Marisa Tomei etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marisa Tomei etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2009 Salı

Happy Accidents, 2000 (7,4)



Ruby (Marisa Tomei) erkek arkadaş bakımından çok şanslı değildir. Kendini hep "kaybedenlere" bağlıyken bulur.



Bir gün bankta otururken Sam Deed (Vincent D'Onofrio) ile tanışır. Sam diğer erkek arkadaşlarından çok farklıdır. Hem iyi hem de kötü anlamda elbette :) Daha naziktir, daha romantiktir ama bir o kadar da gariptir. Küçük köpeklerden bile dünya kadar korkar. Bazı şeyleri ilk kez görmüş gibi şaşkınlıkla bakar çevresine vs.

Ruby ilişkilerinin 3. ayında evde Sam'in kağıtlarının arasında bir resim bulur. Karakalem çizilmiş olan bir kadın resmi vardır. Altında da satırlarca yazılmış aynı isim : Christie Delancey.

Ruby bu durum karşısında sinir krizi geçirince Sam her şeyi açıklamak zorunda kalır. O bir zaman yolcusudur. 2470 yılından geçmişe yolculuk yapmıştır. Bu yolculuğun sebebi de aslında Ruby'dir. Gelecekte onun bir fotoğrafını bulmuş ve onu aramak için geçmişe gelmiştir.

Film konu itibariyle eğlenceli gibi gözükse de ben çok ahım şahım bulmadım doğrusunu söylemek gerekirse. Daha komik ve eğlenceli olabilirdi sanki. Gerçi beğenen beğenmiş ki IMDB'de 7,4 gibi gayet yüksek bir puan almış.

Brad Anderson hem yazmış hem yönetmiş bu filmi. Kendisi aslen (aslında daha sonra başladı) çok sevgili dizim Fringe'in 5 bölümünü yöneterek gönlümüze taht kurmuş bulunuyor :) 2008 yapımı Transiberrian'ı da Anderson yönetmişti, o da güzel filmdi.



Marisa Tomei'yi ilk olarak Only You'da seyretmiştik 1994'te. O film de bana hep geçmişimi hatırlatır. Aşkını aramak için yolculuğa çıkan bir kadın olarak karşımızdadır orada Tomei. Hoş bir filmdi bence. Daha sonra 1995'te Four Rooms adlı yine beğenerek seyrettiğimiz bir filmle karşımıza çıkmıştı. 2000 yapımı The Watcher ve What Woman Want, 2006 yapımı Danika ve Rescue Me,2007 yapımı Before The Devil Knows You're Dead ve 2008 yapımı The Wrestler diğer filmlerinden.



Gelecekten gelen sevimli adamımız Vincent D'Onofrio'nun film listesi de oldukça kalabalık. 1987 yapımı Full Metal Jacket eminim çok tanıdık gelecektir size. 1988 yapımı Mystic Pizza'da da eminim hatırlayacaksınız Julia Roberts ile birlikte. 1996 yapımı Feeling Minnesota, 1997 yapımı Men In Black 2, 2000 yapımı The Cell diğer filmlerinden.

23 Eylül 2008 Salı

Danika, 2006 (5,8)



Sevgili 7. Oda’nın sayfasında görmüştüm bu filmi. Yazdıkları merakımı celbetmişti epey, arşivimizde de varmış, haliyle sıraya aldık bu filmi ve nihayet dün seyredebildik.

Güzel bir müzikle başlıyor film. Korku-gerilim hissi veren ve insanın içine işleyen bir müzikle. Sonra bir kadının sesini duyuyoruz, derinlerden gelen. “İyileşeceğim” diyor kendi kendine. Oradan bir araba sahnesine atlıyoruz. İlk karede gördüğümüz güzel kadın araba kullanıyor. Burada hemen aklımıza bir film geliyor : À l'intérieur. Ve işte film başlıyor.



Danika (Marisa Tomei) evlidir ve 3 çocuk annesidir. Bütün günü çocukları için endişelenerek geçer. Sürekli olarak çocuklarının başına bir şey geleceğinden korkar ve sonunda halüsinasyon görmeye başlar.



