26 Kasım 2008 Çarşamba

Taken, 2008 (7,9)



Doğum günü partisinde başlar filmimiz. Minik, sarı saçlı güzel bir kız pastasındaki mumları üfler. Yanında güzel annesi Lenore (Famke Janssen), karşısında albüm için fotoğrafını çeken babası Bryan (Liam Neeson).

Ve zaman ilerler. Bu sefer 17. doğum gününü kutlamaktadır Kim (Maggie Grace). Annesinin yeni eşiyle birlikte oturdukları evin bahçesinde bir parti verilmektedir. Kim'in biyolojik babası Bryan gelir ve kızına doğum günü hediyesini vererek partiden ayrılır.

Bryan, emekli olmadan önce devlet için çalışmıştır. Güvenlikle ilgili bir işi vardır ama bunu kızına tam olarak açıklamamıştır. Emekli olduktan sonra kızına daha yakın olabilmek ve onunda vakit geçirebilmek için Kim'e yakın bir yere taşınmış ama hiçbir şey hayalindeki gibi olmamıştır. Kim, babasını arayıp sormaz. Hatta onun için buraya taşındığının bile farkında değildir.





Kim aradığında Bryan sonunda hayallerindeki baba-kız ilişkisine kavuşabileceklerini düşünür. Kafeye gidip kızını beklemeye başlar. Kim geldiğinde çok sevinir. Onun en çok sevdiği içecekten bile ısmarlamıştır Kim gelmeden. Ama çok zaman geçmeden eski eşi de kapıdan içeri girer ve yanlarına gelip oturur. Baba-kız tek başlarına vakit geçiremeyeceklerdir yine. Üstelik Kim'in babasıyla görüşmek istemesinin sebebi onu özlemesi falan değildir. Arkadaşıyla Fransa'ya tatile gitmek ister. Ama 18 yaşının altında olduğu için babasının imzası gereklidir.

Bryan, kirli işlerin içinde çok olduğu için kızının yanında büyük biri olmadan seyahat etmesini istemezse de en sonunda Kim'i üzmemek için kağıdı imzalar.

Kim ve arkadaşı Amanda aslında bir müzik grubunun turnesiyle dolaşacak ve sadece Fransa'da kalmayacaktır. Havaalanından Paris'e kadar taksi tutmak gerekecektir. Orada tesadüfen karşılaşıp tanıştıkları Peter, Paris'e beraber gidip taksi ücretini bölüşmeyi teklif edince bunu kabul ederler. Ancak düşünmedikleri bir şey vardır. Peter bu şekilde adreslerini öğrenecek ve kadın tüccarlarına bu adresi verecektir.

Kızlar eve çıktıklarında Bryan hala Kim'i cep telefonundan aramakta ama bir türlü sesini duyuramamaktadır. En sonunda Kim cevapsız aramaları görür ve babasını arar. O arada evin içinde dolaşmaktadır. Evin banyosuna gittiğinde, hala Bryan'la konuşurken, banyonun camından Amanda'nın durduğu odadaki hareketleri fark eder. Eve yabancı birileri girmiştir ve Amanda'yı zorla götürmektedirler. Kim bunları dehşetle fark edip babasına anlatır.



Bryan'ın soğukkanlı olması gerekir bu andan sonra. Kızına yapması gerekenleri söyler. Banyoya en yakın odaya gidip yatağın altına girecektir. Adamlar onu da alıp götürene kadar az bir vakti vardır. Telefonu yere bırakıp adamlarla ilgili tanımlayıcı bilgileri babasına verecektir.

Ve yatağın altından siyah, kalın botları görür Kim. 3 ya da 4 kişidirler. Önce gittiler sansa da son anda ayaklarından dışarı çekilir genç kız. İşte o anda da bağırmaya başlar. "1,80 boyunda, kahverengi gözlü, elinde ay yıldız şeklinde dövme var!" Ve kızı alıp giderler…

Bryan telefonda bekler yine de. Ve konuşmaya başlar. "O kızı bırakın. Eğer şimdi bırakırsanız sizi aramam, sizi takip etmem. Unuturum. Ama eğer şimdi bırakmazsanız peşinizden gelirim. Sizi ararım. Sizi bulurum. Ve sizi öldürürüm!". Ve karşı taraftan cevap gelir. "İyi şanslar."

Bundan sonra Bryan'ın eski işinden edindii tecrübeleri güzel bir şekilde kullanarak kötü adamların peşine düşmesini, onları bulmasını ve kızını aramasını heyecan içinde seyrederiz :)



Kızlar bu tüccarların eline düştükten sonra bulunmak için 96 saatleri vardır. 96 saat sonra kızlara ulaşmak imkansızdır filmde. Bu yüzden dilimize 96 Saat olarak çevrilmiş ismi.

