. Hem ayaklarım, hem ellerim derken aslında birçok kasım da çalışmış oluyor. Pilatesten sonra bundan da çok faydalanacağımı düşünüyorum o yüzden.

Pilates konusunda kafasında şüpheler olanlara da buradan duyurayım. Ben faydasını görmüştüm. 4-5 ay kadar devam ettim. Hem de haftada 3 gün, işten çıkınca koşarak gittim. Üstelik çok vaktim olmadığından sabahları da işe koca spor çantamla gelmek zorunda kalıyordum. Ama gerçekten incelmiştim. Kilo vermedim, ama inceldim. Spor yapmayı bıraktığınız 15. günden sonra vücudunuzun eski haline dönmeye başladığını da söyleyeyim burda. Ben söylemiyorum aslında, eğitmenler söylüyor :)

Böyle işte...

3 Haziran 2008 Salı

Pıff :)

@ Dün babam için kontrole gittik. Ankara'daki doktorunu aradım, yapılması gereken testleri söyledi, bir sıkıntısı yoksa gelmenize gerek bile yok dedi. O yüzden burdaki kalp doktoruna ve bir dahiliye uzmanına gitmeye karar verdik. Kan tahlili, EKG, EKO gibi testler yapıldı. Her şey yolunda görünüyor. Kolesterol seviyelerinin düşmesi, kilo vermesi çok iyimiş, kendine iyi bakmaya devam ederse bir sorunla karşılaşmazmış. Çok sevindik :)

@ Babamla işlerimiz bittikten sonra eşimle buluştuk (o benden geç çıkıyor işten, o çıkana kadar biz her şeyi halletmiştik). Benim iş yerimden iki arkadaşla birlikte gittik grup olarak tenis kursuna yazıldık. Benim giyinecek vaktim olmadığından işten çıktığım kıyafetlerle gittim, tabi eşime spor ayakkablarımı vs almasını tembih ederek. O, şort ve terlikle gelmişti, tabi onun spor ayakkabıları da hazırladığı çantadaydı. Ama nedense (!) tenis hocamız bize ders zamanları spor ayakkabıyla gelmemiz gerektiğini söyledi. Hadi ben neyse de sanki eşim şıpıdıp şıpıdıp terlikle koşacak kortta :)) (Hoca dediğim de benim pilates hocam ayrıca, idi yani)

@ Bugün piknik günümüz. Geçen sene her Salı günü pikniğe gidiyorduk arkadaşlarla. Bu sene Çarşambada karar kılmıştık ama sanırım tenis nedeniyle tekrar salıya döneceğiz. İş çıkışı yine hemen eve gidip her zaman hazır olan piknik çantamıza ek olarak salata yapıp koyacağım. Hepsi budur işte, diğerlerini yol üzerindeki markette buluşarak hallediyoruz her seferinde.

@ Bu aralar Kafka'nın Dava'sını okuyorum. Kısa bir kitap ama her gün oraya koş buraya ışınlan derken epey yavaş gidiyor. Aslında meraklıyım. Bu dava neden açılmış bilen var mı sahi? :)

@ Evelsi gün oturduk Cem Yılmaz'ın 2007'deki şovunu seyrettik. DVD'si çıkmış da sonunda. Komikti, epey güldüm. Ama eskileri daha komikti sanki?

@ Dün de Diary of the Dead diye bir film seyrettik. Gereksiz bir filmdi bence. Ama merak edenler için yazacağım en kısa zamanda.

@ O zaman..

29 Mayıs 2008 Perşembe

Yine benden

Evet aslında bir de...

İki film birden yazdım, lütfen önce onları okuyunuz, öğreniniz, sonra özet çıkartıp bana geri yollayınız.

Görüldüğü üzere Çınar küçük bir bahar sarhoşluğu yaşamakta. En iyisi madde işine geri dönsün (döneyim yani, ben, kendim işte).

@ Aa İndiana Jones için salı seyrettik diye yazmıştım değil mi? Yok yok salı değil pazartesi seyrettik onu. Salı pikniğe gittik :) Dakyüz, Osi, geçen yazımda müzik öğretmenleri diye bahsettiğim komşularımız Arya ve Şef ve tabi biz :) 6 lı olarak gittik pikniğe. Bir güzel karnımızı doyudruk, fotoğraflarımızı çektik. Daha masadan kalkmadan o kadar çok yediğimize pişman olduk her piknik sonrasında olduğumuz gibi.

