Philip Seymour Hoffman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Philip Seymour Hoffman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2009 Salı

The Boat That Rocked, 2009 (7,6)



İşte son zamanlarda seyrettiğim en keyifli film :))

İçinde güzel müzik olup da sevmediğim bir film karşıma çıkmadı zaten henüz.



Film kısaca; özgürce müzik yayını yapmaya çalışan korsan radyo hakkında. Bütün dj ler Quentin'in (Bill Nighy) kaptanlık yaptığı bir gemiden yayın yapmaktadır. Böylece hiçbir yerin kuralına göre oynamak zorunda kalmazlar.



The Count (Philip Seymour Hoffman): özellikle genç kızların hayran olduğu küfüzbaz dj,



Doctor Dave (Nick Frost): tatlı dilli dj,



Gavin (Rhys Ifans) : değişik ses tonu ve hitap şekliyle daha çok sosyeteye hitap eden dj,



Angus (Rhys Darby): kafadan çatlak dj :)

Thick Kevin (Tom Brooke) : lakabındaki kadar budala dj (misal, sessiz sinema oynarken onun şansına İsa çıkıyor. Bunu anlatmaya çalışırken sakallı ve iyi yürekli adam diyebiliyor sadece. Neden Tanrının oğlu demedin dediklerindeyse "aa öyle miymiş? diye cevap veriyor)



Midnight Mark (Tom Wisdom) : hiç konuşmadan sadece müzik çalan gizemli dj,

Simple Simon Swafford (Chris O'Dowd) : saf ve iyi yürekli dj,

"On-The-Hour" John (Will Adamsdale)

Bob (Ralph Brown) : herkesin uyuduğu vakitlerde iş başında olan dj,



Felicity (Katherine Parkinson) ise bu tatlı gruba yemek yapmakta olan bir lezbiyendir.



Bir gün Carl, gemide daha sonra Young (genç) lakabını alacaktır, annesi tarafından bu gemiye yollanır. Vaftiz babası Quentin sayesinde o da mürettebata katılmış olur.

Ama birçok seveni olduğu kadar onlara sinir olanlar da vardır. Onlar özgürce istedikleri şarkıları istedikleri zamanda çalmaya devam ederken Dominic Twatt de (Jack Davenport) açıklarını yakalamaya çalışır.

Filmdeki müziklere bayıldım ben. Çoğu yine eski günlerimi anımsattı bana. Çok keyiflendim o yüzden yine. Bir de işlerine bayıldım. Müzik dinlemek çok güzel bir şey. Sevdiğin ve beğendiğin müzikleri insanlara tam da istedikleri zamanda ulaştırabilmek ve bunun keyfine varabilmek süper bir şey olsa gerek. Ben şahsen çok imrendim. Hani bazı şarkılar ve bazı anlar vardır. Bir şarkıyı çok seversiniz hatta bir başkasını hiç sevmezsiniz ama an gelir onu duymaya ihtiyacınız olur. İşte o zaman Radio Rock'ı açıp bu muhteşem dj lerle birlikte müziğin tadına varırsınız. İşte bu öyle bir film.

Kısacası müzik seven herkese tavsiye ediyorum ben. Geçmişinizi hatırlatacak şarkıları da bulursanız eminim siz de çok beğeneceksiniz.

Hamiş : Ah ah! Şu güzel müzikleri eskisi gibi fona koyabilmeyi ne çok isterdim. Yine ufak bir bukle şeklinde dinleyeceksiniz maalesef. Film müziklerinden Duffy söyleyecek : Stay With Me Baby.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Doubt, 2008 (7,8)



Rahibe Aloysius Beauvier (Meryl Streep) erkeklere karşı önyargılıdır hep. Bu erkek bir peder olsa bile.



Eğitim verdikleri kilisede Peder Flynn (Philip Seymour Hoffman) kürsüye çıkıp ayine başladığında öğrencilerin pederi dinlemesi için elinden geleni yapar aslında. Ama kendisi bile söylenenleri çok özümseyerek dinlemez.



Rahibe James (Amy Adams) öğrencilerine pek sözünü geçirememektedir Rahibe Aloysius'un aksine. Rahibe Aloysius'un tavsiyelerine uyar çoğu zaman.

