Haftasonu Ankara'ya gidip dostlarla buluştuk. Ankara'ya yaptığımız her yolculuk keyifli olmuştur.. İnsan sevdikleriyle buluştu mu keyfine diyecek olmuyor..
Eşimin üniversiteden arkadaşlarıyla vakit geçirme mutluluğunu bir kez daha yaşamış olduk böylece. Bemre de İstanbul'dan geldi. Biz Cumartesi karga burnunu görmeden yola çıktık, kahvaltıya kayınvalidemlerdeydik. Karnımızı tıka basa doyurduktan sonra Tunalıyı turladık. Sonra Ayça'yla Selim'in karınını doyurmak üzere Zeynel'e gittik. Orda oturup üşüdükten sonra (yok yok o kadar da üşümedim) Cancan'lara gitmeye karar verdik. Teknolojiyi Cancan'dan takip ediyoruz biz. En son Wii almış (Megavizyonda 599 YTL'ye gördüm ben, ama yine de pahallı tabi). Wii acaip bir oyun. Ben aslında böyle bilgisayar başına otur, hemoroid olmaya yakın bir zamana kadar oyun oyna durumlarını sevmiyorum (Badem Badem duy sesimizi!!). Ama Wii bambaşka bir şey. Bir kere oturmuyorsunuz. Adeta oynuyorsunuz. Farklı oyunlar var içinde. Biz mesela tenis, bowling ve boks oyunlarını tercih edip onları oynadık. Kumandaları var aletin. Onları alıp teniste raket gibi, bowlingde top gibi, boksta elinize geçirdiğiniz eldiven gibi kullanıyorsunuz. Sizin hareketinize göre ekranda gördüğünüz (mesela teniste) raket hareket ediyor. Önce dörderli gruplar halinde tenis oynadık. Cancan, Ayça ve Selim tecrübeli olduklarından bizi yendiler. Boksta ikimiz de yeni olmamıza rağmen Ayça şampiyon oldu :) Erkekler maçınıysa Bemre'nin kazandığını söylememe gerek yok sanırım diyeceğim ama Bemre'yi tanıyan yok aranızda :)
Kısacası Wii çok eğlenceli bir oyun. Üstelik ailecek oynanabileceği gibi kendi başınıza da oynayıp ev içinde, ya da kapalı mekanda, dışarıdaki gibi hareket edip hem oynayıp hem kalori harcayabiliyorsunuz. Fiyat konusunda takipte olacağım için düşünenler varsa aldığımızda haberdar ederim sizi de..
Böylesi güzel vakit geçirince her dönüş yolumuzda acaba Ankara'ya mı taşınsak diye düşünmeden edemiyorum. Sonra Ankara'nın gri havası ve deniz olmayışı geliyor aklıma. En azından deniz kenarında küçük bir sahil kasabası tadında bir yerde yaşıyoruz diye düşünüyorum. Sonra acaba İzmir'e gidip daha güzel bir sahil kasabasında mı yaşasak diye geçiriyorum aklımdan. Bu sefer de ailemden ve burdaki arkadaşlarımdan ayrılmak çok zor geliyor. Düşündüğümle kalıyorum sonunda..
Neyse devam edeyim ben. Pazar günüyse evimize dönüp film arşivimizi arşınlamaya başladık.
Filmlerden bir dahaki yazımda bahsedeceğim.
Bu arada Lost'u da tam gaz takip ettiğimizi belirtmek isterim. Ah Öykücüm şu bilibisi alamadınız gitti :)
Hamiş : Bu yazı için size yine Cancan sayesinde geçen seneden tanıdığımız Amy Winehouse'u seçtim. 1983 doğumlu olmasına rağmen acaip olgun ve de siyahi bir sese sahip. Londro doğumlu beyaz bir kız halbuki. Yaşını hesaplamak bile istemiyorum! :)
Burdan dinleyebilirsiniz.
selim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mart 2008 Salı
10 Eylül 2007 Pazartesi
Arkadaşlık adına
Haftasonu Ankara'daydık Badem'le birlikte. 1 senedir yurtdışında olan çok sevgili arkadaşımız Melih gelmişti. Hem onu hem de yine çok sevgili arkadaşlarımız Ayça'yla Selim'i görmeye gittik.
