Müziğin hayatıma kattığı anlam gerçekten çok büyük. Yazılarımı okurken dinlemeniz için
seçtiğim müziklerin de bende ayrı bir yeri vardır. O çok sevdiğim şarkıların arasından yazımla
en çok ilgili olanı bulup paylaşmaya çalışıyorum. Bunun için sevgili Archisugar ve Öykücü'ye tekrar teşekkür ederim.
Bu hafta nöbetçiydim. Her nöbetimde bir vukuat çıkmazsa olmazlardanım ben. Pek tabi ki bu sefer de iç karartıcı bir olay yaşadım. Aslında bu seferki biraz da benden kaynaklandı sanırım.
İcap nöbeti tuttuğumuz için işe gidip eve dönerken hastane aracı gelip bizi alıyor ve gideceğimiz yere bırakıyor tıpki icap nöbeti tutan doktorlara yaptığı gibi. Dün buranın pazarıydı. Her pazar (yani Cumartesi günü) yaptığımız gibi pazara gittik. Bu sefer Badem yoktu ama yanımda. Onun da işe gitmesi gerekiyordu çünkü. Ben de annemi aradım birlikte gittik. Sonra işe gitmem gerekti ben de hastaneyi aradım. Şoför arkadaş zaten bir doktora MR sonuçlarını göstermek için dışarı çıkmış. Ben de gel git olmasın diye daha önceden tedarik ettiğim cep telefonundan aradım şoför arkadaşı. Beni pazaryerinden al diye. Tabi ellerimde pazar poşetleri. İnsan hem ev hanımlığı hem iş kadınlığı yapınca böyle oluyor. Gerçi normalde Badem'le alışveriş yaptığımız için poşetler kendi arabamızda kalır ben de hastane aracıyla işe giderdim ama dedim ya işte bu sefer Badem yanımda değildi. Biz yolda beklerken bir de baktık ambulans geldi. Hastanenin taşıma araçları da var ama doktora gideceği için hasta çıkar düşüncesiyle ambulansla gelmiş şoför arkadaş. Ben de pazar poşetleriyle ambulansa bindim, yanımda annem de var tabi. İşin iç yüzünü bilmeyen için dışardan oldukça kötü bir manzara, kabul.
Bir duyarlı vatandaş çatdadanak bizi şikayet etmiş 112'ye. Ambulansı pazar eşyalarını taşımak
için kullanıyorlar diye! Haydaa!! Nöbetçiyim diye her an aranabilirim kaygısıyla tüm hafta evde oturmam gerekiyor demek ki! Böyle bir manzarayla ben karşılaşsam ben de hoşlanmayabilirdim ama insanların bu kadar sabırsız ve önyargılı olmalarına üzüldüm biraz. İşe gidince hemen 112'yi arayıp mantıklı olan açıklamamı yaptım. Pazardaydım ve işe gitmem gerekti, mecburen elimde pazar poşetlerim vardı. Nöbetçi doktor da anlayışla karşıladı beni ama telefonu kapatmadan önce bir uyarı yapmaktan da geri kalmadı : Bir dahaki sefere bu kadar çok poşetle yolculukla yapmayın.
Oldu!
Oldu mu şimdi?
Bence pek de olmadı. Şikayet eden vatandaş keşke şunu da düşünseydi mesela. Bu ambulans pazar poşetlerini almak için mi yola çıktı sadece yoksa yol üzerinde diye bunları da mı alayım dedi. Serviste yatan hastasını muayene etmeye gelmeyen bir doktora MR sonucu göstermek için yola çıkmıştı ambulans. Vatandaş bunu bilseydi o doktoru da şikayet eder miydi acaba? Bunu çok merak ettim. Merak ettim etmesine de böyle bir olay yaşadığım için dünden beri acaip huzursuzum. Kaş yapayım derken göz çıkaranlardanım. Keşke gel git olmasın diye düşünmeyip ambulansın hastaneye gitmesini sonra da pazar poşetlerimi koyduğumda dikkat çekmeyecek
olan diğer araçla beni almaya gelmesini bekleseydim.
