1 Eylül 2007 Cumartesi

Çakıl'a mutlu yıllar :)



Mutlu yıllar Çakılcııııııııım! :)
Aslında bugün ayın 2 si. Ama kayıt ettiğimde 1'iymiş gibi gösteriyor. Yani aslında bugün senin doğum günün :))

Mutlu mutlu yıllar olsun, her şey gönlünce olsun..

Blogumda da ilk defa birinin doğumgününü kutluyorum :) Şerefine resim bilem yaptım, eminim çok beğenmişsindir.. :))

Volvox'un özeti

Ortaokulda 6 kızdık. Grubumuza bir isim de takmış her radyodan kendimiz için şarkı isterdik. O zamanlar For Non Blondes'ın What's up'ı çok meşhurdu. Radyonun şeker dj i Bercis'le kanki olmuştuk. Mektuplarımıza bayılırdı..

Ortaokul böyle güle oynaya geçti. Lise 1 de bir kara kedi girdi aramıza. 4 kişi aramızdan birini sevmemeye ve onu grupta istememeye başladı. Ben buna karşı çıktım. Lisede 
sınıflar tekrar harmanlandığından ayrı sınıflara düştük. Yakın arkadaşlarımız değişmeye başladı.. Bunun üzerine bir sürü olumsuz şey de yaşanınca birden grup dağıldı. En azından istenmeyen arkadaşım ve benim için..

O dönemler büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hem arkadaşıma ve bana yapılanları hazmedemiyordum hem çok kızgındım hem de kırılmıştım. Hatice Aşan diye bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Bir gün sınav olarak bir kompozisyon yazmamızı istedi. Konusunu belirtmemiş her şeyi bizim hayalgücümüze bırakmıştı. Tam 1 saat boyunca yazmıştım.
Kızıl saçlı çilli kız olarak kendimi, bana eziyet edip dışlayan sevimsiz insanlar olaraksa
eski grubun fertlerini yazmıştım üstü kapalı olarak. Hatice Aşan'ın kompozisyon sınavından 90 alan ilk defa görülüyordu. O bendim! Bir arkadaşım daha 90 almıştı. Şaşırmıştım.. Hayatımdan, özelimden bir kesit sunmuştum öğretmenime. O da çok beğenip 90 vermişti. İnanılır gibi değildi..

Kimse bilmez o kompozisyonumun konusunu ve beni anlattığını. Ne yazdığım çok sorulmuştu ama kimseye anlatmamıştım..

Grubun dağılmasına üzülürken bir yandan da yeni arkadaşlıklar kurmaya başlamıştım. Şimdilerde hala görüştüğüm bir çok dostumla dostluğumuzun temellerini o yıllarda atmıştık. Hatta 
Badem ile yakın arkadaş olmamız da o yıllara dayanır. Her işte bir hayır vardır diye
boşuna dememişler değil mi?

30 Ağustos 2007 Perşembe

Bir kitabın sonuna daha geldik, sıradaki!

Bir kitap daha bitirmiştim. Elime almamla bırakmam arasında o kadar az zaman var ki.. Archer yapmış yine yapacağını. Bu kadar mı heyecanlı yazılır.. Gözlerim artık okuma da dinlen diye diye okudum bitirdim bir çırpıda :)) Ama çoooooook güzeldi, elimden bir şey gelmezdi, sonunu öğrenmeliydim..

Jeffrey Archer'ın 13 kitabını buldum (internette). Son okuduğum kitabı Onur Meselesi ile birlikte 7 tanesini okumuşum zaten. 1 tane de okumadığım var evde. Demek ki almam gereken 5 kitabı daha var. Tabi şimdilik. Amcam yazıyor da yazıyor. İyi ki de yapıyor. Ben çok memnunum :) Kendisini benimle tanıştıran öykücüme teşekkürü bir borç bilir gözlerinden öperim..

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Get Real

Eveeeeeeeeeet gelelim Get Real'a..

Yine cnbc-e dizilerinden. Belki de en güzeli diyesim var ama diğerlerini de düşününce her birinin ayrı bir yeri var ya. En güzeli diye ayırmaya gerek yok, hepsi de çok güzel işte..

Bu dizinin şöyle bir farklılığı var tabi. 3 çocuklu bir ailenin çocuklarına gerçekten de her şeyin en doğrusunu öğretmeye çalışmaları gibi bir farkı var. Ki bence bu onu şimdiki dizilerin bin kat üzerine çıkarıyor. Ben diziye her seyrettiğimde "Evet işte ben de böyle bir anne-baba olmalıyım" diye düşünürdüm. O zamanlar Badem yoktu o yüzden sadece "ben" vardım.