Danika bir bankada çalışmaktadır. Hesaplarının yine yanlış olduğu gerekçesiyle banka müdürünün yanına çağırılır. Hesapların acilen düzeltilmesi gereklidir ve müdür rahat çalışabilmesi için odasını Danika’ya vererek kendisi dışarı çıkar. Odada dışarısını gösteren bir de televizyon vardır, bankanın kamere sistemi bu odaya kurulmuştur çünkü. Danika işlerine başlarken dışarıda bir anda bir hareketlilik olur. Silahlı adamlar bankaya gelmiş ve insanları tehdit etmeye başlamıştır. Birkaç kişiye ateş de ederek onları öldürürler, ateş edilenlerin arasında müdür de vardır. Danika çok korkar ve korkudan kendini kaybeder adeta. Ekranda adamlardan birinin, kendisinin içinde olduğu odaya doğru geldiğini görür ve bir köşeye siner. Kapı yavaşta açılır ve bam! İçeri giren müdürden başkası değildir ve dışarıda her şey çok normaldir…



Danika çocukları için duyduğu endişe nedeniyle çok gergindir ve bu tip halüsinasyonlar hep stresine bağlanır. Bir psikiatriste giderek ilaç da kullanmaya başlar. Ama sanki her şey daha da kötüye gitmektedir. Kocası Randy (Craig Bierko) Danika için endişelense de elinden bir şey gelmez.

Bütün bunlar gösterilirken hop eski bir kareye döneriz. Bir bakarız Danika ilk karelerdeki gibi kendi kendini iyileşeceği konusunda teskin etmektedir ve bu karede çocukları küçüktür…

Film güzeldi bence de. Badem çok beğenmedi. Sebebi de sanırım korku filmi seyretmek için kendini hazırlaması ama filmi korkudan çok dram etiketli gibi görmesiydi. Evet bazı kareler aniden önünüze geldiğinden ara sıra ürküyorsunuz ama filmin sonunda ben de dram seyrettiğimi düşünmeden edemedim ve yine de beğendim filmi. Marisa Tomei güzel bir oyunculuk çıkarmış bence bu filmde de. İçinde bulunduğu o ruh halini o kadar iyi yansıtmış ki, altyazı geçmese bile kadının halinden anlayabiliyorsunuz durumunu.

Film 2006 yapımı aslında, o kadar da yeni değil. Çok yönetmenlik deneyimi olmayan da bir yönetmeni var : Ariel Vromen. Başarılı buldum ben. IMDB’de 5,8 puan almış gerçi.



Marisa Tomei’den en son Before The Devil’s Know You’re Dead’de bahsetmiştim. Gerçi o zamanlar çok açıklayıcı şeyler yazmıyormuşum :) Çok beğenerek seyrediyorum ben kendisini. Acaip şeker ve güzel bir yüzü var bence. Onu ilk kez 1994'de Robert Downey Jr.'la birlikte rol aldığı Only You'da seyretmiştik. Orada epey zayıftı gerçi. Hatırlar mısınız bilmem, ama o filmi de çok şeker bulurum ben :) Daha sonra 1995'te daha dün bahsettiğim Tim Roth ile birlikte Four Rooms'ta rol almıştı. 2000'de Keanu Reeves'in başrolde olduğu The Watcher'da da rol almış ama oradan hatırlayamadım bir anda. Aynı yıl Mel Gibson'ı bizlerle buluşturan What Woman Want'ta ve 2001'de birçok dalda Oscar'a aday gösterilen In The Bedroom'da oynamıştı.



Craig Bierko’yu Inside Man'de bahsettiğim Clive Owen'la karıştırıyorum hep :) 2001'den önce oynadığı filmlerin çoğunu bilmiyorum. İsmi tanıdık gelenleriyse seyretmedim. 2001'de Kate & Leopold'da seyretmişiz yalnız. 2005'te de Cinderella Man'de karşımıza çıkmış. 2007'de de şimdilerde hastası olduğumuz Nip / Tuck dizisinin bir bölümünde rol almış, tabi biz daha yeni seyredebildik. Bir ara o diziyi de öveceğim :)

Hamiş : Film müziklerini bulamadım. Ama bu filme uygun düşeceğini düşündüğüm bir şarkıyı ekliyorum dinlemeniz için. Çok da severim hani. Alanis Morissette'den Your Congratulations.