Daha önce yazdığım takıntı yazısına bir örnektir bu da. Taktım mı tam takarım. İçi beni dışı da beni yakanlardanım. Bu üzüntüyü 1 hafta atlatamayacak olanlardanım :(
nöbetçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nöbetçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ocak 2008 Pazar
15 Aralık 2007 Cumartesi
Ablam
Çok ilginç bir haftaydı bu hafta. Bütün hafta hem bitmek bilmedi hem de cuma çok çabuk geldi sanki. Değişik düşüncelerde, değişik duygularda olduğum için belki de..
Geceleri uyuyamamam, başhekimle yaptığımız telefon görüşmeleri, öykcüye hazırladığım paket, ablamlarım gelecek olması ve işte cuma.
Bugün İstanbul'dan ablam ve eşi geliyorlar hihoyt :) Canım ablamla keşke aynı şehirde yaşayabilseydik. Burdaki arkadaşlarım, hayatım falan güzel ama hiçbiri ablamın yerini tutamıyor. Üniversitede aynı evde kalırken güzelce geçinip giderdik ve çok mutluyduk diyemeyeceğim :) Tamam iyiydi de sürekli kavga ederdik :) Arkadaş kavgaları gibi olmazdı tabi. Sonuçta ikimizin de başka kardeşi ve yok en büyük dayanak yine birbirimizdik. Sonunda barışır eskisi gibi mutlu mesut yaşardık :)
Ablam çok dağınıktı. Hala da öyledir. Bense çok titizdim. Temizlikten ziyade düzen hastasıydım. Mutfak tezgahının üzeri mutlaka temiz ve boş olmalıydı mesela. Bir çatal bile bırakılsa çıldırırdım. Ablamsa evde tek temiz çatal kalmayana dek bütün çatalları yıkamayabilirdi :) İşte kavgalarımız da hep bu yüzden çıkardı. Canım ablam, öyle çok özlüyorum ki onu..
Ereğli'ye her geldiklerinde içim kıpır kıpır oluyor. Bugün de yine öyleyim. Heyecanla gelmelerini bekliyorum. Mutluluktan ta pazartesinden hazırladım kekleri börekleri :) Ama kahvaltıya yetişemeyecekler her zamanki gibi.. Zaten geldiklerinde de isterlerse pikniğe götüreceğiz onları. Soğukta ne pikniği demeyin! Paltoları giyip de deniz kenarına gider, mangalı yaparız. Soğukta balık ya da sucuk-ekmek yemenin tadı ayrıdır :)
Bu arada aksi gibi nöbetçiyim! Önce işe gitmem gerekiyor. Şu nöbet işini de hala tatlıya bağlayamadık zaten. Allah'ım bizi kurtar şu başhekimden ya!
Amin diyin arkadaşlar! :)
Geceleri uyuyamamam, başhekimle yaptığımız telefon görüşmeleri, öykcüye hazırladığım paket, ablamlarım gelecek olması ve işte cuma.
Bugün İstanbul'dan ablam ve eşi geliyorlar hihoyt :) Canım ablamla keşke aynı şehirde yaşayabilseydik. Burdaki arkadaşlarım, hayatım falan güzel ama hiçbiri ablamın yerini tutamıyor. Üniversitede aynı evde kalırken güzelce geçinip giderdik ve çok mutluyduk diyemeyeceğim :) Tamam iyiydi de sürekli kavga ederdik :) Arkadaş kavgaları gibi olmazdı tabi. Sonuçta ikimizin de başka kardeşi ve yok en büyük dayanak yine birbirimizdik. Sonunda barışır eskisi gibi mutlu mesut yaşardık :)
Ablam çok dağınıktı. Hala da öyledir. Bense çok titizdim. Temizlikten ziyade düzen hastasıydım. Mutfak tezgahının üzeri mutlaka temiz ve boş olmalıydı mesela. Bir çatal bile bırakılsa çıldırırdım. Ablamsa evde tek temiz çatal kalmayana dek bütün çatalları yıkamayabilirdi :) İşte kavgalarımız da hep bu yüzden çıkardı. Canım ablam, öyle çok özlüyorum ki onu..