Ayça'nın hamaratlığını son saatlere kadar içimize sindirdik :)) Çok leziz bir sürü şey hazırlayarak hepimizi patlama durumuna getirdi, ellerine sağlık güzel arkadaşım :)
Herkes maç seyrederken ben biraz blog yazayım dedim ve The Ex'i anlattım ucundan azıcık. Filmaniac kısmında görebilirsiniz. Resimleri de ekledim bugün.
Ankarada çektiğimiz resimleri de bir ara ekleyeceğim. Melih sağolsun kocaman fotoğraf makinemizi getirdi taaaaa Amerika'lardan. Süper bir makine. Nesi derseniz henüz anlatamam çünkü daha çözemedim. Okuduğumuz kadarıyla bir sürü özelliği var ama bize şimdilik netlik yeterli. Bir ara diğer özellikleri keşfedeceğiz :)
Haftasonu düşündüm, düşündüm.. Badem'in ne kadar iyi arkadaşları var. Eş durumundan benim de arkadaşım oluyorlar diyeceğim ama durum bundan ibaret değil. Ben de hepsini çok seviyorum çünkü. Sadece Badem'in arkadaşları olduğu için değil. Durumun bundan ibaret olmaması da işte tam bu yüzden.
Benim de üniversitede çok iyi arkadaşlarım oldu. ilkokul, ortaokul-lisede de. İlkokuldan sonra 7 senelik okula gittiğimizden ortaokul-lise dönemini kapsayan yıllarda zaten çok sağlam temeller attığımızdan hala görüşürüz o arkadaşlarla. Üniversitedekilerleyse uzun kilometreler yüzünden çok sık görüşemiyoz. Öykücüm mesela taaaaa 2000 km uzaktaki memleketine gitti. Gittiğinde aramıza dağlardan başka şeyler de girdi. Kendisi blogunda epeyce bahsettiği için ben ayrıca yazmayacağım.
Peloşumla telefonda görüşüyoruz sürekli. İnternet sağolsun o da çok yardımcı oluyor bize. Ama ne bileyim hani Badem'in (ve benim) arkadaşları gibi her gidip gelişimizde mutlaka görüşemiyoruz. Peloşum yoğun bir insan çünkü. Haftasonu hep kursu oluyor, saatlerce. Bu, görüşmemizi engelliyor. Hiç görüşmüyor değiliz bu arada. Sadece her İstanbul'a gidişimizde görüşemiyoruz. O yüzden çok imreniyorum Badem'in arkadaşlıklarına. Biz gideceğimiz zaman arkadaşlarımıza haber veriyoruz onlar da sağolsun her gidişimize kendilerini ayarlayıp bizle buluşmaya fırsat yaratıyorlar. Allah bozmasın, ne diyeyim iyi ki varlar. Tabi Ereğli'deki canımız arkadaşlarımız da iyi ki varlar.
Özellikle bu haftasonu çok duygusaldım sanırım. Her söylenenden etkilendiğime göre.
İnsanın iyi arkadaşlarının olmasının yarattığı harika duygularla ayrıldık Ankara'dan. Ve ben düşünmeye devam ettim. Hakikaten arkadaşlar ne kadar önemli bir insan hayatında. Başınız sıkıldığında, sıkılmadığında, derdinizi anlatacak birini aradığınızda, sevincinizi paylaşacak birini aradığınızda hep yanınızdalar.
Neyse bugünlük bu kadar duygusallık yeter. Bir ara seyrettiğimiz filmlerden Sunshine ve diğerlerinden (şimdi hangileri olduğunu hatırlayamadım) bahsedeceğim..
Ayça'nın hamaratlığını son saatlere kadar içimize sindirdik :)) Çok leziz bir sürü şey hazırlayarak hepimizi patlama durumuna getirdi, ellerine sağlık güzel arkadaşım :)
Herkes maç seyrederken ben biraz blog yazayım dedim ve The Ex'i anlattım ucundan azıcık. Filmaniac kısmında görebilirsiniz. Resimleri de ekledim bugün.
