29 Kasım 2007 Perşembe

Cudiii Abottooooo :)

Evet ne zamandır yazamadım..

Yazamadım ama takip ettim sevdiğim yazarları. İşlerim yine çok yoğundu, okurken bile sizi bıktırmışımdır eminim :) Ama ben daha fazla bıktım siz de buna emin olun.. Ocak için önümü parlak görüyorum yine de :)

Yazamadığım bu zamanda neler yaptım peki? Bir sürü film seyrettim, şimdi isimleri bile aklımda değil çoğunun :) Daddy Long Legs'i yeniden seyretmeye başladım. En sevdiğim çizgi karakterlerden olan Juddy Abbott, kendi okuyuşuyla cudi abotto :), çocukluğumdan kalan güzel anılarım arasındadır. O kadar çok çizgi film seyrederdim ki çocukken.. Haftasonları saati 7 ye kurarak uyanıp çizgi film seyrettiğim günler dün gibi aklımda :) Neler seyretmedim ki? Red Kit, Tommiks, Şeker Pembe, Şeker Kız Candy, Yedi Renkli Çiçek (bunun asıl ismi Çiçek Kız Lulu'ymuş, Realfiesta'dan baktım), Uzun Bacaklı Baba (Daddy Long Legs), Voltran ve daha birçokları.. Bütün çizgi filmler için RealFiesta'yı tavsiye ederim. Resimli ve açıklamalı üstelik :)

İşte Daddy Long Legs'i yeniden seyretmeye başladım. Daha önce uzun bacakla başlamıştık bu sefere ama onun yoğunluğu nedeniyle ara vermiştik. O arada kendi oturup hepsini bitirmiş meğer! Hain :) Ben de tek başıma seyretmeye karar verdim bunun üzerine. 6. bölümdeyim şimdi. 52 bölüm var yanlış hatırlamıyorsam. O kadar keyifli gidiyor ki.. Eski günlerdeki gibi tıpkı. Hala çok seviyorum. Hala gülümsüyorum seyrederken ve hala heyecan duyuyorum :)

Candy'leri de arşivledik bunun için. Onun da sırası gelir yakında..

Öyleyse ne diyoruz? Sıradaki! :)

Eksik giderme :)

Dün Wo Hu Cang Long'u (Crouching Tiger Hidden Dragon - Kaplan ve Ejderha) seyrettim nihayet. Kaç senelik film, üstelik ödüllü! Ama bir türlü seyredememiş, bunu kendime dert edinmiştim. Badem'e bu durumumu anlatınca hemen oturduk film seyretmeye başladık tabi :))

Filmde güzelliğiyle dikkat çeken JenYu'yi (Ziyi Zhang) daha sonra (yeni film) 2046'da seyretmiş ve beğenmiştik. Tabi bana göre daha sonra değil daha önce oldu 2046'yı seyretmek :) Aynı zamanda çok beğenerek seyrettiğim Hero ve henüz seyredemediğim Bir Geyşanın Anıları'nda da oynamış bu güzel kızımız.


Güzel wudan insanı Yu Shu Lien'in (Michelle Yeoh) ise 1983 Malezya güzellik kraliçeliği varmış meğer! 1997'de de dünyanın en güzel 50 insanı arasında gösterilmiş.

Filmin çok ayrı bir havası vardı gerçekten de. Benim gibi eksik kalmış olanlar varsa tavsiye ederim. Filmin sonunda hüsrana uğrasam da wudan olmakla jedi olmak arasında kararsız kaldım :))

Evet, bana dün ne olmak istersin diye sorsalardı hiç tereddüt etmeden "jedi" derdim. Yıldız Savaşları (Star Wars) fanatiğiyseniz siz de benim gibi, o zaman çok iyi anlayacaksınız beni. Ama işte şimdi yine de wudan olmak da isterdim diye düşünüyorum. O zaman hiç korkmazdım yalnız kalmaktan da, karanlıktan da.. Önüme kim çıksa döverdim :))

25 Kasım 2007 Pazar

Şirin Devrim ve Maeve Binchy

Bir süredir Şirin Devrim'in Şirin'ini okumakta olduğumu yazmıştım. Kısa bir kitaptı. Yanlış hatırlamıyorsam 228 sayfaydı. Ona rağmen 4 kasımdan beri elimdeydi. İşler güçler, bir yandan pilates derken bir müddet elimde süründü kitap.