1 Nisan 2008 Salı

Before The Devil Knows You're Dead

Eşim iyileştiği için sinema günlerimize geri döndük dostlar. Birikmiş iki filmim bile var yeni seyrettiklerimden. Ama daha öncelerden seyredip de size anlatamadığım o kadar film var ki, üşengeçlikten :(


Önce "Before The Devil Knows You're Dead" den bahsedeyim. Para hırsının iki kardeşi nasıl kötü etkilediğini görüyor ve bir aile dramına tanık oluyoruz bu filmde.

Andrew ve Henry Hanson kardeşler para sıkıntısı çekmektedir. Andrew (Philip Seymour Hoffman) Henry'ye (Ethan Hawke) bir mücevher dükkanını soymaktan bahseder. Söz konusu olan ailesinin mücevher dükkanı olsa da içinde bulundukları durumu düşününce planı uygulamaya koyarlar.



Daha önce bu dükkanda çalıştıklarından içerisini çok iyi bilmektedirler. Kasanın yerini, anahtarları, her sabah gelen kadını bilirler ve buna göre plan yaparlar. Andrew tanınabileceği korkusuyla sadece olaya yön veren adam olacaktır. Dükkana girip soygunu yapacak olan Henry'dir. Ama o da ürker ve arkadaşlarından birini olaya sokar. Adam Henry'yi arabada bekleyecek ve çıkışta hemen gaza basıp olay yerinden ayrılacaktır. Ama Henry'nin telaşını ve heyecanını görünce rolleri değiştirmeyi teklif eder. Henry kabul eder ve arabada kalır.

Ancak arkadaşı dükkanın içini ve kadını bilmez. Henry'den talimatları alır ve içeri girer. Ancak içerdeki yaşlı kadın çetin ceviz çıkar ve adama ateş eder. Bunun üzerine adam da kadına ateş eder ve onu etkisiz hale getirmeye çalışır. Ama kadın dirayetli çıkar ve son gücüyle adama bir kez daha ateş eder ve onu yere serer. Adam ölmüştür.

Henry adamın dükkan kapısından uçtuğunu görünce çok korkar ve hemen olay yerinden ayrılır. Birkaç saat sonra babasından haber alır. Annesi vurulmuştur.



Soygunda vurulan aslında annesidir. Çalışan kadın o gün için izin almış ve dükkana Henry'nin annesi Nanette Hanson (Rosemary Harris) gitmek zorunda kalmıştır.



Andrew olayı her ayrıntısıyla dinleyip kendilerini hedef gösterebilecek ipuçları arar ama Henry'nin söylediğine göre her şey yolundadır. Oysa ölen adamın eşi onu görmüştür ve birlikte işe çıktıklarını bilmektedir. Kiraladıkları arabada adamın müzik cd si kalmıştır.



Nanette öldüğünde kardeşlerin babaları Charles Hanson (Albert Finney) adeta yıkılır. Başta çocuklarına sarılmaya çalışsa da zaman geçtikçe soygunu yapanların onlar olduğunu anlayacaktır.


Bu arada hangi araya sıkıştıracağımı bilemediğim Gina Hanson (Marisa Tomei) var. Andrew'un güzeller güzeli eşi rolünde karşımıza çıkıyor ki kendisini In The Bedroom filmindeki başarısıyla tanıdık.


İlk dakikada ölen Nanette yani Romemary Harris ise Spiderman'dan May halamız oluyor. Çok şeker bir yaşlı insan figürüdür bana göre.

Ethan Hawke gördüm göreceğim en çirkin haliyle filmde boy gösteriyor sanki. Baktıkça içim bir hoş oldu aslına bakarsanız. O dişler neydi öyle diyeceğim. İnsanlar yaşlandıkça güzelleşmeli sanki?

Ben filmi çok başarılı bulmadım kendi adıma. Bu dramdan sıkıldım açıkçası. Ama eşim iyi bir dram olduğu konusunda ısrarlı. Karar sizin. İyi seyirler!