Yapmak zorunda oldugum ve bir türlü yapamadığım şeylerin en başında bu sobeye cevap vermek vardı. Burdan da ne kadar hımbıl oldugum kolayca anlaşılabilir sanırım :))
Yapmak zorunda olduğum derken yanlış anlaşılmasın, sıkıcı bir zounluluk değil bu. Severek bile yapsam serde hımbıllık var işte. Gecikti de gecikti. Ööösür diliyorum Öykücüm, gecikerek de olsa cevaplarımı veriyorum işte :
1- Temizlik konusundan bahsetmeyeceğim, sanırım o hepimizin genel sorunu :) Dawson's Creek'leri seyretmek diyebilirdim dün yazabilseydim. Ama dün nihayet başardık ve başladık serilere :) Eeee ilk maddeye ne yazacağım peki ben şimdi?
2- İlkini bilmem ama İstanbul'a ve Ankara'ya gitmek kesinlikle ikinci maddem. İki şehre de ne zamandır gidemedik ve çok özledik hem dostlarımızı hem büyük şehrin havasını.
3- Arkadaşlarla ne zamandır yaptığımız sosyal aktivite planlarını artık gerçekleştirebilmek. Gerçi bu sadece benim elimde olan bir şey değil. Arkadaşlarım benden de hımbıllar :) Bir şey yapılacağı zaman iteklenmeleri gerekir falan.. Kendimi itekleyecek gücü bulduğumda onları da iteklerim elbet :)
4- Resim kursuna gitmek. Ortaokuldan beri meraklıyım resme. Aslında pek tabi ki daha da küçükkenden beri ilgiliyim ama elime kalemi fırçayı alıp da bilinçli bir sevinç ile resim yapmam sanırım ortaokul yıllarıma denk geliyor. Lisedeyken resim öğretmenimizin de dikkatini çekmişti bu ilgim ve pazarları benim gibi birkaç öğrenci ve değerli öğretmenimizle birlikte okulda buluşup resim ve heykel yapmaya başlamıştık. Çok keyifli zamanlardı onlar. Üniversitedeyken fırsatım olmamıştı resimle ilgilenmeye. Duvara Spider-man resmi çizmiştim ama karakalem olarak :)) O yıllarda yaptığım en güzel çalışma oydu.. Buraya geri döndüğümdeyse karakalem için bir resim kursuna gittim. Öğretmeni çok yararlı görmesem de tam bir dönem gittim. Bir dönem dediğim baya aydı tabi.. Sonra ben bırakmasam da kurs bitti. Şimdi iyi bir resim kursu arıyorum. Geciktirmem de bu yüzden. Bulduğum zaman gideceğim..
5- İncik boncuk kutumda biriktirdiğim bütün boncukları masanın üzerine yayıp elime geldiği şekliyle değişik değişik takılar yapmak. Bunu uzun zamandır erteliyorum işte. Kış döneminde iyice içim geçmiş oluyor. Ara sıra arkadaşlar geldikçe kutuyu açıp birkaç küpe yapıp onlara veriyorum ama daha koca bir kutu daha var beni bekleyen..
6- Bu blogu açmamdaki en büyük neden seyrettiğim filmleri ve okuduğum kitapları meraklılarıyla paylaşmaktı. Epeydir istediğim gibi detaylı yazamıyorum. Bu arada da filmler ve kitaplar biriktikçe birikiyor. Ben anlatana kadar çoğunun ayrıntısını unutmuş oluyorum. Bu işe bir son verip anında yazımı yazmalıyım.
7- Ha bir de şu kitap listemi güncellemeliyim.Çakılım ebe sobe :)
resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ocak 2008 Perşembe
20 Kasım 2007 Salı
Hayat bu işte..
Dınnn!! Saat 06:30.
Hemen kalkmalıyız! Daha uyanıp kendimize geleceğiz.. Uyandık, kendimize geldik. Listemizi kontrol edip eksiğimiz var mı yok mu diye kontrol ettik. Her şey tamam. Yola çıkmaya hazırız..
Arabaya atladık. Eskiden hapishane gözüyle baktığımız lisemize gittik. Tam da vaktinde.
Minibüs bizi bekliyor.
Etrafta oynayıp zıplayan bir de zıpır var! Ortak! :) Cooker mı ne, köpecik cinslerinden anlamıyorum. Şeker sahibesi öyle diyor. Ortak'la hemen arkadaş oluyoruz :)
Saat 07:00. Minik tur arabamız hareket ediyor ve yedigölleredoğru yola çıkıyoruz. Kahvaltı molasında arabamıza bir arkadaşı daha almak için köye uğruyoruz. Sabahın körü, ama ailecek kalkıp 16 kişiye kahvaltı bile hazırlamış Sezer ailesi.
Neler yok ki tepsilerde! Dumanı tüten gözlemeler, köy peynirleri, yağsız sacda pişen yumurtalar, zeytinler.. Karnımızı bir güzel doyurup 19 kişi olarak tekrar yola koyuluyoruz.
Yolda başımıza gelen kötü bir şey yok. Molada Ortak'ın çişini yapmasını saymazsak tabi.. Hayvan napsın, yıkanacak değil ya! Ama minibüsün içi dar. Koridorda bir aşağı bir yukarı gezindikçe kötü kötü kokular geliyor burnumuza :(
Neyse yedigöllere geldik. Bu ilk gelişimiz. Belki de o yüzden aşık oluyoruz manzaraya. İyi ki getirmişiz fotoğraf makinesini. Bir Badem, bir ben derken tam 430 resim çekmişiz. Bazıları da çok sanatsal :)


Tur rehberlerimiz 10 senedir sürekli gidip geldiklerinden bölgeyi çok iyi tanıyorlar ve her yere götürüyorlar bizi. Görmediğimiz göl, ağaç, yol kalmıyor. Batı Karadenizin en yüksek noktasına kadar çıkıyoruz.