Şirin Devrim kendi hayatını yazmış bu kitapta. Kitap ayracında ayrıca bahsetmeyeceğim. O yüzden burda kısaca özetlemek istiyorum.

1926 yılında doğmuş Şirin Devrim. Bir İstanbul bir Amerika bir bilmem nere derken aldığı tiyatro eğitimleri ve tecrübeleri sayesinde dünyaca ünlü Tük tiyatrocu ve rejisör haline gelmiş. Bense hiç duymamışım ismini. O da benim ayıbımdır. Tiyatro seyretmeyi çok sevsem de (üniversitedeyken her haftasonu gitmeye çalışırdım) oyuncuları, rejisörleri vs bilmem. En azından ismen bilmem.

Sanırım Şirin Devrim'i de o yüzden bilmiyordum. Kitap sayesinde öğrenmiş oldum. Bu açıdan güzeldi. Bir insanın hayat hikayesini okumak her zaman ilgi çekici gelmiştir bana.. Ama yine de insanı bir anda içine alıveren kitaplardan değildi..

Sonunda Şirin'i bitirdim ve bir Maeve Binchy kitabı olan Aşıklar Korusu'na başladım. Maeve Binchy'nin kitaplarını kız kitapları olarak tanımlıyorum. Hani "kız içkisi" olarak tabir edilen Baileys ya da Sheridans gibi.. Ben çok seviyorum kız içkilerini ve kız kitaplarını :)

Ama Badem'in oturup da Aşıklar Korusu'nu falan okuyabileceğini hiç hayal edemiyorum :)

Badem'le çıkmaya başlamadan önce, çıkmak lafı da saçma aslında ama flört etmek fiilini
de çok Avrupai bulup Türkçe'ye yakışıtramıyorum-bu arada Türk Dil Kurumu'nun resmi sitesi tdk dan baktığım kadarıyla Avrupai de flört 
etmek de Türkçe sözlükte mevcut! :), Maeve Binchy'nin İtalyanca Aşk Başkadır adlı
kitabını almıştım. O zamanlar Badem bana biraz İtalyanca öğretiyordu. Aramızda kıvılcımlar çakmaya başlamış olsa da henüz isimlendiremediğimiz için bu kitabı aldım
ama vermeye utanarak kendim okudum :))

İşte o zamandan beri Maeve Binchy'i çok severim. Ta ilk kitabından beri.. Her kitabını da okudum.

Bu arada çıkmaya başladıktan sonra Badem'e kitabın benim için olan hikayesini anlattım
ve o da kitabı okudu. Ama onun bir anısı vardı da okudu. Diğer kitaplarını okuyacağını hiç sanmıyorum :)

Neyse ben bu kitabı bitireyim de bunu "kitapayracı"ma koyarım :)

24 Kasım 2007 Cumartesi

Hafıza durumum ve facebook

Televizyonlarda görmüşsünüzdür, hatta belki kayıt bile olmuşsunuzdur şu meşhur facebook'a. "Yüz defterine" yani..

Ben de kayıt oldum. Sevdiğim ve görmeyi istediğim tüm arkadaşlarımla zaten görüşüyorum, facebook neyime şeklinde yorum yapan insanların aksine, ilkokul,
ortaokul-lise, üniversite, eski işyeri ve hatta eski mahalle arkadaşlarımın şimdi
nerelerde olduğunu, neler yaptığını, şimdiki hallerini merak ediyorum ben. Sırf bu yüzden kayıt oldum ve fiziksel olarak değişen, evlenen ve hatta çoluk çocuk sahibi
olan arkadaşlarımı buldum ve çok mutlu oldum. Şimdi birbirimizi resimlerden takip
edebiliyoruz :))