Ankarada çektiğimiz resimleri de bir ara ekleyeceğim. Melih sağolsun kocaman fotoğraf makinemizi getirdi taaaaa Amerika'lardan. Süper bir makine. Nesi derseniz henüz anlatamam çünkü daha çözemedim. Okuduğumuz kadarıyla bir sürü özelliği var ama bize şimdilik netlik yeterli. Bir ara diğer özellikleri keşfedeceğiz :)
Haftasonu düşündüm, düşündüm.. Badem'in ne kadar iyi arkadaşları var. Eş durumundan benim de arkadaşım oluyorlar diyeceğim ama durum bundan ibaret değil. Ben de hepsini çok seviyorum çünkü. Sadece Badem'in arkadaşları olduğu için değil. Durumun bundan ibaret olmaması da işte tam bu yüzden.
Benim de üniversitede çok iyi arkadaşlarım oldu. ilkokul, ortaokul-lisede de. İlkokuldan sonra 7 senelik okula gittiğimizden ortaokul-lise dönemini kapsayan yıllarda zaten çok sağlam temeller attığımızdan hala görüşürüz o arkadaşlarla. Üniversitedekilerleyse uzun kilometreler yüzünden çok sık görüşemiyoz. Öykücüm mesela taaaaa 2000 km uzaktaki memleketine gitti. Gittiğinde aramıza dağlardan başka şeyler de girdi. Kendisi blogunda epeyce bahsettiği için ben ayrıca yazmayacağım.
Peloşumla telefonda görüşüyoruz sürekli. İnternet sağolsun o da çok yardımcı oluyor bize. Ama ne bileyim hani Badem'in (ve benim) arkadaşları gibi her gidip gelişimizde mutlaka görüşemiyoruz. Peloşum yoğun bir insan çünkü. Haftasonu hep kursu oluyor, saatlerce. Bu, görüşmemizi engelliyor. Hiç görüşmüyor değiliz bu arada. Sadece her İstanbul'a gidişimizde görüşemiyoruz. O yüzden çok imreniyorum Badem'in arkadaşlıklarına. Biz gideceğimiz zaman arkadaşlarımıza haber veriyoruz onlar da sağolsun her gidişimize kendilerini ayarlayıp bizle buluşmaya fırsat yaratıyorlar. Allah bozmasın, ne diyeyim iyi ki varlar. Tabi Ereğli'deki canımız arkadaşlarımız da iyi ki varlar.
Özellikle bu haftasonu çok duygusaldım sanırım. Her söylenenden etkilendiğime göre.
İnsanın iyi arkadaşlarının olmasının yarattığı harika duygularla ayrıldık Ankara'dan. Ve ben düşünmeye devam ettim. Hakikaten arkadaşlar ne kadar önemli bir insan hayatında. Başınız sıkıldığında, sıkılmadığında, derdinizi anlatacak birini aradığınızda, sevincinizi paylaşacak birini aradığınızda hep yanınızdalar.
Neyse bugünlük bu kadar duygusallık yeter. Bir ara seyrettiğimiz filmlerden Sunshine ve diğerlerinden (şimdi hangileri olduğunu hatırlayamadım) bahsedeceğim..
26 Ağustos 2007 Pazar
Cancanlarla haftasonu
Haftasonu bitirdim Cinayet Alfabesini..
Aslında yine bitiremeyebilirdim. İstanbul'dan çok sevgili dostlarımız geldi çünkü. Badem'in üniversiteden "şişe" ve bir sürü macerasını paylaştığı Selimcan ve onun şeker mi şeker eşi Ayça kızımız.
Cumartesi aradılar ve biz Akçakocaya geliyoruz dediler. Yuppii!! Akçakocada çok yapacak bir şey yok tabi. Burdan Zeynepleri de ayarladık çıktık gittik. Sapakta buluştuk kibar arkadaşlarımızla..
Önce karınlarını doyurduk Bülent'in Yeri'nde. Pidelerimizi midelere indirip kaleye gittik. Denizle araları pek iyi değilmiş meğer. Buz gibi gazozlarımızı içip kendi şehrimize dönelim en iyisi dedik ve biraz deniz kıyısında oturup Ereğli'ye döndük.
Eskiden Musiki Derneği olan ve benim küçükken içinde cüceler var düşüncesiyle korktuğum ve şimdilerde Taş Bina ismiyle hoş sohbet bol muhabbet, oh ne güzel manzara kıvamındaki yere gittik. Otlu ayran içtik. Sonra da evimize geldik şeker misafirlerimizle birlikte.
