@ Dün "Daasın"lara başlamıştık sevgili okuyucu. Uzunbacak ve kardeşi tonton bize geldiler. Eşlerimiz her Çarşamba olduğu gibi basket oynamaya gitmişlerdi. Tonton bize ilk kez gelmişti ve onu rahat ettirmeliydik.
Uzunbacak, tonton ve ben rahat koltuklarımıza gömüldük ilkten. İlk sezonun heyecanla beklediğimiz o ilk bölümünü seyre daldık. Sonra sıkılmasın diye tontonun eline verdiğimiz laptopta internet olmadığı (bağlantı hatası) anlaşıldı. Bizim kız huzursuz. Ben kalktım bir bak iki bak olacak gibi degil. En son tontona da kendi seveceği bir film ayarlamaya karar verdik. Altyazılı değil Türkçe seslendirmeli film aramaya başladık bu sefer. Tonton ilkokul 5'e gidiyor çünkü. Allah'tan ben de onun gibi Harry Potter hayranıyım da arşivdeki filmlerden birini çıkardık.
Biz uzunbacakla tekrar yayıldık sevgili okur. Ama tonton yerinde duramıyor. Gençlik işte :) Bu enerji nerden geliyor hiç anlamıyorum :)) Klavyede o tuşa bas bu tuşa bas derken seslendirme işlemini birkaç kere düzenlemem gerekti. Ama bu aralarda uzunbacak'ı kaldırmadım tabi, o heyecanla seyretmeye devam etti. Onun heyecanla sevinmesi karşısında ben de çok sevindim, iyi tepkiler bekliyordum çünkü. Sonunda birlikte büyük keyifler alarak seyredebileceğimiz bir dizi daha bulduğumuz için çok sevinçliydik :) Eşler 3 saat basket oynamadıkları için tontonun filmi yarıda kaldı tabi ki. Ama giderken hiç de mutsuz ya da üzgün gibi görünmüyordu. Çok sevmedi sanırım filmi :)
Bu arada Yaprak Dökümü'nü pazar günkü tekrarda seyretmeye karar vermiştim ama misafirler gidince televizyonu açtıktan sonra yarım saatten fazlasını seyredebildim. Nasıl oldu anlamadım. Topu topu 1 saat değil miydi bu dizi?
@ Geçenlerde, hayatımda ilk defa, uyuyakaldım!! Hem de işe geç kaldım bu yüzden. Ben ki .. pireler uçuşurken diye tabir edilen zamanlarda hep uyanığımdır. Uyuma sebebiyle işe geç kaldığımı hayal bile edemezdim o yüzden. Ama nasıl olduysa oldu. Pazar günü kayınvalidemle zuzu bizdelerdi. Hatta oturup Kuzey Kutbu Aşıklar'ını seyrettik demiştim ya, o gün 11 de yattım uyudum işte. Çok geç falan değil. Üstelik sabah uyanmışım aslında. Badem öyle dedi. Ama hiiiiiiç hatırlamıyorum.
Sabah birden telefonum çaldı. Bir müddet çalmasına izin verdim. Sonra sabahın köründe kim arar ki diye merak ederek telaşla telefona koştum. Bir yandan da Badem niye hareket etmiyor bu kadar sese diye düşünüyorum. Meğer o çoktaaan kalkıp işe gitmiş, ben yalnızmışım!! İşteki arkadaşlar da geç kaldığımız görünce merak edip aramışlar :)) İyi ki de aramışlar, kimbilir kaçta uyanırdım :)
Ayıl, giyin et derken saat 9 oldu zaten. Ben ki bazı sabahlar 7 de işe gelen küçük Çınar. En kötü ihtimalle tam 8 de gelip kapıları açan Çınar. Hayretlik verici bir şeydi sevgili seyirciler..