Film 2008 yapımı ve IMDB'de 7,9 puan almış. Yönetmenliğini de Pierre Morel yapmış. Pierre Morel daha önce Jet Li'nin oynadığı ve benim çok beğendiğim Danny The Dog (Kız Zincirlerini olarak çevrilmişti) filminin görüntü yönetmenliğini yapmıştı.

Gelelim oyuncuları nereden tanıdığımıza :



Liam Neeson'ın epey kalabalık bir film listesi var. Öncesinde de bir sürü filmi olmasına rağmen sanırım ben asıl olarak 1993 yapımı Schindler's List'ten biliyorum. 1994'te Jodie Foster'ın da rol aldığı Nell adlı filmde doktor rolünde karşımıza çıkmıştı (o film de güzeldi). 1998'de Misarebles, Les'te (Sefiller) oynadı, ki kitabı zaten biliyorsunuzdur ama bu filmi seyretmek de çok güzeldi. 1999'da ta taaam! benim serim olan Star Wars'a adım attı. Hem de usta Qui-Gon Jinn olarak. 2002'de Daniel Day-Lewis ve Leonardo DiCaprio'yla Gans Of New York'ta, 2003'te Love Actually'de, 2005'te Kingdom Of Heaven'da, ve aynı yıl yine sevdiğim bir seri olan Batman'in ilkinden sonra çekilen iki kötü filmi sonrasında gelen ve iyi filmlerin başlangıcı saydığım Christopher Nolan'ın yönettiği ve Christian Bale'in Batman olduğu Batman Begins'te oynamıştı.



Maggie Grace'i asıl olarak Lost dizisindeki Shannon rolünden biliyoruz. Aslında 25 yaşında olmasına rağmen bu filmde 17 yaşındaki Kim'i oldukça başarılı canlandırmış. Zira Kim'i bazen bir kaşık suda boğasım geldi :)



Güzeller güzeli Famke Janssen'e geldi sıra. Eşim bir numaralı hayranıdır :) Eskiden Melroce Place diye bir dizi vardı. Çok da severek seyrederdim. Orada başlamış aslında maceramız. Ama oradan hatırladığımı söyleyemeyeceğim. Janssen'i tanıyarak seyrettiğim ilk filmi 1998 yapımı The Faculty. Ben o zamanlar üniversitedeydim ve bu filmi sinemada seyretmekten keyif almıştım doğrusu. 1999'da House on the Haunted Hill'de Evelyn olarak karşımıza çıktı cadı :) Ve 2000'de yine sevdiğim bir seri olan X-Men'e adım attı. Hem de Jean Grey rolüyle. 2004-2005 arası sevdiğimiz dizilerden Nip/Tuck'ta sevmediğimiz Ava rolüne büründü. 2003 ve 2006'da X-Men'in devam filmlerinde de rol aldı elbette.

7 yorum:

Vladimir dedi ki...

Ben bu filmi çok merak ettim şimdi. hafta sonu derhal edinip izlemem lazım. Bayılırım böyle kayıp insanları bulma filmine. Yaşasın.

Tabiat Ana dedi ki...

konusunu beğendim tam benlik püfff ya bende film izlemek istiyorum :((

Badem dedi ki...

Gerçekten sürükleyici bir filmdi. Acak çok ucuz Amerikan propagandaları her zamanki gibi can sıkıcıydı. Qui-Gon Jinn2e bayılıyoruz o ayrı :)

Benim Hayatim dedi ki...

Bu kadar olur bende indirmeye yeni başladım. Bakalım beğenecek miyim?
Konusuna hakim olmamak için hızla geçtim. Şimdi sen beğendin mi filmi?

Nip/Tuck başlasa da izlesek :)

cinar dedi ki...

@ Vladimir, beklentilerini karşılayacak kadar heyecanlı olmayabilir belki de. İlk seyrettiğimde heyecan duymuştum aslında. Ama şimdi üzerinden epey zaman geçti ya, çok bir etki bırakmadı demek ki bende. Bilmem ki, sen seyredebildin mi, nasıl buldun?

@ Seyredersin Tabiatım Anacım. Doğanın uyuduğu bir zaman yok mu yafu? :) Ama tabi siz gezin onun yerine :))

@ Bademim güzel vakit geçirdik işte filmi seyrederken. Vallahi bendeki bu hafızayla o bahsettiğin propagandalar bilem aklımda değil şindik :))

@ Aysuncum filmi seyrettiğimde beğenmiştim. Bu yoruma cevap yazmakta bu kadar gecikmeseydim daha başka türlü cevaplayabilirdim esasen. Ama bak Nip /Tuck konusunda şiddetle katılıyorum sana. Heyecanla bekliyorum hala :)

Hepinize sevgiler.

Tabiat Ana dedi ki...

izledim izledim hemde bayıldım.
gerçektende çok keyifliydi :)

funda dedi ki...

okuması bu kadar heyecanlıyken izlemesi kimbilir nasıldır deyip izlenecek filmler listesine üst sıralardan yerleşti...
ellerinize sağlık :)