
Dünkü konser harikaydı. Ama gecenin sonundan değil öncesinden başlayacağım anlatmaya...
İşten erken çıktım azıcık. Yemek yetişmez belki endişem vardı. Eşimin de dışarda işi vardı dolayısıyla o da erken çıktı. Beni iş yerimden aldı ve birlikte eve gittik.
Annemlerde 2 gündür badana var. Oraya buraya gitmekten onlara da bakamadık. O yüzden dün geceden sodalı börek hazırlayıp dinlenmesi için buzdolabına koymuştum. Eve gelince böreği fırına koydum. Sonra yine dünden yıkadığım yeşilliklerle kocaman bir salata yaptım. Daha sonra fırında makarnayı hazırladım. Ben onu yapana kadar börek pişmişti. Onu çıkartıp makarnayı fırına attım.

Sonra yine dünden soslayıp dolaba koyduğum etleri çıkartıp tavaya koydum (Sarımsak, soğan, zeytinyağı, soya sosu, kekik, kırmızı pul biber ile soslamıştım). Etler pişerken üzerine biraz da kırmızı şarap ekledim. Tavaya bir kapak kapattıktan sonra azıcık ev toparladım. Masayı da dünden kurmuştum zaten.

Her şeyi saat gibi kurduktan sonra gidip koltuğa yayıldığımda saat 18:00 idi. Komşular hala ortalıkta yoktu. Ev telefonlarını sürekli aramaktan vazgeçip bu sefer cep telefonlarına yöneldim. Henüz dükkandalardı ama çıkmak üzereydiler. Azıcık daha bekledik. Saat 18:30'a doğru Arya geldi. Eşi müşteri beklediğinden henüz gelememişti. Ne zaman gelir diye fikir yürütmeye çalışırken yemekler pişti ve biz sofraya oturamadık takım tamamlanamadığı için. Makarnayı soğumasın diye fırından çıkartamadım bu durumda. Ama etler için yapılacak çok bir şey yoktu.

19:15 civarında Şef geldi ve masaya oturduk. Konser 20:00 da başlayacaktı. Biletlerimiz Uzunbacaklarda olduğu için öncelikle onlarla buluşmamız ve biletlerimizi almamız gerekiyordu ama bu koşuşturmacada geç kaldık maalesef (özür dileriz tekrar). Geç kalmak en sinir olduğum şeylerden biridir aslında. Ne beklemeyi ne de bekletmeyi sevmem. O yüzden hiçbir zaman hiçbir yere geç kalmamaya çalışırım. Eşim de benim gibidir. Bizi dakikalarca ve hatta saatlerce bekleten kişilere de kızgınlığımızı açıkça ifade ederiz her seferinde. Tabi insanın böyle bir ünü olunca geç kaldığında şaşkınlık oluyor :) Ama gecikmemiz sadece bize bağlı bir şey değildi. Ayrıca konsere geç kalmadık sadece buluşma saatimiz olan 19:45 için geç kaldık (ne affettirici cümleler değil mi? :)

Gelelim konsere.
Konser gecikmeden başladı (alkış!). Tuluyhan Uğurlu piyanosunun başına oturup da ilk şarkı çalmaya başladığında ses adeta başka bir yerden geliyordu. Elleri sanki uçuyordu tuşların üzerinde. İnanılmaz derecede güzeldi. Onunla birlikte 3 kişi daha vardı sahnede. Biri kaval, biri bağlama diğeri de viyola ile eşlik ettiler ona.

Müzik hepimizi içine çekip alırken fonda da Tuluyhan Uğurlu ile ilgili bilgiler, sonrasında dünyanın yaratılışı, dünyanın insanlar tarafından bozuluyor olması ile ilgili son derece güzel bir slayt gösterisi vardı. Müzikler fotoğraflarla öyle güzel bütünleşiyordu ki, çiçekleri, hayvanları gösterirken usul usul, içinize mutluluk sepriyordu. Sıra savaşların anlatıldığı karelere gelince Uğurlu'nun müziği de asileşiyor ve sizde savaşın getirdiği hüznü ve korkuyu bırakıp gidiyordu.
Konseri bırakıp gitmek istedim zaman zaman. Bu, müziğin beni etkilemesinin bir ifadesiydi aslında. Gördüklerim ve duyduklarım karşısında hemen şimdi burdan çıkmalıyım ve bu dünyayı kurtarmalıyım diye safça düşüncelere kapıldım birkaç sefer. Tabi bırakıp çıkmadım. Sonuna kadar içimde bazen mutluluk, bazen öfke bazen de umut dalgalarıyla konserin tadını çıkardım.
Konser bittiğinde hemen girişte satılan Tuluyhan Uğurlu cd lerini alarak hepsini de imzalattık kendisine.
Adam piyano başında hakikaten kendinden geçiyor ve hakikaten harika. Her şarkı arasında kalkıp insanları selamladı. Bunu yaparken yüzünde öyle bir mutluluk vardı ki, siz de ister istemez gülümsüyordunuz bu duruma. Adam acaip mutluydu ya, başka türlü ifade edilemez sanırım.
Kısacası bir gün şansınız olursa kesinlikle gidin ve dinleyin, hatta bu şansı kendiniz yaratın ve mutlaka dinleyin...