@ Dün gidip iki tane broş aldım kendime :) Renkli şeyleri seviyorum. Siyah ve lacivert paltolarımın sol köşelerine takıverdim hemen. Biri minik bir köpek şekli biri de bir demet gül. Aslında annemden aylar önce istediğim örgü çiçekler vardı. Örmüş örmüş bir torba, renk renk, ama şimdi nereye koyduğunu hatırlayamıyor :)) Ben de dayanamadım gittim broş aldım en sonunda. Elinden örgü marifeti gelenlere örme çiçekleri şiddetle tavsiye ederim. Renk renk ve boy boy çiçekler örüp bunları uygun şekilde birleştirip paltolarınıza ya da kazaklarınıza takabilirsiniz. Çok şık ve güzel duruyor. Annemin ördüklerini bulabilirsek resim çeker buraya koyarım :)
eski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2008 Cuma
21 Ocak 2008 Pazartesi
Sevinç gözyaşlarım :)
O la la sayın seyirciler. Heyecandan ellerim ve ayaklarım titremekte :)
Eskide kalan ama bir türlü eskimeyen anılarımı tekrar su üstüne çıkarmanın vakti gelmişti. Sonunda Dawson's Creek'i henüz hiç seyretmemiş olan uzunbacakla birlikte üstelik en başından seyredebileceğiz :) Buna "süper"den daha çok yakışan bir kelime var mıdır? Hmm belki "olağanüstü" olabilir.
Çok sevinçliyim, berhudarım, mutlu mesudum sayın seyirciler. O eski heyecanı yaşar mıyım? Umutluyum ben. Büyük ihtimal yaşarım. Bir kere yanımda hayatımın en atraksiyonlu yıllarına tanıklık etmiş karakterlerle henüz tanışmamış bir seyirci olacak. Onunla aynı hisleri paylaşma umudu bile çok heyecan verici benim için! :)
Ah bilseniz ne kadar özledim o diziyi. Sanki beni o yıllardaki halime götürebilecekmiş gibi bir kıpırtı var içimde. Öylesi bir heyecan ve mutluluk yani. Çok heyecanlıyım bildiğiniz gibi değil :)
Daha önce bu diziden azbuçuk bahsettiğim yazıları da hatırlatayım size. Bölümlerde ilerledikçe ben daha çooook yazarım :)
Önceden bahsettiğim yazı
Bir bilene danışmak lazım : Sayfama arama özelliğini nerden koyabilirim bilen var mı?
Eskide kalan ama bir türlü eskimeyen anılarımı tekrar su üstüne çıkarmanın vakti gelmişti. Sonunda Dawson's Creek'i henüz hiç seyretmemiş olan uzunbacakla birlikte üstelik en başından seyredebileceğiz :) Buna "süper"den daha çok yakışan bir kelime var mıdır? Hmm belki "olağanüstü" olabilir.
Çok sevinçliyim, berhudarım, mutlu mesudum sayın seyirciler. O eski heyecanı yaşar mıyım? Umutluyum ben. Büyük ihtimal yaşarım. Bir kere yanımda hayatımın en atraksiyonlu yıllarına tanıklık etmiş karakterlerle henüz tanışmamış bir seyirci olacak. Onunla aynı hisleri paylaşma umudu bile çok heyecan verici benim için! :)
Ah bilseniz ne kadar özledim o diziyi. Sanki beni o yıllardaki halime götürebilecekmiş gibi bir kıpırtı var içimde. Öylesi bir heyecan ve mutluluk yani. Çok heyecanlıyım bildiğiniz gibi değil :)
Daha önce bu diziden azbuçuk bahsettiğim yazıları da hatırlatayım size. Bölümlerde ilerledikçe ben daha çooook yazarım :)
Önceden bahsettiğim yazı
Bir bilene danışmak lazım : Sayfama arama özelliğini nerden koyabilirim bilen var mı?
24 Kasım 2007 Cumartesi
Hafıza durumum ve facebook
Televizyonlarda görmüşsünüzdür, hatta belki kayıt bile olmuşsunuzdur şu meşhur facebook'a. "Yüz defterine" yani..
Ben de kayıt oldum. Sevdiğim ve görmeyi istediğim tüm arkadaşlarımla zaten görüşüyorum, facebook neyime şeklinde yorum yapan insanların aksine, ilkokul,
ortaokul-lise, üniversite, eski işyeri ve hatta eski mahalle arkadaşlarımın şimdi
nerelerde olduğunu, neler yaptığını, şimdiki hallerini merak ediyorum ben. Sırf bu yüzden kayıt oldum ve fiziksel olarak değişen, evlenen ve hatta çoluk çocuk sahibi
olan arkadaşlarımı buldum ve çok mutlu oldum. Şimdi birbirimizi resimlerden takip
edebiliyoruz :))
Asıl konuya geleyim. Daha önce, şu an hastanede üstlendiğim amelelik işinden önce, İstanbul'da bir ilaç firmasında insani şartlarda çalışıyordum. Ablamla birlikte bir evde kalıyorduk. Ama İstanbul canımıza tak etmişti artık. Yollarda geçirdiğimiz ev-iş arası arttıkça artan saatler yüzünden İstanbul'un güzelliğini yaşayamıyorduk. Ve sonunda
doğup büyüdüğümüz o sahil kasabasına (Küçük İstanbul ve Küçük Paris adlarıyla da bilinir) dönmeye karar verdik. Ablamın işi kolaydı (!). Erdemir'de işe başlayacaktı. Benimse devlet kurumuna kabul edilmem gerekiyordu. Ama öyle bıkmıştım ki olsun dedim, ablamla birlikte memleketimize döneriz. Ben hemen işe başlamasam da olur. Birkaç ay evde oturur, hem kafamı dinlerim.