Resimleri http://www.images.google.com/ dan aldım. Buna göre hemen sıralayayım.
Efendim öncelikle efendi babamız Mitch Green (Jon Tenney) var sırada. Filmografisine baktığımızda bu muhteşem dizi yanında CSI ya da WITHOUT A TRACE gibi yine severek seyrettiğim dizilerde de rol aldığını görüyor ama o dizilerde kendisini hatırlayamıyoruz.. :)

İkinci sıraya sevgili annemizi koyalım. Mary Green (Debrah Farentino). O da bir sürü dizide rol almış ama onları seyretmediğim için yorum yapamayacağım. Ama bu dizide örnek bir anneydi gerçekten. Ve de sevgi dolu bir eş..


Eveet kahramanlarımızdan, tatlı ailemizin en küçük oğulları sevgili Kenny Green (Jesse Eisenberg) The Villiage'da da oynamış kendisi. Sanırım hatırlıyorum ya. Her filmde ahanda bunu bir yerden tanıyoruz diyip de nerden bildiğimi bir türlü hatırlayamadığım o kadar insan var ki. Balık hafızalıyım biraz. İyi bir çocukcağız işte bu Kenny.


Cameron (Eric Christian Olsen) Kenny'nin abisi. Çok tanıdık bir yüz evet. ER'da, Smallville'de bile oynamışlığı var. Başı sürekli belaya giren, babasının yardımlarına ihtiyaç duyanlardan biri :)

Meghan (Anne Hathaway) Kenny'nin ablası. Diziden sonra şansı en çok açılan belki de o. Meşhur oldu tatlı kızımız. En son The Devil Wears Prada'da görmüştük kendisini. Daha önce de Brokeback Mountain, The Princes Diaries serisinde de seyretmiştik. Şimdi Becoming Jane'i bekliyoruz..



Böyle işte. Bu üç kardeş aynı okula giderlerdi. Başları belaya girerdi. Yok kız arkadaşlar yok erkek arkadaşlar derken hep birlikte çok nasihatlarını dinledik Mitch ve Marry Green'in. Aaaaaaaah ah..

28 Ağustos 2007 Salı

Yemek telaşı ve babaannem..

Dün babaannem, bademin anneannesi ve onun kuzeni (o da anneannelerle yaklaşık yaşlarda) ve tabi annemle babam yemeğe geldiler.

Anneannemiz ve kuzeni misafirlikten geldikleri için (gerçi anneanne her gelişinde aynı şey olur) karınları tokmuş ama yine de sofraya oturttuk. Ne de olsa adı yemeğe gelen misafirlerdi. Tok ağırlamak da zor oluyor, atalarımız boşuna dememiş..

Babaannemse ben diyeyim 4 siz deyin 5 kere gelmiştir Ereğli'ye. Biz iki senedir evliyiz, ilk defa evimize geliyor. Pazar günü köyden geldi annemlere. Dişlerini de çektirmiş garibim. Daha takamamışlar protezi. Öyle dişsiz dişsiz geziyor. Ne yer ne içer ben bir telaş yaptım tabi. Kadıncağızın dişi yok, ezemez, koparamaz, neredeyse çiğneyemez. Sadece yutar.. Hemen çorbaya giriştim. Yumuşak olur diye mantı pişirdim. Zeytinyağlı dolma falan araklamıştım daha önce annemden. Haftasonu denemek için alıp da fırınladığım kırmızı biber patlatması (artık gerçek ismi her neyse) vardı sarımsaklı-sirkeli. Onu çıkardım sofraya. Börek ısıttım. Kocaman da bir salata yaptım. Doğru dürüst yiyen olmadı zaten her şey masada kaldı..

3 yaşlı insanı aynı anda misafir etmek çok zormuş bunu anladım. Üçünün de kulakları ağır işitiyor, özellikle babaannemin. Her söylediğinizi ona iki belki üç kere tekrar etmeniz gerekiyor. Bir yandan diğer misafirlerin sohbetleri devam ediyor. Her şeye de bir yorumları oluyor sağolsunlar. Böyle iki üç çocuklu misafirde kafanız şişer ve zorlanırsınız ya, işte çocuk ya da yaşlı hiç farketmiyormuş meğer..

Babaannemi zorla ikna ettik dün gece bizde kaldı. İlkten çok hevesliydi, babamların gitme saati gelince tereddütte kaldı. Gitsem mi gitmesem mi :)) Sıkılırsın dediler önce, biz inat ettik. Bir daha ne zaman gelip de kalacaksın diye. Kırk yılda bir geldikleri için.. Korktu kadıncağız heralde. Hem yük olmaktan hem de ne bileyim yalnız kalmaktan mı?

Neyse açtık televizyonu. Önce Terminator 2'ye baktık. Hoşuna gitmedi ve biraz korktu sanırım. Sonra yaşına ve tavrına daha uygun bularak Zeki Alasya - Metin Akpınar'lı bir film bulup onu açtım. Seyrederken uyuyakaldı tontim..