Asıl konuya geleyim. Daha önce, şu an hastanede üstlendiğim amelelik işinden önce, İstanbul'da bir ilaç firmasında insani şartlarda çalışıyordum. Ablamla birlikte bir evde kalıyorduk. Ama İstanbul canımıza tak etmişti artık. Yollarda geçirdiğimiz ev-iş arası arttıkça artan saatler yüzünden İstanbul'un güzelliğini yaşayamıyorduk. Ve sonunda
doğup büyüdüğümüz o sahil kasabasına (Küçük İstanbul ve Küçük Paris adlarıyla da bilinir) dönmeye karar verdik. Ablamın işi kolaydı (!). Erdemir'de işe başlayacaktı. Benimse devlet kurumuna kabul edilmem gerekiyordu. Ama öyle bıkmıştım ki olsun dedim, ablamla birlikte memleketimize döneriz. Ben hemen işe başlamasam da olur. Birkaç ay evde oturur, hem kafamı dinlerim.

Böylece başvurumu yaptım. 15 gün içinde başvurumun kabul olduğu (meğer eczacı ihtiyacı varmış memleketim hastanesinde) bildirildi. Ablamın işiyse olmadı. Böylece ben memleketimize dönmüş ablamsa İstanbul'da kalmış oldu. Nerden nereye diye buna deniyor sanırım. Çok üzücü bir dönemdi. Ablacım yalnız kalmaya alışık değildi, üstelik 5 senedir abla-kardeş şeklinde yaşamaya alışmıştı ve benim dönüşümün ilk dönemlerinde eve bile girememişti :(

Böyle üzücü günleri atlattıktan sonra, aradan günler, aylar, yıllar geçtikten sonra o da evlendi ben de evlendim. Artık ikimiz de yalnız değildik. Ablam liseden beri birlikte olduğu sevgili eniştemle evlendi. Yani çok da yalnız değildi 
aslında İstanbul'da. 

Her neyse, yine konudan sapmışım. Facebooktan bahsediyordum..

Geçenlerde S. diye bir kız arkadaşlık talebinde bulundu. Tanımadığım için kabul etmedim. Bir daha bulundu. Yine kabul etmedim. Bir daha bir daha derken baktım bu kız arkadaş benim eski iş yerinden bi arkadaşımın arkadaş grubunda da var. Hemen mesaj attım arkadaşıma. Bu kız kim diye.

Cevap basitti. Eski iş yerimde çalışıyordu. Ben yine de tanıyamadım arkadaşı ama onlarca talebin üzerine mesaj atıp sormaya karar verdim. "Pardon hatırlayamadım ama tanışıyor muyduk acaba?"

"Ben bilmem ne firmasından S. Hani A. ve N. nin arkadaşı. Unutulmak ne kötü.."

Offf!! Unutmuş muyum kızı yani? Ama bu resimler hiç tanıdık değil ki.. Allah Allah.. O zaman kızın kalbini almak lazım şimdi diye düşünüp hafızamnın iyice yerlerde süründüğünün verdiği üzüntüyle yazıma başladım.

"Ama aradan 5 sene geçmiş, hafızam da çok kötü. Kusura bakma nolur vs"

Bir mesaj iki mesaj derken S. mesajlarından birinde benim manken gibi bir kız olduğumu ve beni hiç unutamadığını söyledi. Ben, manken! :)) Bir şeylerin ters gittiği belliydi :) Daha önce1,58 lik  48 kilo "buçukluk" olduğumdan bahsetmiş miydim size? Manken olarak adlandırılmam imkansızdı. İşte o zaman aklıma ben gitmeden yerime alınan kız geldi. Tesadüfe bakın ki onunla adaştık. Belli ki S. beni onunla karıştırmıştı :) Bir yandan olayın vehametine gülerken bir yandan da derin bir oh çekmiştim. Hafızam sandığım kadar kötü değildi, ben unutmamıştım, kız cinarları karıştırmıştı :))

Hemen durumu açıklayıcı bir mesajla S. ye beni karıştırdığını, diğer arkadaşın nerde olduğunu ise bilmediğimi söyledim. 
Bir iki gün mesaj gelmedi. O da araştırmasını yaptı, sonra cevapladı beni :) Evet ben 
haklıydım o karıştırmıştı :))

Facebook'un güzelliği de burdaydı. Bir arkadaş daha edinmiştim. Puhahahah! :))

20 Kasım 2007 Salı

Hayat bu işte..