Böylece başvurumu yaptım. 15 gün içinde başvurumun kabul olduğu (meğer eczacı ihtiyacı varmış memleketim hastanesinde) bildirildi. Ablamın işiyse olmadı. Böylece ben memleketimize dönmüş ablamsa İstanbul'da kalmış oldu. Nerden nereye diye buna deniyor sanırım. Çok üzücü bir dönemdi. Ablacım yalnız kalmaya alışık değildi, üstelik 5 senedir abla-kardeş şeklinde yaşamaya alışmıştı ve benim dönüşümün ilk dönemlerinde eve bile girememişti :(
Böyle üzücü günleri atlattıktan sonra, aradan günler, aylar, yıllar geçtikten sonra o da evlendi ben de evlendim. Artık ikimiz de yalnız değildik. Ablam liseden beri birlikte olduğu sevgili eniştemle evlendi. Yani çok da yalnız değildi
aslında İstanbul'da.
Her neyse, yine konudan sapmışım. Facebooktan bahsediyordum..
Geçenlerde S. diye bir kız arkadaşlık talebinde bulundu. Tanımadığım için kabul etmedim. Bir daha bulundu. Yine kabul etmedim. Bir daha bir daha derken baktım bu kız arkadaş benim eski iş yerinden bi arkadaşımın arkadaş grubunda da var. Hemen mesaj attım arkadaşıma. Bu kız kim diye.
Cevap basitti. Eski iş yerimde çalışıyordu. Ben yine de tanıyamadım arkadaşı ama onlarca talebin üzerine mesaj atıp sormaya karar verdim. "Pardon hatırlayamadım ama tanışıyor muyduk acaba?"
"Ben bilmem ne firmasından S. Hani A. ve N. nin arkadaşı. Unutulmak ne kötü.."
Offf!! Unutmuş muyum kızı yani? Ama bu resimler hiç tanıdık değil ki.. Allah Allah.. O zaman kızın kalbini almak lazım şimdi diye düşünüp hafızamnın iyice yerlerde süründüğünün verdiği üzüntüyle yazıma başladım.
"Ama aradan 5 sene geçmiş, hafızam da çok kötü. Kusura bakma nolur vs"
Bir mesaj iki mesaj derken S. mesajlarından birinde benim manken gibi bir kız olduğumu ve beni hiç unutamadığını söyledi. Ben, manken! :)) Bir şeylerin ters gittiği belliydi :) Daha önce1,58 lik 48 kilo "buçukluk" olduğumdan bahsetmiş miydim size? Manken olarak adlandırılmam imkansızdı. İşte o zaman aklıma ben gitmeden yerime alınan kız geldi. Tesadüfe bakın ki onunla adaştık. Belli ki S. beni onunla karıştırmıştı :) Bir yandan olayın vehametine gülerken bir yandan da derin bir oh çekmiştim. Hafızam sandığım kadar kötü değildi, ben unutmamıştım, kız cinarları karıştırmıştı :))
Hemen durumu açıklayıcı bir mesajla S. ye beni karıştırdığını, diğer arkadaşın nerde olduğunu ise bilmediğimi söyledim.