Ereğli'ye her geldiklerinde içim kıpır kıpır oluyor. Bugün de yine öyleyim. Heyecanla gelmelerini bekliyorum. Mutluluktan ta pazartesinden hazırladım kekleri börekleri :) Ama kahvaltıya yetişemeyecekler her zamanki gibi.. Zaten geldiklerinde de isterlerse pikniğe götüreceğiz onları. Soğukta ne pikniği demeyin! Paltoları giyip de deniz kenarına gider, mangalı yaparız. Soğukta balık ya da sucuk-ekmek yemenin tadı ayrıdır :)
Bu arada aksi gibi nöbetçiyim! Önce işe gitmem gerekiyor. Şu nöbet işini de hala tatlıya bağlayamadık zaten. Allah'ım bizi kurtar şu başhekimden ya!
Amin diyin arkadaşlar! :)
16 Ekim 2007 Salı
Son zamanlarda neredeydim
Merhaba sevgili takipçilerim.. O kadar uzun zamandır yazamadım ki hala takipçim olup olmadığından emin değilim aslında..
Başım her zamanki gibi belada. Yine anlatacak çok şeyim, dalacak çok insanım, parçalayacak çok başıbüyüğüm var. Hep güzel şeylerden bahsedebilsem keşke. Mesela dün sonunda Ratatoulle'i seyredebildik Badem'le. Büyük bir hevesim de vardı güzel güzel anlatayım diye. Anlatacağım da ama ruhum o kadar sıkıldı ki..
Geçen hafta izindeydim bildiğiniz gibi. Öpüşen balıklarla geçen güzel bir tatil geçirdik Badem'le.
Dönüşümüzse tam bir kabustu. İşe Pazartesi günü öğleden sonra başladım. Masamın üzeri gelen malzeme faturaları, kontrol edilmesi gereken reçeteler, talep edilmesi gereken ilgisiz dilekçelerle dolu..
İlk gün zaten problem çözmeyle geçti. Bir de nöbet sırası bana gelmiş, bütün hafta ben nöbetçiymişim. Nöbet dediğim de icap nöbeti. İcap ettiğinde gelip eczaneyi açıyoruz yani. Dün iş çıkışı bir de pilates kursum vardı. Dışarda acaip bir yağmur var. O kadar ki kurs çıkışı Badem gelip beni alamayabilir, taksi çağırıp gideceğim. Neyse Dakyüz arabayla gelmiş o gün, o bırakmak için ısrar edince onunla eve döndüm. Eve girdim tak telefon çaldı. İş yerinden arıyorlar. Işıklar açık kalmış!!
SSK dönemindeyken her tarafı eczane olarak kullanılan ve eczane için yapılmış 3 katlı koca bir eczane binamız var. Hala da eczane binası olarak geçer. Ama biz ikinci katta tıkıldık kaldık. Üst katımızı arşive alt katımızı da sigorta servisine verdiler. Alt kat komşumuzla problemimiz yok, giriş çıkış kapılarımız ayrı çünkü bağlı bulunduğumuz kurumlar da ayrı. Onlar SSK, biz S.B.
Ama üst kat komuşumuz feci. Daha önce de yaşanmış bir vukuatımız var kendisiyle. Bunlar da hep seni mi buluyor diyeceksiniz. Hayır, ben onları buluyorum. Salaklığa ve haksızlığa tahammülüm yok çünkü..