Dınnn!! Saat 06:30.

Hemen kalkmalıyız! Daha uyanıp kendimize geleceğiz.. Uyandık, kendimize geldik. Listemizi kontrol edip eksiğimiz var mı yok mu diye kontrol ettik. Her şey tamam. Yola çıkmaya hazırız..

Arabaya atladık. Eskiden hapishane gözüyle baktığımız lisemize gittik. Tam da vaktinde. 
Minibüs bizi bekliyor.

Etrafta oynayıp zıplayan bir de zıpır var! Ortak! :) Cooker mı ne, köpecik cinslerinden anlamıyorum. Şeker sahibesi öyle diyor. Ortak'la hemen arkadaş oluyoruz :)

Saat 07:00. Minik tur arabamız hareket ediyor ve yedigölleredoğru yola çıkıyoruz. Kahvaltı molasında arabamıza bir arkadaşı daha almak için köye uğruyoruz. Sabahın körü, ama ailecek kalkıp 16 kişiye kahvaltı bile hazırlamış Sezer ailesi.
Neler yok ki tepsilerde! Dumanı tüten gözlemeler, köy peynirleri, yağsız sacda pişen yumurtalar, zeytinler.. Karnımızı bir güzel doyurup 19 kişi olarak tekrar yola koyuluyoruz.

Yolda başımıza gelen kötü bir şey yok. Molada Ortak'ın çişini yapmasını saymazsak tabi.. Hayvan napsın, yıkanacak değil ya! Ama minibüsün içi dar. Koridorda bir aşağı bir yukarı gezindikçe kötü kötü kokular geliyor burnumuza :(

Neyse yedigöllere geldik. Bu ilk gelişimiz. Belki de o yüzden aşık oluyoruz manzaraya. İyi ki getirmişiz fotoğraf makinesini. Bir Badem, bir ben derken tam 430 resim çekmişiz. Bazıları da çok sanatsal :)





Tur rehberlerimiz 10 senedir sürekli gidip geldiklerinden bölgeyi çok iyi tanıyorlar ve her yere götürüyorlar bizi. Görmediğimiz göl, ağaç, yol kalmıyor. Batı Karadenizin en yüksek noktasına kadar çıkıyoruz.




Ama yorulduk artık. Üstelik acıktık da.. Zaten hava da kararmaya başlamış. Yemek saati diye inliyoruz. Herkes kendi için yemek getirsin dendi. Ama o ne? Herkes bir orduya yetecek şey getirmiş. Herkes bir çeşit ama. E bunlar anlaşmış o zaman! Allah'tan cimrilik edip de keki iki dilimle sınırlamamış pişirip kestiğim gibi getirmişim! :))


O ne börekler, mercimek köfteleri, kurabiyeler.. Bizim kek çerez gibi kaldı. Neyse kim neyi getirdi bilmiyoruz. Racon buymuş. Her şeyi herkes yapmış, herkesin eline sağlıkmış! Sevdim ben bu işi ya :)

17 Kasım 2007 Cumartesi

Balık hafızam ve Balık :)





Önce Sönmez Balıkçıya gidilip en iyisinden iri iri mezgitler temizletilerek alınır. Eve gelindiğinde balıklar tekrar yıkanır. Sonra balıklar tuzlanır ve mısır ununa bulanır. Buraya kadar hep aynı.

Daha sonra balıklar kuyrukları tavanın merkezinde birleştirilerek, başları çepere bakacak şekilde tavaya dizilir. Az biraz da sıvı yağ konarak kızartılmaya başlanır. Ara ara tava sallanarak balıkların tavaya yapışmaması sağlanır.

Bu tavayla uyumlu düz bir kapak da olması gekelidir ki balıkların bir tarafı kızardığında bu kapak yardımıyla ters düz edilerek pişmeyen taraf kalmayacak şekilde kızarması sağlanır.

Peki bütün bunların balık hafızamla ne ilgisi vardır? İşte böyle bir ilgisi vardı.