Bir iki gün mesaj gelmedi. O da araştırmasını yaptı, sonra cevapladı beni :) Evet ben
haklıydım o karıştırmıştı :))
Facebook'un güzelliği de burdaydı. Bir arkadaş daha edinmiştim. Puhahahah! :))
Ben de kayıt oldum. Sevdiğim ve görmeyi istediğim tüm arkadaşlarımla zaten görüşüyorum, facebook neyime şeklinde yorum yapan insanların aksine, ilkokul,
ortaokul-lise, üniversite, eski işyeri ve hatta eski mahalle arkadaşlarımın şimdi
nerelerde olduğunu, neler yaptığını, şimdiki hallerini merak ediyorum ben. Sırf bu yüzden kayıt oldum ve fiziksel olarak değişen, evlenen ve hatta çoluk çocuk sahibi
olan arkadaşlarımı buldum ve çok mutlu oldum. Şimdi birbirimizi resimlerden takip
edebiliyoruz :))
Asıl konuya geleyim. Daha önce, şu an hastanede üstlendiğim amelelik işinden önce, İstanbul'da bir ilaç firmasında insani şartlarda çalışıyordum. Ablamla birlikte bir evde kalıyorduk. Ama İstanbul canımıza tak etmişti artık. Yollarda geçirdiğimiz ev-iş arası arttıkça artan saatler yüzünden İstanbul'un güzelliğini yaşayamıyorduk. Ve sonunda
doğup büyüdüğümüz o sahil kasabasına (Küçük İstanbul ve Küçük Paris adlarıyla da bilinir) dönmeye karar verdik. Ablamın işi kolaydı (!). Erdemir'de işe başlayacaktı. Benimse devlet kurumuna kabul edilmem gerekiyordu. Ama öyle bıkmıştım ki olsun dedim, ablamla birlikte memleketimize döneriz. Ben hemen işe başlamasam da olur. Birkaç ay evde oturur, hem kafamı dinlerim.
Böylece başvurumu yaptım. 15 gün içinde başvurumun kabul olduğu (meğer eczacı ihtiyacı varmış memleketim hastanesinde) bildirildi. Ablamın işiyse olmadı. Böylece ben memleketimize dönmüş ablamsa İstanbul'da kalmış oldu. Nerden nereye diye buna deniyor sanırım. Çok üzücü bir dönemdi. Ablacım yalnız kalmaya alışık değildi, üstelik 5 senedir abla-kardeş şeklinde yaşamaya alışmıştı ve benim dönüşümün ilk dönemlerinde eve bile girememişti :(
Böyle üzücü günleri atlattıktan sonra, aradan günler, aylar, yıllar geçtikten sonra o da evlendi ben de evlendim. Artık ikimiz de yalnız değildik. Ablam liseden beri birlikte olduğu sevgili eniştemle evlendi. Yani çok da yalnız değildi
aslında İstanbul'da.
Her neyse, yine konudan sapmışım. Facebooktan bahsediyordum..
Geçenlerde S. diye bir kız arkadaşlık talebinde bulundu. Tanımadığım için kabul etmedim. Bir daha bulundu. Yine kabul etmedim. Bir daha bir daha derken baktım bu kız arkadaş benim eski iş yerinden bi arkadaşımın arkadaş grubunda da var. Hemen mesaj attım arkadaşıma. Bu kız kim diye.
Cevap basitti. Eski iş yerimde çalışıyordu. Ben yine de tanıyamadım arkadaşı ama onlarca talebin üzerine mesaj atıp sormaya karar verdim. "Pardon hatırlayamadım ama tanışıyor muyduk acaba?"
"Ben bilmem ne firmasından S. Hani A. ve N. nin arkadaşı. Unutulmak ne kötü.."
Offf!! Unutmuş muyum kızı yani? Ama bu resimler hiç tanıdık değil ki.. Allah Allah.. O zaman kızın kalbini almak lazım şimdi diye düşünüp hafızamnın iyice yerlerde süründüğünün verdiği üzüntüyle yazıma başladım.
"Ama aradan 5 sene geçmiş, hafızam da çok kötü. Kusura bakma nolur vs"
Bir mesaj iki mesaj derken S. mesajlarından birinde benim manken gibi bir kız olduğumu ve beni hiç unutamadığını söyledi. Ben, manken! :)) Bir şeylerin ters gittiği belliydi :) Daha önce1,58 lik 48 kilo "buçukluk" olduğumdan bahsetmiş miydim size? Manken olarak adlandırılmam imkansızdı. İşte o zaman aklıma ben gitmeden yerime alınan kız geldi. Tesadüfe bakın ki onunla adaştık. Belli ki S. beni onunla karıştırmıştı :) Bir yandan olayın vehametine gülerken bir yandan da derin bir oh çekmiştim. Hafızam sandığım kadar kötü değildi, ben unutmamıştım, kız cinarları karıştırmıştı :))
Hemen durumu açıklayıcı bir mesajla S. ye beni karıştırdığını, diğer arkadaşın nerde olduğunu ise bilmediğimi söyledim.