O sene okula ilk kez zenci bir çocuk, Donald Miller (Joseph Foster) da alınmıştır Rahibe Aloysius karşı çıksa da. Peder Flynn de çocuğa özel ilgi göstermektedir çünkü onun arkadaşları tarafından soyutlanacağını ve yardıma ihtiyacı olacağını düşünür.

Bir gün ders sırasında Peder Flynn Rahime James'i arar ve Donald'ı odasına yollamasını ister.



Birkaç gün sonra Rahime James Rahime Aloysius'un yanına gider ve ona şüphelerinden bahseder. Rahibe Aloysius zaten Peder Flynn'den hoşlanmamaktadır. İki kadın hemen bir plan yaparak Peder Flynn'i odalarına çağırırlar. Amaçları pederin Donald ile münasebetsiz yakınlaşmasını ortaya çıkarmaktır.



Peder bu durumdan çok rahatsız olur. Suçlamalara karşı gelmeye çalışır ama Rahibe Aloysius çok inatçı bir kadındır. Ona çocuğu taciz ettiğini itiraf ettirene kadar rahat vermeyecektir. Rahibe James'inse aklı karışıktır. Pederin açıklamalarını mantıklı bulmuş ve ikna olmuştur. Hatta onun hakkında şüpheye düştüğü için utanç bile duymuştur ama Rahibe Aloysius'u ikna etmek o kadar da kolay değildir.

Rahibe Aloysius bu arada Donald'ın annesi Bayan Miller'ı (Viola Davis) kiliseye çağırıp ona bildiklerini anlatır. Ancak kadının umrunda olan tek şey çocuğun okuldan atılmaması ve istediği liseye girebilmesidir. Bu şekilde hayatı kolaylaşacaktır çünkü.

Sonunda Peder Flynn suçlamalara dayanamaz ve Rahibe Aloysius'un da baskısıyla başka bir kiliseye gitmek için dilekçesini yazar. Gider de. Üstelik iyi bir yere baş olarak gitmiştir. Rahibe Aloysius'a rağmen terfi edilmiştir.

Sonunda iki kadın, Rahibe Aloysius ve Rahibe James kilisenin önündeki bankta oturur ve sohbet ederler. Rahibe James'in aklı hala karışıktır ve yaptıklarından ötürü geceleri uyuyamadığını söyler. Rahibe Aloysius'un şüphesizliğine ve kendine güvenine, rahatlığına olan hayranlığını belirtir. Karşısındaki kadın ilk kez yelkenlerini suya indirir o anda. Ağlamaya başlar ve aslında şüphe duyduğunu itiraf eder.

Bence oldukça sıkıcı bir filmdi. Hele bu şekilde anlatınca nasıl seyretmişim ben bu filmi diye düşünmeden edemedim :) Ama itiraf edeyim, seyrederken o kadar da sıkıcı değildi be :)) Yani sıkıcıydı evet de seyredemeyecek kadar bayık değildi en azından. Yine de mutlaka seyretmenizi gerektirecek bir durum yok.

Film 2008 yapımı ve yönetmenliğini John Patrick Shanley yapmış. Ve aslında IMDB'de baya yüksek puan almış:7,8! Acaba ben mi anlamadım filmden? :))



2 oscarlı Meryl Streep'i herhalde bilmeyen yoktur. Benim için ilk filmi 1992 yapımı Death Becomes Her adlı filmidir ki sanırım daha önce o filmi ne kadar çok sevdiğimden bahsetmişimdir. Bruce Willis ve Goldie Hawn ile başrolleri paylaşmıştı o filmde ve inanılmaz keyifli bir filmdi :) 1993'teki The House of Spirits, 2002'deki Adaptation ve The Hours, 2004'teki Lemony Snicket's A Series of Unfortunate Events, 2006'daki The Devil Wears Prada seyrettiğimiz diğer filmlerinden.



Philip Seymour Hoffman'ıysa daha önce 1998 yapımı Patch Adams, 2000 yapımı Almost Famous, 2002 yapımı Red Dragon ve 25th Hour, 2003 yapımı Cold Mountain, 2004 yapımı Along Came Polly, 2005 yapımı Capote ki bu filmle oscar kazanmıştı, 2006 yapımı Mission Impossible 3, 2007 yapımı Before The Devil Knows You're Dead gibi filmlerde seyretmiştik.