Neyse, dün akşam, vukuat 2, üst kat komşumuz kendi mekanının ışıklarını ve camlarını açık unutmuş! Yağmur deli gibi. Mekan da arşiv mekanı. Sırf kağıt yani. Su görse ziyan olup gidecek. Ama yukardaki o kadar büyük insan ki ( yukarda ya, kendini harbi üst mevkilerde zannediyor) camları falan kapatmadan iş yerini terk edebiliyor. Bizim mekan da eczane. Başka bir deyişle para. Yani büyük sorumluluk.. Dolayısıyla pek bilinçli ve sorumlu üst kat komşumuzla mecburiyetten aynı kapıyı kullansak da tek anahtar bizde. E cam açık ne olacak. Nöbetçi eczacı var ya, o çağırılıacak cam kapatmak için. Ben yani. Bir numaralı amele.
Giderim tamam, ama cam falan kapatamam ben. Kim açık bıraktıysa o gelir, ben kapıyı açarım, o camını kapatır..
"Tamam" diyor nöbetçi memur "o da gelecek zaten."
Bu arada şoförün gelip beni alması için 40 dakika kadar yağmur altında bekliyorum. Evde beklemiyorum çünkü hemen geliyorum dediler. Safım ya çünkü. İyi niyetli bir salağım. Hemen geleceklerine inanıp dışarı çıkıyorum.. Neyse 40 dakikalık ıslak bir bekleyişten sonra meşhur eczane binasının önüne gidiyorum. Güvenlikçi arkadaş da geliyor. Ona soruyorum biri gelecek cam kapatmaya değil mi diye. Evet diyor bana. Birlikte bekleşiyoruz. Aradan 10 dakika geçince ben yine aramalarıma geçiyorum. Hep cepten.. Önemli değil. Memleket meselesi ya hemen çözmem lazım..
Meğer cam kapatmaya gelecek arkadaş, benle bekleşen güvenlikçi arkadaş! Ama memleketim insanı o kadar akıllı ki beni beklediğinin farkında değil!
Neyse bu konuyu da hallediyoruz. Kapıyı açıyorum. Güvenlikçi arkadaş ışık ve camları kapamaya gidiyor. Aradan 5 dakika geçiyor bir gelişme yok. Merak edip merdivenin altına gidiyor ve sesleniyorum. Yukarda bir kişiden fazla var. Sesler geliyor..
Meğer üst kattaki süper zeki komşumuz temizlik personelini kendi yerine odasında bırakıp işlerini ona devrediyor. Bizim safko da, üç kuruşluk maaşını kaybetmek korkusuyla amirinin sözünü dinliyor ve hiç işi olmamasına rağmen evrak düzenlemeye çalışıyor.
İşin acısı, bu dahi ayıcık arandığında bu konudan bahsetmiyor ve ben boşu boşuna özel yaşantımın 1,5 saatini hastane yollarında, sinir hastası olma yolunda harcayıp gidiyorum. Islanmışım ona mı yanayım, nöbetçi eczacıyım ama ilaç vermek yerine her türlü ıvır zıvır için bile nöbete çağırılabiliyorum ona mı yanayım, bu konuda koltuk meraklılarına tutanak tutup yolluyorum ama olumlu bir sonuç alamıyorum ona mı yanayım, sıcacık evimde oturup güzel güzel filmimi seyredememişim ona mı yanayım, o saate kadar aç kalmışım ona mı yanayım?
Bütün yaşadıklarım bundan ibaret de değil.. Bugün, işe başlamışım izinden sonra daha ikinci günüm, farkeder mi ayrı, her zamanki gibi mesai saatim bitince 17:00 da işten çıkmışım. Durakta minibüs yok. Mecbur taksiye atlamışız arkadaşla, çarşıya ineceğiz. 5 dakikalık çarşı ama biz daha ulaşamadan tak telefon. Nöbetçi memur yine nöbetçi eczacıyı arıyor. Yine ne var? Bir serviste ilaç bitmiş. Ne ilacı? Öksürük ilacı. Hayata haiz değil yani. Üstelik bugün aynı servise bir kaç şişe söz konusu şuruptan vermişiz. Ama olmaz diyor hemşire. O başka hastanın. Bir gece bir ölçek alıp idare edemeyiz. Niye?