Bir iki gün mesaj gelmedi. O da araştırmasını yaptı, sonra cevapladı beni :) Evet ben
haklıydım o karıştırmıştı :))
Facebook'un güzelliği de burdaydı. Bir arkadaş daha edinmiştim. Puhahahah! :))
1 Eylül 2007 Cumartesi
Volvox'un özeti
Ortaokulda 6 kızdık. Grubumuza bir isim de takmış her radyodan kendimiz için şarkı isterdik. O zamanlar For Non Blondes'ın What's up'ı çok meşhurdu. Radyonun şeker dj i Bercis'le kanki olmuştuk. Mektuplarımıza bayılırdı..
Ortaokul böyle güle oynaya geçti. Lise 1 de bir kara kedi girdi aramıza. 4 kişi aramızdan birini sevmemeye ve onu grupta istememeye başladı. Ben buna karşı çıktım. Lisede
sınıflar tekrar harmanlandığından ayrı sınıflara düştük. Yakın arkadaşlarımız değişmeye başladı.. Bunun üzerine bir sürü olumsuz şey de yaşanınca birden grup dağıldı. En azından istenmeyen arkadaşım ve benim için..
O dönemler büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hem arkadaşıma ve bana yapılanları hazmedemiyordum hem çok kızgındım hem de kırılmıştım. Hatice Aşan diye bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Bir gün sınav olarak bir kompozisyon yazmamızı istedi. Konusunu belirtmemiş her şeyi bizim hayalgücümüze bırakmıştı. Tam 1 saat boyunca yazmıştım.
Kızıl saçlı çilli kız olarak kendimi, bana eziyet edip dışlayan sevimsiz insanlar olaraksa
eski grubun fertlerini yazmıştım üstü kapalı olarak. Hatice Aşan'ın kompozisyon sınavından 90 alan ilk defa görülüyordu. O bendim! Bir arkadaşım daha 90 almıştı. Şaşırmıştım.. Hayatımdan, özelimden bir kesit sunmuştum öğretmenime. O da çok beğenip 90 vermişti. İnanılır gibi değildi..
Kimse bilmez o kompozisyonumun konusunu ve beni anlattığını. Ne yazdığım çok sorulmuştu ama kimseye anlatmamıştım..
Grubun dağılmasına üzülürken bir yandan da yeni arkadaşlıklar kurmaya başlamıştım. Şimdilerde hala görüştüğüm bir çok dostumla dostluğumuzun temellerini o yıllarda atmıştık. Hatta
Badem ile yakın arkadaş olmamız da o yıllara dayanır. Her işte bir hayır vardır diye
boşuna dememişler değil mi?
Ortaokul böyle güle oynaya geçti. Lise 1 de bir kara kedi girdi aramıza. 4 kişi aramızdan birini sevmemeye ve onu grupta istememeye başladı. Ben buna karşı çıktım. Lisede
sınıflar tekrar harmanlandığından ayrı sınıflara düştük. Yakın arkadaşlarımız değişmeye başladı.. Bunun üzerine bir sürü olumsuz şey de yaşanınca birden grup dağıldı. En azından istenmeyen arkadaşım ve benim için..
O dönemler büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hem arkadaşıma ve bana yapılanları hazmedemiyordum hem çok kızgındım hem de kırılmıştım. Hatice Aşan diye bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Bir gün sınav olarak bir kompozisyon yazmamızı istedi. Konusunu belirtmemiş her şeyi bizim hayalgücümüze bırakmıştı. Tam 1 saat boyunca yazmıştım.
Kızıl saçlı çilli kız olarak kendimi, bana eziyet edip dışlayan sevimsiz insanlar olaraksa
eski grubun fertlerini yazmıştım üstü kapalı olarak. Hatice Aşan'ın kompozisyon sınavından 90 alan ilk defa görülüyordu. O bendim! Bir arkadaşım daha 90 almıştı. Şaşırmıştım.. Hayatımdan, özelimden bir kesit sunmuştum öğretmenime. O da çok beğenip 90 vermişti. İnanılır gibi değildi..
Kimse bilmez o kompozisyonumun konusunu ve beni anlattığını. Ne yazdığım çok sorulmuştu ama kimseye anlatmamıştım..