Ben misafir ağırlamayı çok severim. Belki aileden gelen bir özellik. Evde misafire yönelik her türlü ihtiyaç malzemesi mevcuttur. Yedek lifler, diş fırçaları vs. Elimizden geldiğince rahat ettirmeye çalışırız sevdiklerimizi.. Şimdiye kadar şikayet eden olmadı :))
Neyse, hazırlandık ve Yalı Restorant'a gittik. Bu güzel lokantanın büyüsüyle yazdığım "Saat akşamın 8'i" hikayesinden de hatırlayacaksınız. Çok güzel bir yerde, çok leziz yemeklerle hizmet veriyor. Arkadaşlarımız da çok beğendi özellikle mezelerini..
Ertesi sabah meşhur çınaraltına kahvaltıya gittik bir yanımızda denizde yüzen ördek ailesini seyrederek. Diğer yanımızdaki kedi-fare arasında geçen vahşi dünyayı anlatmayacağım :) Kahvaltıdan sonra sandal kiraladık lise yıllarımızdaki gibi.. Yarım saat boyunca bir Ayça kızımız çekti kürekleri bir Selim oğlumuz.. Biz Bademle iki uçta keyif yaptık. Ben ayaklarımı suya saldım, çırptım çırptım eğlendim.
İyki geldiniz sevgili dostlar. Böyle süprizlere her zaman açığız. Umarız rahat ettirebilmişizdir sizi. Bir sonraki maceramızda buluşmak dileğiyle, sizi seviyoruz! :)
Aslında yine bitiremeyebilirdim. İstanbul'dan çok sevgili dostlarımız geldi çünkü. Badem'in üniversiteden "şişe" ve bir sürü macerasını paylaştığı Selimcan ve onun şeker mi şeker eşi Ayça kızımız.
Cumartesi aradılar ve biz Akçakocaya geliyoruz dediler. Yuppii!! Akçakocada çok yapacak bir şey yok tabi. Burdan Zeynepleri de ayarladık çıktık gittik. Sapakta buluştuk kibar arkadaşlarımızla..
Önce karınlarını doyurduk Bülent'in Yeri'nde. Pidelerimizi midelere indirip kaleye gittik. Denizle araları pek iyi değilmiş meğer. Buz gibi gazozlarımızı içip kendi şehrimize dönelim en iyisi dedik ve biraz deniz kıyısında oturup Ereğli'ye döndük.
Eskiden Musiki Derneği olan ve benim küçükken içinde cüceler var düşüncesiyle korktuğum ve şimdilerde Taş Bina ismiyle hoş sohbet bol muhabbet, oh ne güzel manzara kıvamındaki yere gittik. Otlu ayran içtik. Sonra da evimize geldik şeker misafirlerimizle birlikte.
Ben misafir ağırlamayı çok severim. Belki aileden gelen bir özellik. Evde misafire yönelik her türlü ihtiyaç malzemesi mevcuttur. Yedek lifler, diş fırçaları vs. Elimizden geldiğince rahat ettirmeye çalışırız sevdiklerimizi.. Şimdiye kadar şikayet eden olmadı :))
Neyse, hazırlandık ve Yalı Restorant'a gittik. Bu güzel lokantanın büyüsüyle yazdığım "Saat akşamın 8'i" hikayesinden de hatırlayacaksınız. Çok güzel bir yerde, çok leziz yemeklerle hizmet veriyor. Arkadaşlarımız da çok beğendi özellikle mezelerini..
Ertesi sabah meşhur çınaraltına kahvaltıya gittik bir yanımızda denizde yüzen ördek ailesini seyrederek. Diğer yanımızdaki kedi-fare arasında geçen vahşi dünyayı anlatmayacağım :) Kahvaltıdan sonra sandal kiraladık lise yıllarımızdaki gibi.. Yarım saat boyunca bir Ayça kızımız çekti kürekleri bir Selim oğlumuz.. Biz Bademle iki uçta keyif yaptık. Ben ayaklarımı suya saldım, çırptım çırptım eğlendim.
İyki geldiniz sevgili dostlar. Böyle süprizlere her zaman açığız. Umarız rahat ettirebilmişizdir sizi. Bir sonraki maceramızda buluşmak dileğiyle, sizi seviyoruz! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)