Ama yorulduk artık. Üstelik acıktık da.. Zaten hava da kararmaya başlamış. Yemek saati diye inliyoruz. Herkes kendi için yemek getirsin dendi. Ama o ne? Herkes bir orduya yetecek şey getirmiş. Herkes bir çeşit ama. E bunlar anlaşmış o zaman! Allah'tan cimrilik edip de keki iki dilimle sınırlamamış pişirip kestiğim gibi getirmişim! :))

O ne börekler, mercimek köfteleri, kurabiyeler.. Bizim kek çerez gibi kaldı. Neyse kim neyi getirdi bilmiyoruz. Racon buymuş. Her şeyi herkes yapmış, herkesin eline sağlıkmış! Sevdim ben bu işi ya :)
Hemen kalkmalıyız! Daha uyanıp kendimize geleceğiz.. Uyandık, kendimize geldik. Listemizi kontrol edip eksiğimiz var mı yok mu diye kontrol ettik. Her şey tamam. Yola çıkmaya hazırız..
Arabaya atladık. Eskiden hapishane gözüyle baktığımız lisemize gittik. Tam da vaktinde.
Minibüs bizi bekliyor.
Etrafta oynayıp zıplayan bir de zıpır var! Ortak! :) Cooker mı ne, köpecik cinslerinden anlamıyorum. Şeker sahibesi öyle diyor. Ortak'la hemen arkadaş oluyoruz :)
Saat 07:00. Minik tur arabamız hareket ediyor ve yedigölleredoğru yola çıkıyoruz. Kahvaltı molasında arabamıza bir arkadaşı daha almak için köye uğruyoruz. Sabahın körü, ama ailecek kalkıp 16 kişiye kahvaltı bile hazırlamış Sezer ailesi.
Neler yok ki tepsilerde! Dumanı tüten gözlemeler, köy peynirleri, yağsız sacda pişen yumurtalar, zeytinler.. Karnımızı bir güzel doyurup 19 kişi olarak tekrar yola koyuluyoruz.
Yolda başımıza gelen kötü bir şey yok. Molada Ortak'ın çişini yapmasını saymazsak tabi.. Hayvan napsın, yıkanacak değil ya! Ama minibüsün içi dar. Koridorda bir aşağı bir yukarı gezindikçe kötü kötü kokular geliyor burnumuza :(
Neyse yedigöllere geldik. Bu ilk gelişimiz. Belki de o yüzden aşık oluyoruz manzaraya. İyi ki getirmişiz fotoğraf makinesini. Bir Badem, bir ben derken tam 430 resim çekmişiz. Bazıları da çok sanatsal :)


Tur rehberlerimiz 10 senedir sürekli gidip geldiklerinden bölgeyi çok iyi tanıyorlar ve her yere götürüyorlar bizi. Görmediğimiz göl, ağaç, yol kalmıyor. Batı Karadenizin en yüksek noktasına kadar çıkıyoruz.


Ama yorulduk artık. Üstelik acıktık da.. Zaten hava da kararmaya başlamış. Yemek saati diye inliyoruz. Herkes kendi için yemek getirsin dendi. Ama o ne? Herkes bir orduya yetecek şey getirmiş. Herkes bir çeşit ama. E bunlar anlaşmış o zaman! Allah'tan cimrilik edip de keki iki dilimle sınırlamamış pişirip kestiğim gibi getirmişim! :))

O ne börekler, mercimek köfteleri, kurabiyeler.. Bizim kek çerez gibi kaldı. Neyse kim neyi getirdi bilmiyoruz. Racon buymuş. Her şeyi herkes yapmış, herkesin eline sağlıkmış! Sevdim ben bu işi ya :)
6 Kasım 2007 Salı
Gecikmiş cevap

Nihayet sevgili Archisugar'ın sobesine yanıt verebiliyorum, yani umarım bu sefer verebileceğim :)
Aşağıdaki resmi geçen sene, 2006'da, Atatürk Orman Çiftilği'nde bulunan hayvanat bahçesinde ben çekmiştim. Anne ayı ve yavru ayı kendilerince,
gidebilecekleri en uzak yere, ayılar için oluşturulmuş bölümün en kenarına gidip güneşin altında yayılmışlar. Yavru ayı gerinmelerde. Ya yeni uykuya dalıyor ya da yeni uykudan uyanıyor. Bu görüntüye bayılmıştım ben ve bunu paylaşmak istedim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)