Sabah da erkenden kalkmış babaanneciğim. Biraz da rahatsızlanmış.. Bugün doktora getireceğiz.

Getireceğiz diyince, Ereğlililer götürmek fiili yerine getirmek fiilini kullanırlar. Ben yukarıda o amaçla kullanmadım belirteyim hemen :) Ben zaten hastanede olduğumdan, malum iş yerim, buraya getireceğiz anlamında kullandım..

Jeffrey Archer'ın Onur Meselesi'nden sonra bahsedeceğim.

Kitap kurtları

(Resimler wikipedi dan)

Süper! Süper! Süper!

İşte budur sevgili seyirciler. Daha önce bir blogda Jules Verne'in bütün kitaplarının 4,90 a satıldığını okumuş ve çok heyecanlanmıştım. Ama bahsi geçen siteden daha önce hiç alışveriş etmediğimden emin olamamıştım ve hevesim kursağımda kalmıştı.

Az önce Peloş'um için bir kitap araştırırken o da ne, Jules Verne'in kitapları ideefixe'te de %60-70 indirimlerle yine 4,90 a satılmıyor mu? Allahım bu ne mutluluktur. Hemen girdim alışveriş sepetimi doldurdum. Tabi arkadaşlara da bu güzel haberi vererek her bir kitaptan 3 adet olmak suretiyle siparişimi verdim. Allahtan burda gümrük yok da ticari amaçladır bu kitaplar diyerek siparişime engel olacak memurlar yok :)

Daha önce kitapları okumuş ya da filmlerini seyretmiş olsak da hepsini biiiiiiiir bir okuyacağım. Yorumlarımı da hemen eklerim ilgilenen arkadaşlar için.

Çok mutluyum! Yuppiiiiiiiii! :))

26 Ağustos 2007 Pazar

Cancanlarla haftasonu

Haftasonu bitirdim Cinayet Alfabesini..

Aslında yine bitiremeyebilirdim. İstanbul'dan çok sevgili dostlarımız geldi çünkü. Badem'in üniversiteden "şişe" ve bir sürü macerasını paylaştığı Selimcan ve onun şeker mi şeker eşi Ayça kızımız.

Cumartesi aradılar ve biz Akçakocaya geliyoruz dediler. Yuppii!! Akçakocada çok yapacak bir şey yok tabi. Burdan Zeynepleri de ayarladık çıktık gittik. Sapakta buluştuk kibar arkadaşlarımızla..

Önce karınlarını doyurduk Bülent'in Yeri'nde. Pidelerimizi midelere indirip kaleye gittik. Denizle araları pek iyi değilmiş meğer. Buz gibi gazozlarımızı içip kendi şehrimize dönelim en iyisi dedik ve biraz deniz kıyısında oturup Ereğli'ye döndük.

Eskiden Musiki Derneği olan ve benim küçükken içinde cüceler var düşüncesiyle korktuğum ve şimdilerde Taş Bina ismiyle hoş sohbet bol muhabbet, oh ne güzel manzara kıvamındaki yere gittik. Otlu ayran içtik. Sonra da evimize geldik şeker misafirlerimizle birlikte.

Ben misafir ağırlamayı çok severim. Belki aileden gelen bir özellik. Evde misafire yönelik her türlü ihtiyaç malzemesi mevcuttur. Yedek lifler, diş fırçaları vs. Elimizden geldiğince rahat ettirmeye çalışırız sevdiklerimizi.. Şimdiye kadar şikayet eden olmadı :))

Neyse, hazırlandık ve Yalı Restorant'a gittik. Bu güzel lokantanın büyüsüyle yazdığım "Saat akşamın 8'i" hikayesinden de hatırlayacaksınız. Çok güzel bir yerde, çok leziz yemeklerle hizmet veriyor. Arkadaşlarımız da çok beğendi özellikle mezelerini..

Ertesi sabah meşhur çınaraltına kahvaltıya gittik bir yanımızda denizde yüzen ördek ailesini seyrederek. Diğer yanımızdaki kedi-fare arasında geçen vahşi dünyayı anlatmayacağım :) Kahvaltıdan sonra sandal kiraladık lise yıllarımızdaki gibi.. Yarım saat boyunca bir Ayça kızımız çekti kürekleri bir Selim oğlumuz.. Biz Bademle iki uçta keyif yaptık. Ben ayaklarımı suya saldım, çırptım çırptım eğlendim.

İyki geldiniz sevgili dostlar. Böyle süprizlere her zaman açığız. Umarız rahat ettirebilmişizdir sizi. Bir sonraki maceramızda buluşmak dileğiyle, sizi seviyoruz! :)