Amy Adams'tan en son Enchanted adlı filmde bahsetmiştim. O günden bugüne ne değişti benim için? Wedding Date'i seyrettim :)

1 Nisan 2008 Salı

Before The Devil Knows You're Dead

Eşim iyileştiği için sinema günlerimize geri döndük dostlar. Birikmiş iki filmim bile var yeni seyrettiklerimden. Ama daha öncelerden seyredip de size anlatamadığım o kadar film var ki, üşengeçlikten :(


Önce "Before The Devil Knows You're Dead" den bahsedeyim. Para hırsının iki kardeşi nasıl kötü etkilediğini görüyor ve bir aile dramına tanık oluyoruz bu filmde.

Andrew ve Henry Hanson kardeşler para sıkıntısı çekmektedir. Andrew (Philip Seymour Hoffman) Henry'ye (Ethan Hawke) bir mücevher dükkanını soymaktan bahseder. Söz konusu olan ailesinin mücevher dükkanı olsa da içinde bulundukları durumu düşününce planı uygulamaya koyarlar.



Daha önce bu dükkanda çalıştıklarından içerisini çok iyi bilmektedirler. Kasanın yerini, anahtarları, her sabah gelen kadını bilirler ve buna göre plan yaparlar. Andrew tanınabileceği korkusuyla sadece olaya yön veren adam olacaktır. Dükkana girip soygunu yapacak olan Henry'dir. Ama o da ürker ve arkadaşlarından birini olaya sokar. Adam Henry'yi arabada bekleyecek ve çıkışta hemen gaza basıp olay yerinden ayrılacaktır. Ama Henry'nin telaşını ve heyecanını görünce rolleri değiştirmeyi teklif eder. Henry kabul eder ve arabada kalır.

Ancak arkadaşı dükkanın içini ve kadını bilmez. Henry'den talimatları alır ve içeri girer. Ancak içerdeki yaşlı kadın çetin ceviz çıkar ve adama ateş eder. Bunun üzerine adam da kadına ateş eder ve onu etkisiz hale getirmeye çalışır. Ama kadın dirayetli çıkar ve son gücüyle adama bir kez daha ateş eder ve onu yere serer. Adam ölmüştür.

Henry adamın dükkan kapısından uçtuğunu görünce çok korkar ve hemen olay yerinden ayrılır. Birkaç saat sonra babasından haber alır. Annesi vurulmuştur.



Soygunda vurulan aslında annesidir. Çalışan kadın o gün için izin almış ve dükkana Henry'nin annesi Nanette Hanson (Rosemary Harris) gitmek zorunda kalmıştır.



Andrew olayı her ayrıntısıyla dinleyip kendilerini hedef gösterebilecek ipuçları arar ama Henry'nin söylediğine göre her şey yolundadır. Oysa ölen adamın eşi onu görmüştür ve birlikte işe çıktıklarını bilmektedir. Kiraladıkları arabada adamın müzik cd si kalmıştır.



Nanette öldüğünde kardeşlerin babaları Charles Hanson (Albert Finney) adeta yıkılır. Başta çocuklarına sarılmaya çalışsa da zaman geçtikçe soygunu yapanların onlar olduğunu anlayacaktır.


Bu arada hangi araya sıkıştıracağımı bilemediğim Gina Hanson (Marisa Tomei) var. Andrew'un güzeller güzeli eşi rolünde karşımıza çıkıyor ki kendisini In The Bedroom filmindeki başarısıyla tanıdık.


İlk dakikada ölen Nanette yani Romemary Harris ise Spiderman'dan May halamız oluyor. Çok şeker bir yaşlı insan figürüdür bana göre.

Ethan Hawke gördüm göreceğim en çirkin haliyle filmde boy gösteriyor sanki. Baktıkça içim bir hoş oldu aslına bakarsanız. O dişler neydi öyle diyeceğim. İnsanlar yaşlandıkça güzelleşmeli sanki?

Ben filmi çok başarılı bulmadım kendi adıma. Bu dramdan sıkıldım açıkçası. Ama eşim iyi bir dram olduğu konusunda ısrarlı. Karar sizin. İyi seyirler!