Kılsınız çünkü kardeşim! O yüzden idare falan edemezsiniz de bu kıllık nereden geliyor onu anlayamadım.. Her türlü yardımı gösteriyoruz biz size. İlaçları tanımıyoruz diyorsunuz her birine ayrı ayrı poşet hazırlayıp üzerlerine isimlerini yapıştırıyoruz. Muadil ilaç bilmiyoruz diyorsunuz. Hepinizin elinde vademecum var oysa. Ama bakması zor geliyor. Neyse o da problem değil. Eczacı olan biziz. İlacı biz biliriz doğru deyip güzel bir muadil listesi hazırlıyoruz. Üstelik liste iki şekilde işliyor. İkisi de alfabetik. Birinden her ilaca tek tek bakıp muadillerini bulabiliyorsun diğerinden bir bakışta bir ilacın bütün muadillerini görebiliyorsun. Ama o da yetmiyor. Niyeyse anlayamıyorlar bir türlü..
Bu arada ben hala şoför bekliyorum. Bu sefer akıllıydım oysa, şoför gelmeden evden dışarı çıkmayacaktım. Ama aksilik bu ya, bu sefer evde yakalamadılar beni. Zaten dışardayım. Gelen şoförü haşlıyorum. Ama aslında onun hatası değil. Sonuçta hastanede tek nöbetçi şoför var ve bir hastayı hastaneye yetiştiriyor. Benimki mesele değil zaten de mesele ediyorlar işte. Neyse özrümü de diliyorum şoförden ama sinirlerim bozulmuş bir kere. Koca bir hüngürt çekip ağlıyorum. Deli gibi. Susturabilene aşkolsun. 1 senedir yaşıyorum işte ben bu problemi.
Yarın yine dilekçe günü. Zaten iş yerinde olmasa bile aşağı yukarı her gün bir yere dilekçe yazıyorum. Bir firmanın malı mı kusurlu, şapırt dilekçe, kargolar geç mi getirdiler, şapırt dilekçe. Adım dilekçeçi eczacıya çıktı. Ha bir de sıfırcı perihan var. O da benim! Adım perihan değil ama perihanın da bir mazisi var benim için :) O yüzden sıfırcı perihanım.
Yarın da eczaneleri teftişe çıkacağım. Bu sinirle kimle kapışacağım bilmiyorum. Çünkü eminim bir sürü aksaklık bulacağım ve tutanak yazmak da sıfırcı perihan ve dilekçeci eczacı olarak bana düşecek. Ne diyeyim hayırlısı..
Başım her zamanki gibi belada. Yine anlatacak çok şeyim, dalacak çok insanım, parçalayacak çok başıbüyüğüm var. Hep güzel şeylerden bahsedebilsem keşke. Mesela dün sonunda Ratatoulle'i seyredebildik Badem'le. Büyük bir hevesim de vardı güzel güzel anlatayım diye. Anlatacağım da ama ruhum o kadar sıkıldı ki..
Geçen hafta izindeydim bildiğiniz gibi. Öpüşen balıklarla geçen güzel bir tatil geçirdik Badem'le.
Dönüşümüzse tam bir kabustu. İşe Pazartesi günü öğleden sonra başladım. Masamın üzeri gelen malzeme faturaları, kontrol edilmesi gereken reçeteler, talep edilmesi gereken ilgisiz dilekçelerle dolu..
İlk gün zaten problem çözmeyle geçti. Bir de nöbet sırası bana gelmiş, bütün hafta ben nöbetçiymişim. Nöbet dediğim de icap nöbeti. İcap ettiğinde gelip eczaneyi açıyoruz yani. Dün iş çıkışı bir de pilates kursum vardı. Dışarda acaip bir yağmur var. O kadar ki kurs çıkışı Badem gelip beni alamayabilir, taksi çağırıp gideceğim. Neyse Dakyüz arabayla gelmiş o gün, o bırakmak için ısrar edince onunla eve döndüm. Eve girdim tak telefon çaldı. İş yerinden arıyorlar. Işıklar açık kalmış!!
