Natalie Portman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Natalie Portman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2008 Pazartesi

V For Vendetta



Daha önce seyretmiş ve bayılmıştık bu filme. Ama üzerinden çok zaman geçtiği için yazamamıştım burada. O zamanlar bir e-günlüğüm yoktu :)

Cumartesi günü Osi geldi bize. Krepli mantarlı tavuk yaptık ve onu afiyetle yedikten sonra Osi daha önce seyretmediği ve merak ettiği için biz de ikinci kez oturduk seyrettik bu filmi. Çok da iyi oldu. Kendisini yüz olarak göremesek de Hugo’ya, Natalie’ye ve bir kez daha Wachowski kardeşlere hayran kaldık.





İngiltere’de yıllardır süren ve insanların özgürlüğünü elinden alan bir yönetim şekli vardır. Gece dışarı çıkmak da yasaklardan biridir. Evey (Natalie Portman) bir gece yasaktan sonra dışarı çıkar ve yönetim adına çalışan işaretli adamlarca yakalanır. Tam o sırada maskeli kahramanımız V ortaya çıkar. Evey kendisine de zarar vereceğini düşünür bu damdan düşer gibi gelen maskeli adamın. Ama V, Evey’e zarar vemez ve ona önce kendisini tanıtarak planlarından bahseder ve bir binanın çatısına çıkartır.



Hatırla, 5 Kasım'ı hatırla
Barut ihanetini ve komplosunu
Hiçbir neden bilmiyorum ki gerektirsin
Barut komplosunun unutulmasını


Adalet’in simgesi olan heykeli havaya uçurduğunda herkes haberdar olur V’den. Daha sonra kapalı devre yapılan yayın kuruluşuna giderek bütün halka seslenir. Bu seslenişte V’nin tek bir isteği vardır. Guy Fawkes günü olarak bilinen 5 Kasım’ın unutulmaması. Bunun için halktan bir sonraki 5 Kasım’da Parlomento Binası’nda buluşmalarını ister. Böylece kendi başına başlattığı “diktatör rejime karşı gelmek” olgusu toplumsal hale gelecek ve özgürlüklerine kavuşacaklardır.





Bunun içinse tam 1 yıl gereklidir. Bu 1 yıl içindeyse V’nin kimliğini öğrenmeye başlarız yavaş yavaş. Evey’nin ürkeklikten cesurluğa geçişine tanık oluruz. İnsanların uyanışın ve bu uyanışla birlikte yönetimin baskısını görürüz.

Film bittikten sonra yönetmene, yazara, oyunculara hayran kalırız. Seyretmeyen var mı, kaldı mı bilmiyorum ama (daha önce seyredenler için bile) mutlaka seyredin diyeceğim.

Film 2005 yapımı aslında ama 2006’da seyirci karşısına çıkabildi. Senaryosunu Wachowski kardeşlerin yazdığı filmi James McTeigue yönetmiş ve IMDB’de 8,2 puan almış.



Güzeller güzeli Natalie Portman’dan daha önce My Blueberry Nights’ta bahsetmiştim. Ek olarak 2007’de Mr. Wagorium’s Wonder Emporium ve 2008’de The Other Boleyn Girl’de oynadı. Henüz iki filmi de seyredemedik.



Hugo Weaving’i ben ilk olarak bayıldığım 1999’da başlayan Matrix serisindeki Ajan Smith olarak tanıdım. Daha sonra en iyi kitap uyarlamalarından biri olduğunu düşündüğüm Yüzüklerin Efendisi’nde (Lord Of The Rings) Elf’lerin efendisi Elrond rolünde seyrettik H. Weaving’i.

30 Mart 2008 Pazar

My Blueberry Nights


Elizabeth (Norah Jones) sevgilisi tarafından aldatılmıştır. Kalbi kırık bir kız olarak Jeremy'nin (Jude Law) barına gider. Jeremy'nin de değişik bir hikayesi vardır. Barda ikram etmek için hergün değişik tartlar yapar. Bunlardan "blueberry"li olanı aslında pek yenmezse de hergün onu yapmaya devam eder.


Elizabeth bara geldiği ilk gün blueberryli tartın hikayesini dinler ve ondan yemek ister. Tartın tadı gayet güzeldir. Laf lafı açtıkça Jeremy ve Elizabeth arkadaş olurlar. Ama Elizabeth'in kafası karışıktır ve kendini bulmak için bir yolculuğa çıkacaktır.



Yolculuğu esnasında çalıştığı barlarda, kumarhanelerde tanıdığı insanlar kendini bulması için ona yardımcı olacaktır.

Elizabeth para kazanmak için her gittiği yerde garsonluk yapar ve her hafta Jeremy'ye yaşadıklarını anlattığı mektuplar yazar. Jeremy ona ulaşmaya çalışsa da bunu başaramaz. Elindeki tek şey Elizabeth'in gönderdiği mektuplardır.



Elizabeth ilk çalıştığı barlardan birinde dertli bir polisle tanışır. Polis eşinden ayrılsa da kendini hala evli olarak görmekte ve eski eşi Sue Lynne'in (Rachel Weisz) hayatını zorlaştırmaktadır.


Daha sonra çalıştığı kumarhanede ise güzeller güzeli kumarbaz Leslie (Natalie Portman) ile tanışır. Leslie kumarda kaybedince Elizabeth'ten borç ister. Elizabeth de araba almak için biriktirdiği bütün parasını Lesli'ye güvenerek ona verir. Ama oyun bitince Leslie kaybettiğini, parasının karşılığında kendi arabasını alabileceğini söyler. Tek şartı onu gideceği yere götürmesidir. Yolculukları sonucunda Leslie'nin babasının öldüğünü öğrenirler. Leslie bunu duyunca arabayı vermekten vazgeçer, o baba yadigarıdır çünkü. Yerine borç aldığı parayı verecektir çünkü aslında kumarda kazanmış ama Elizabeth'e kaybettiğine dair yalan söylemiştir.

Elizabeth tüm bu yaşadıkları ve tanıdığı insanlar sayesinde hayattan ne istediğini anlar, kendini bulur ve Jeremy'nin barına geri döner.


Filmde tanıdık bir sürü sima var. Filmde çok uzun sahneler boyu görünmeseler de filme ayrı güzellikte renkler kattıkları bir gerçek. Jude Law'ın oyunculuğunu çok beğeniyorum ben. Hatırladığım kadarıyla seyredip de beğenmediğim bir filmi olmadı. Artificial Intelligence, The Holiday, Cold Mountain, Breaking and Entering bunlardan birkaçı.


Natalie Portman'ınsa küçüklüğünden beri hayranıyız (ben ve eşim). Masum güzellerden kendisi.. Benim için Leon'la başlayan serüveni Star Wars, Closer, Cold Mountain, Garden State, V for Vendetta gibi güzel filmlerle devam etti. Hele hele V For Vendetta'yı henüz seyretmediyseniz muhakkak tavsiye ederim.



Çok güzel bulduğum Rachel Weisz ile serüvenim ise Mummy serisiyle başladı. Sunshine, About A Boy, Constantine ve o muhteşem film The Fountain ile devam etti. Duru güzelliğiyle gönülleri fethediyor vallahi :)

Film Norah Jones'un ilk denemesi için bence oldukça başarılıydı. Kendi seslendirdiği güzel şarkılarla hoş renkler de katmış filme. Seyredilebilir hoş bir filmdi bence..

İyi seyirler..