Grubun dağılmasına üzülürken bir yandan da yeni arkadaşlıklar kurmaya başlamıştım. Şimdilerde hala görüştüğüm bir çok dostumla dostluğumuzun temellerini o yıllarda atmıştık. Hatta
Badem ile yakın arkadaş olmamız da o yıllara dayanır. Her işte bir hayır vardır diye
boşuna dememişler değil mi?
29 Ağustos 2007 Çarşamba
Get Real
Eveeeeeeeeeet gelelim Get Real'a..
İkinci sıraya sevgili annemizi koyalım. Mary Green (Debrah Farentino). O da bir sürü dizide rol almış ama onları seyretmediğim için yorum yapamayacağım. Ama bu dizide örnek bir anneydi gerçekten. Ve de sevgi dolu bir eş..
Eveet kahramanlarımızdan, tatlı ailemizin en küçük oğulları sevgili Kenny Green (Jesse Eisenberg) The Villiage'da da oynamış kendisi. Sanırım hatırlıyorum ya. Her filmde ahanda bunu bir yerden tanıyoruz diyip de nerden bildiğimi bir türlü hatırlayamadığım o kadar insan var ki. Balık hafızalıyım biraz. İyi bir çocukcağız işte bu Kenny.
Cameron (Eric Christian Olsen) Kenny'nin abisi. Çok tanıdık bir yüz evet. ER'da, Smallville'de bile oynamışlığı var. Başı sürekli belaya giren, babasının yardımlarına ihtiyaç duyanlardan biri :)
Yine cnbc-e dizilerinden. Belki de en güzeli diyesim var ama diğerlerini de düşününce her birinin ayrı bir yeri var ya. En güzeli diye ayırmaya gerek yok, hepsi de çok güzel işte..
Bu dizinin şöyle bir farklılığı var tabi. 3 çocuklu bir ailenin çocuklarına gerçekten de her şeyin en doğrusunu öğretmeye çalışmaları gibi bir farkı var. Ki bence bu onu şimdiki dizilerin bin kat üzerine çıkarıyor. Ben diziye her seyrettiğimde "Evet işte ben de böyle bir anne-baba olmalıyım" diye düşünürdüm. O zamanlar Badem yoktu o yüzden sadece "ben" vardım.
Resimleri http://www.images.google.com/ dan aldım. Buna göre hemen sıralayayım. 

Efendim öncelikle efendi babamız Mitch Green (Jon Tenney) var sırada. Filmografisine baktığımızda bu muhteşem dizi yanında CSI ya da WITHOUT A TRACE gibi yine severek seyrettiğim dizilerde de rol aldığını görüyor ama o dizilerde kendisini hatırlayamıyoruz.. :)
İkinci sıraya sevgili annemizi koyalım. Mary Green (Debrah Farentino). O da bir sürü dizide rol almış ama onları seyretmediğim için yorum yapamayacağım. Ama bu dizide örnek bir anneydi gerçekten. Ve de sevgi dolu bir eş..
Eveet kahramanlarımızdan, tatlı ailemizin en küçük oğulları sevgili Kenny Green (Jesse Eisenberg) The Villiage'da da oynamış kendisi. Sanırım hatırlıyorum ya. Her filmde ahanda bunu bir yerden tanıyoruz diyip de nerden bildiğimi bir türlü hatırlayamadığım o kadar insan var ki. Balık hafızalıyım biraz. İyi bir çocukcağız işte bu Kenny.
Cameron (Eric Christian Olsen) Kenny'nin abisi. Çok tanıdık bir yüz evet. ER'da, Smallville'de bile oynamışlığı var. Başı sürekli belaya giren, babasının yardımlarına ihtiyaç duyanlardan biri :)Meghan (Anne Hathaway) Kenny'nin ablası. Diziden sonra şansı en
çok açılan belki de o. Meşhur oldu tatlı kızımız. En son The Devil Wears Prada'da görmüştük kendisini. Daha önce de Brokeback Mountain, The Princes Diaries serisinde de seyretmiştik. Şimdi Becoming Jane'i bekliyoruz..
çok açılan belki de o. Meşhur oldu tatlı kızımız. En son The Devil Wears Prada'da görmüştük kendisini. Daha önce de Brokeback Mountain, The Princes Diaries serisinde de seyretmiştik. Şimdi Becoming Jane'i bekliyoruz..Böyle işte. Bu üç kardeş aynı okula giderlerdi. Başları belaya girerdi. Yok kız arkadaşlar yok erkek arkadaşlar derken hep birlikte çok nasihatlarını dinledik Mitch ve Marry Green'in. Aaaaaaaah ah..