SSK dönemindeyken her tarafı eczane olarak kullanılan ve eczane için yapılmış 3 katlı koca bir eczane binamız var. Hala da eczane binası olarak geçer. Ama biz ikinci katta tıkıldık kaldık. Üst katımızı arşive alt katımızı da sigorta servisine verdiler. Alt kat komşumuzla problemimiz yok, giriş çıkış kapılarımız ayrı çünkü bağlı bulunduğumuz kurumlar da ayrı. Onlar SSK, biz S.B.
Ama üst kat komuşumuz feci. Daha önce de yaşanmış bir vukuatımız var kendisiyle. Bunlar da hep seni mi buluyor diyeceksiniz. Hayır, ben onları buluyorum. Salaklığa ve haksızlığa tahammülüm yok çünkü..
Neyse, dün akşam, vukuat 2, üst kat komşumuz kendi mekanının ışıklarını ve camlarını açık unutmuş! Yağmur deli gibi. Mekan da arşiv mekanı. Sırf kağıt yani. Su görse ziyan olup gidecek. Ama yukardaki o kadar büyük insan ki ( yukarda ya, kendini harbi üst mevkilerde zannediyor) camları falan kapatmadan iş yerini terk edebiliyor. Bizim mekan da eczane. Başka bir deyişle para. Yani büyük sorumluluk.. Dolayısıyla pek bilinçli ve sorumlu üst kat komşumuzla mecburiyetten aynı kapıyı kullansak da tek anahtar bizde. E cam açık ne olacak. Nöbetçi eczacı var ya, o çağırılıacak cam kapatmak için. Ben yani. Bir numaralı amele.
Giderim tamam, ama cam falan kapatamam ben. Kim açık bıraktıysa o gelir, ben kapıyı açarım, o camını kapatır..
"Tamam" diyor nöbetçi memur "o da gelecek zaten."
Bu arada şoförün gelip beni alması için 40 dakika kadar yağmur altında bekliyorum. Evde beklemiyorum çünkü hemen geliyorum dediler. Safım ya çünkü. İyi niyetli bir salağım. Hemen geleceklerine inanıp dışarı çıkıyorum.. Neyse 40 dakikalık ıslak bir bekleyişten sonra meşhur eczane binasının önüne gidiyorum. Güvenlikçi arkadaş da geliyor. Ona soruyorum biri gelecek cam kapatmaya değil mi diye. Evet diyor bana. Birlikte bekleşiyoruz. Aradan 10 dakika geçince ben yine aramalarıma geçiyorum. Hep cepten.. Önemli değil. Memleket meselesi ya hemen çözmem lazım..
Meğer cam kapatmaya gelecek arkadaş, benle bekleşen güvenlikçi arkadaş! Ama memleketim insanı o kadar akıllı ki beni beklediğinin farkında değil!
Neyse bu konuyu da hallediyoruz. Kapıyı açıyorum. Güvenlikçi arkadaş ışık ve camları kapamaya gidiyor. Aradan 5 dakika geçiyor bir gelişme yok. Merak edip merdivenin altına gidiyor ve sesleniyorum. Yukarda bir kişiden fazla var. Sesler geliyor..
Meğer üst kattaki süper zeki komşumuz temizlik personelini kendi yerine odasında bırakıp işlerini ona devrediyor. Bizim safko da, üç kuruşluk maaşını kaybetmek korkusuyla amirinin sözünü dinliyor ve hiç işi olmamasına rağmen evrak düzenlemeye çalışıyor.