Afiyet olsun!

Badem'in çekmiş olduğu güzelim resimleri de ters sırada eklemeyi başarmışım bu arada! :)


14 Kasım 2007 Çarşamba

Çıldıracağım ey sevgili günlük

Ühü ühü :(

Kaç gündür yazacağım bir türlü yazamadım.. Hem işlerim çok yoğun hem sıkkınım (genel).

Ama ısrarlara dayanamayıp kısa kısa da olsa şu sevdiğim madde madde yazma işine girişeyim hemen :)

* Evelsi gün sabahın köründe kalkıp, mesai saatimden daha önce, işe gelirken bir kaldırımın dibinde bir kedi gördüm. Boylu boyunca uzanmış zavallıcık, ölmüş.. Heralde geceki ayazda ve fırtınada donarak öldü. Çok üzüldüm bunu gördüğüme. Sonra da düşündüm. Kediler gibi evsiz barksız insanlar da soğuktan donarak ölüyor. Bizse kendi derdimizi herkesinkinden fazla sanıyoruz zaman zaman :(

* İş yerimde işler yine karışık. Hala çözümleyemediğimiz mevzular var. O yüzden detaylardan sonra bahsedeceğim, her şey belli olduktan sonra..

* Eylülün başından beri pilatese gidiyorum. Zayıflayacağım gibi bir derdim yok. 49 kiloda 1,58 lik bir buçukluğum. Ama daha önce 40 kiloya kadar düştüğüm için bu kilom bende patlayacakmışım durumları yarattı. Yine de zayıflamak değil derdim. Derdim bel ve sırt bölgemde bulunan omurlardan 5'inin yapısal olarak bozukluğa uğramış olması. Geceleri uykumdan uyandıracak kadar ağrı yapardı önceleri. Hareket etmeye başladığımdan beri ağrılarım geçti. Pilatesten önce geçmişti yani, mevsim yazdı ya, yüzme vs iyi gelmişti baya. Her neyse, amacım hem kaslarımı güçlendirmek hem de sıkılaşmaktı. Eylülden beri 1 hafta izindeydim, hadi bir hafta da gidemedim diyelim, nerdeyse 2,5 aydır pilatese gidiyorum ama sırtımda birkaç kas harici hissettiğim bir değişiklik yok sanki.

* Öykücüm bana yine süper bir koli göndermiş. Doğumgünüm için :) İçinden yine bir sürü şey çıktı. Kitaplar, cd'ler, mumlar, mumluklar ve süper bir yüzük. Kırmızı kırmızı iki tane boncuk taşı var. Bereket ve şans getiriyormuş. Hadi bakalım :)

* Haftasonu Dakyüz, Osi ve Harkon'la limandaki kayalara gidip oturduk. Günün adını "Sıcak Şarap" olarak tanımladık ama sadece Badem ve Harkon içti bu şaraptan. Hazırlık aşaması çok komikti. Bizde termos yoktu. Badem'e her seferinde termos alalım dediğimde gerek yok demesine rağmen, bunu hatırlattığımda "Aa ne zaman?" gibi anlaşılmaz bir soru sordu :) Harkon'un annesine sorulduğunda "Bir termosumuz var, bir de büyük çay termosumuz var" cevabı alındı. "Yani termosumuz var değil mi?" diye sorulduğunda, içine çaydan başka bir şey koymamamız gerektiğini hatırlatırcasına üzerine basa basa "Büyük çay termosumuz var" cevabını aldık. Biz yine de içine şarap koyduk tabi. Ama sonrasında güzelce yıkadım merak etmeyin :)

Yağmur yağıp rüzgar esmeye başlayınca kendimizi çorbacıya attık ve sıcacık çorbalarımızı da içip dağıldık. Hoş bir gün oldu.

* Geçen gün Black Sheep diye bir film seyrettik. Çok gereksiz buldum onu da. Kısaca bir çiftlikte koyunların genleriyle oynanıyor ve koyunlar insanları yemeye başlıyor. Bu arada film komedi filmiydi. Beğenmedim :(

Bugünlük bu kadar yeter sanırım..