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Kuzeyde Bir Yer
Eski dizilerden bahsedince iştahım kabardı ve düşünmeye başladım. Daha önce Real Fiesta-Hakiki Muhabbet'te de bayıla bayıla okuduğum eski diziler hakkında yazmak istedim ben de. Real Fiesta da bahsedilenlerin çoğunu seyretmişim şaka maka. Sanırım eskiden şimdikinden de fenaymışım televizyon konusunda. Sabahları saati falan kurup da dizi ya da çizgi film seyretmeye kalktığım günleri çok iyi hatırlıyorum :)
Benim bahsedeceğim diziler yine cnbc-e den olacak. Yalnız bir de TRT'nin o eski zamanlarında yayınladığı harika bir dizi vardı. Ekşi sözlükte de bakınca gerçekten de reklamı falan olmamasına rağmen çok izleyicisi olduğunu farkettim "Kuzeyde Bir Yer"in. Sanırım ortaokulda falandım o zamanlar. Dizi bitip de aradan seneler geçtikten sonra dizinin hasretiyle yanıp tutuşurken özellikle TRT'ye bir sürü elektronik posta attım ama girişimlerimden bir sonuç alamadım maalesef. Şimdi dvd lerini arıyorum :))
Diziye gelince, her şey net bir şekilde aklımda değil tabi ama hatırladığım kadarıyla Joel adında çok şeker bir doktor vardı (Rob Morrow),

sonra hep sevgili olmalarını istediğim Maggie vardı (Janine Turner),
radyoda çalışan ve dizideki favorilerimden biri olan yakışıklı Chris (John Corbett)

ve tabi olmazsa olmazlardan bir kızılderili olan Ed (Darren E. Burrows). Bir sürü başka karakter de vardı ama resimlerine bakmama rağmen onları çok hatırlayamadım.
Bunlar isminden de anlaşılacağı gibi kuzeyde bir yerde yaşarlardı. Mevsim sürekli kıştı. Hep kalın kalın kıyafetler giyerlerdi. Mevsim kıştan döndüğünde bile soğuktan atkı-bereyle falan dolaşırlardı. Çok güzel muhabbetleri vardı. Hele ki Chris'in radyo sohbetlerine bayılırdım.
Ah bir bulsam da tekrar seyretsem. Ballandıra ballandıra anlatırım size emin olun :)) Badem burda sana iş düşüyor. Hadi bakalım pış pış! :)
Benim bahsedeceğim diziler yine cnbc-e den olacak. Yalnız bir de TRT'nin o eski zamanlarında yayınladığı harika bir dizi vardı. Ekşi sözlükte de bakınca gerçekten de reklamı falan olmamasına rağmen çok izleyicisi olduğunu farkettim "Kuzeyde Bir Yer"in. Sanırım ortaokulda falandım o zamanlar. Dizi bitip de aradan seneler geçtikten sonra dizinin hasretiyle yanıp tutuşurken özellikle TRT'ye bir sürü elektronik posta attım ama girişimlerimden bir sonuç alamadım maalesef. Şimdi dvd lerini arıyorum :))
Diziye gelince, her şey net bir şekilde aklımda değil tabi ama hatırladığım kadarıyla Joel adında çok şeker bir doktor vardı (Rob Morrow), 
sonra hep sevgili olmalarını istediğim Maggie vardı (Janine Turner),
radyoda çalışan ve dizideki favorilerimden biri olan yakışıklı Chris (John Corbett) 
ve tabi olmazsa olmazlardan bir kızılderili olan Ed (Darren E. Burrows). Bir sürü başka karakter de vardı ama resimlerine bakmama rağmen onları çok hatırlayamadım.
Bunlar isminden de anlaşılacağı gibi kuzeyde bir yerde yaşarlardı. Mevsim sürekli kıştı. Hep kalın kalın kıyafetler giyerlerdi. Mevsim kıştan döndüğünde bile soğuktan atkı-bereyle falan dolaşırlardı. Çok güzel muhabbetleri vardı. Hele ki Chris'in radyo sohbetlerine bayılırdım.
Ah bir bulsam da tekrar seyretsem. Ballandıra ballandıra anlatırım size emin olun :)) Badem burda sana iş düşüyor. Hadi bakalım pış pış! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)