İşin acısı, bu dahi ayıcık arandığında bu konudan bahsetmiyor ve ben boşu boşuna özel yaşantımın 1,5 saatini hastane yollarında, sinir hastası olma yolunda harcayıp gidiyorum. Islanmışım ona mı yanayım, nöbetçi eczacıyım ama ilaç vermek yerine her türlü ıvır zıvır için bile nöbete çağırılabiliyorum ona mı yanayım, bu konuda koltuk meraklılarına tutanak tutup yolluyorum ama olumlu bir sonuç alamıyorum ona mı yanayım, sıcacık evimde oturup güzel güzel filmimi seyredememişim ona mı yanayım, o saate kadar aç kalmışım ona mı yanayım?
Bütün yaşadıklarım bundan ibaret de değil.. Bugün, işe başlamışım izinden sonra daha ikinci günüm, farkeder mi ayrı, her zamanki gibi mesai saatim bitince 17:00 da işten çıkmışım. Durakta minibüs yok. Mecbur taksiye atlamışız arkadaşla, çarşıya ineceğiz. 5 dakikalık çarşı ama biz daha ulaşamadan tak telefon. Nöbetçi memur yine nöbetçi eczacıyı arıyor. Yine ne var? Bir serviste ilaç bitmiş. Ne ilacı? Öksürük ilacı. Hayata haiz değil yani. Üstelik bugün aynı servise bir kaç şişe söz konusu şuruptan vermişiz. Ama olmaz diyor hemşire. O başka hastanın. Bir gece bir ölçek alıp idare edemeyiz. Niye?
Kılsınız çünkü kardeşim! O yüzden idare falan edemezsiniz de bu kıllık nereden geliyor onu anlayamadım.. Her türlü yardımı gösteriyoruz biz size. İlaçları tanımıyoruz diyorsunuz her birine ayrı ayrı poşet hazırlayıp üzerlerine isimlerini yapıştırıyoruz. Muadil ilaç bilmiyoruz diyorsunuz. Hepinizin elinde vademecum var oysa. Ama bakması zor geliyor. Neyse o da problem değil. Eczacı olan biziz. İlacı biz biliriz doğru deyip güzel bir muadil listesi hazırlıyoruz. Üstelik liste iki şekilde işliyor. İkisi de alfabetik. Birinden her ilaca tek tek bakıp muadillerini bulabiliyorsun diğerinden bir bakışta bir ilacın bütün muadillerini görebiliyorsun. Ama o da yetmiyor. Niyeyse anlayamıyorlar bir türlü..
Bu arada ben hala şoför bekliyorum. Bu sefer akıllıydım oysa, şoför gelmeden evden dışarı çıkmayacaktım. Ama aksilik bu ya, bu sefer evde yakalamadılar beni. Zaten dışardayım. Gelen şoförü haşlıyorum. Ama aslında onun hatası değil. Sonuçta hastanede tek nöbetçi şoför var ve bir hastayı hastaneye yetiştiriyor. Benimki mesele değil zaten de mesele ediyorlar işte. Neyse özrümü de diliyorum şoförden ama sinirlerim bozulmuş bir kere. Koca bir hüngürt çekip ağlıyorum. Deli gibi. Susturabilene aşkolsun. 1 senedir yaşıyorum işte ben bu problemi.
Yarın yine dilekçe günü. Zaten iş yerinde olmasa bile aşağı yukarı her gün bir yere dilekçe yazıyorum. Bir firmanın malı mı kusurlu, şapırt dilekçe, kargolar geç mi getirdiler, şapırt dilekçe. Adım dilekçeçi eczacıya çıktı. Ha bir de sıfırcı perihan var. O da benim! Adım perihan değil ama perihanın da bir mazisi var benim için :) O yüzden sıfırcı perihanım.
Yarın da eczaneleri teftişe çıkacağım. Bu sinirle kimle kapışacağım bilmiyorum. Çünkü eminim bir sürü aksaklık bulacağım ve tutanak yazmak da sıfırcı perihan ve dilekçeci eczacı olarak bana düşecek. Ne diyeyim hayırlısı..
Etiketler:
amir,
eczacılık,
nöbetçi,
sorumluluk,
sorumsuzluk,
şoför
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)