@ Dün yani çarşambaysa fabrikanın hoşgeldin bahar partisine gittik. Aslında gidip gitmemekte kararsızdık ama hadi hep birlikte gidelim eğlenelim coşkusuna kapılarak gittik. İyki de gitmişiz. Ben hayatımda ilk kez üstüste 3 kadeh şarap içtim ki normalde 1 kadeh şarap da yere serilmeme yetecek dozdur benim için. Ama dün öyle olmadım. Tamam kafam güzeldi, hepimizin kafaları güzeldi zaten, hele Osi'nin kafa bir milyon şeklinde, güle oynaya bir akşam geçirdik. Canlı müzik de vardı ortamda. En sevdiğim şeylerden biri. Her şarkı sonrasında alkışlayan bir biz vardık ekip olarak. Ama kafaların güzelliğinden değil, emeğe saygıdan. Üniversiteden gelmiş sarhoşların ortasında güzel güzel müzik yapan insanlar alkışlanmaz da kim alkışlanır? Bizim burda insanlar da bir garipler. Zaten bayanlar da şıklık (rüküşlük) yarışına girmiş kırım kırım kırıtıyorlardı. Yapmacıklık da en sinir olduğum şeylerden biri. Kendini olduğundan daha farklı göstermeye çalışmak. Ama hepsini boş verdik dün, kendi eğlencemize bakıp komikleşen insanlara güldük :)

@ Bugün Çakıl'ımla görüştük. Buraya gelmesi kesinleşti. 13 Haziranda başımızın üzerinde misafir edeceğiz :) Aklımda bir sürü plan var aslında. Bakalım hangilerini yürürlüğe sokabileceğiz. Bu, Çakılımla ilk buluşmamız olacak. Daha önce İstanbul için niyetlenmiş ama başaramamıştık, bu küçük şirin (!) sahil kasabasında karar kıldık, heyecanlıyım, mutluyum ve de umut doluyum bugün.

@ Unutmadan yazayım, önceki yazılarımda Eskişehir yolculuğumuzla ilgili otobüs maceramızı yazmıştım. İşte o şoföre 200 YTL ceza yazılmış. Çok olmasa da (bana göre sefer değil, fazladan alınan adam başına para kesilmeliydi!) hiç yoktan iyidir işte.

@ Babamın kan tahlil sonuçları çok iyi çıktı. Kolesterolü hiç olmadığı kadar düştü, diyetle 278'den 228'e kadar düşürebilmişti, artık ilaç kullanıyor. İlaç sonrasında 120'ye düştü. Sırada Eko var, umarım ondan da iyi sonuçlar alacağız ve 1. ay kontrolü için Ankara'ya gitmemize gerek kalmayacak.

@ Hepsi bu.

@ Şimdilik... :)

15 Aralık 2007 Cumartesi

Ablam

Çok ilginç bir haftaydı bu hafta. Bütün hafta hem bitmek bilmedi hem de cuma çok çabuk geldi sanki. Değişik düşüncelerde, değişik duygularda olduğum için belki de..

Geceleri uyuyamamam, başhekimle yaptığımız telefon görüşmeleri, öykcüye hazırladığım paket, ablamlarım gelecek olması ve işte cuma.

Bugün İstanbul'dan ablam ve eşi geliyorlar hihoyt :) Canım ablamla keşke aynı şehirde yaşayabilseydik. Burdaki arkadaşlarım, hayatım falan güzel ama hiçbiri ablamın yerini tutamıyor. Üniversitede aynı evde kalırken güzelce geçinip giderdik ve çok mutluyduk diyemeyeceğim :) Tamam iyiydi de sürekli kavga ederdik :) Arkadaş kavgaları gibi olmazdı tabi. Sonuçta ikimizin de başka kardeşi ve yok en büyük dayanak yine birbirimizdik. Sonunda barışır eskisi gibi mutlu mesut yaşardık :)

Ablam çok dağınıktı. Hala da öyledir. Bense çok titizdim. Temizlikten ziyade düzen hastasıydım. Mutfak tezgahının üzeri mutlaka temiz ve boş olmalıydı mesela. Bir çatal bile bırakılsa çıldırırdım. Ablamsa evde tek temiz çatal kalmayana dek bütün çatalları yıkamayabilirdi :) İşte kavgalarımız da hep bu yüzden çıkardı. Canım ablam, öyle çok özlüyorum ki onu..

Ereğli'ye her geldiklerinde içim kıpır kıpır oluyor. Bugün de yine öyleyim. Heyecanla gelmelerini bekliyorum. Mutluluktan ta pazartesinden hazırladım kekleri börekleri :) Ama kahvaltıya yetişemeyecekler her zamanki gibi.. Zaten geldiklerinde de isterlerse pikniğe götüreceğiz onları. Soğukta ne pikniği demeyin! Paltoları giyip de deniz kenarına gider, mangalı yaparız. Soğukta balık ya da sucuk-ekmek yemenin tadı ayrıdır :)

Bu arada aksi gibi nöbetçiyim! Önce işe gitmem gerekiyor. Şu nöbet işini de hala tatlıya bağlayamadık zaten. Allah'ım bizi kurtar şu başhekimden ya!

Amin diyin arkadaşlar! :)