9 Eylül 2008 Salı

The Dark Knight, 2008 (9,1)



Küçük şehrimize, büyük şehirlerde 1 ay önce gösterimi başlayan bu filmin ancak gelebilmesi üzerine mutluluktan koşacak kadar çok sevinmiştik. Geçtiğimiz Cuma günü gidip seyredeceğimiz için dakikaları saya saya zor bitirdik. Saat 20:50’yi gösterdiğinde biz gişelerde bilet alma telaşındaydık ki ödemeyi falan yaptıktan sonra gişedeki kız filmin Türkçe seslendirmeli olduğuna dair kötü haberi verdi bize. Arkasından da ekledi : “Siz sevmezsiniz biliyorum, uyarayım dedim”. E be güzel kızım, biz biletleri almadan önce söylesene şunu. Gerçi bir şey fark etmedi, iade ettik biletlerimizi ve kaderimize küsüp boyunlarımızı eğerek sinemadan ayrıldık.

Sonrasında güzel bir liman keyfimiz oldu gerçi :) Sinemasever arkadaşlarla birlikte limandaki kayalıklara gidip biralarımızı yudumladık ay ışığıyla parıldayan denize karşı. Hatta bir kedi-fare kovalamacasına falan tanıdık olduk ki o kısmını ne siz sorun ne ben anlatayım :)

Neyse işte burada yaşadığımız üzücü gelişmelerden sonra Melen turumuz gün yüzüne çıkınca İstanbul duraklı yolculuk yapacağımız için gitmeden birkaç gün önce internet aracılığıyla bilet işlerimizi halledip Cuma 00:15 matinesine girerek filmimizi seyredebildik :)







Filmle ilgili ne yazabilirim bilmiyorum. Değişik bir tecrübeydi her şeyden önce. Daha önce seyrettiğimiz Batman filmlerine benzemiyordu. Bu daha çok Joker üzerine kurulmuş bir filmdi. Joker’in (Heath Ledger) diğer kötü adamlarla birleşerek Batman’i (Christian Bale) öldürmeye çalışması, teğmen Gordon’un (Gary Oldman) yine Batman’ın safında yer alması, Batman’in teknolojik harikaları ve bunları yaratan adamlar ve tabi ki yine Rachel (Maggie Gyllenhaal).





Batman’ın kafası oldukça karışık bu sefer. Christian Bale, Bruce Wayne rolünde oldukça karizmatik yine. Ama işte o kara maskeyi taktığı zaman bütün karizması adeta uçuyor ve yerine pısırık bir şey geliveriyor. En sonunda bütün dertleri bana yükleyin abi der gibi acıklı bir cümlesi ve bakışları vardı ki kafamdaki güçlü ve asil Batman hayalini bir hayli zedeledi.



Filmin başından beri Batman’in kendini sorgulayışına ve iyi kötü arasındaki yerini bulmasına tanıklık ediyoruz. Gotham şehri için benli mi bensiz mi gibi bir sorgusu var kendi içinde.



Bir yandan da Joker’le uğraşıyor tabi. Üstelik Joker tek başına değil bu sefer. Gotham’ın bütün kötü adamlarını topluyor ve Batman’i öldürmeden hiçbir isteklerine tam anlamıyla kavuşamayacakları konusunda onları ikna ediyor.



Bu arada Batman neredeyse bu kahraman (ya da tam tersi) görevinden temelli istifa etmek düşüncesinde iken Harvey Dent (Aaron Eckhart) ile tanışıyor ve onun Gotham için yeni ilham kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak Harvey beklediği gibi çıkmıyor. Daha doğrusu Joker’in kötülüğü Harvey’nin iyiliğini silip süpürüyor ve insanı ürkütüyor.

Film tabi ki yeni, 2008 yapımı ve IMDB’de 9,1 puan almış. Daha önce bahsetmiştim, şu anda IMDB’nin en iyi filmleri arasında üçüncü sırada. Yönetmen Christopher Nolan yine çok iyi bir iş çıkarmış. 1998 yapımı Following’den bahsetmiştim bu yazımda. Sonrasında 2000 yılında Memento gibi harika bir filmle karşımıza çıkmıştı. 2002’de Al Pacino ustanın da rol aldığı Insomnia’yı yönetmiş ve 2005’te Batman Begins’i yönetme görevini kapmıştı. Tabi önceki başarılarından sonra kapmak olmuyor aslında bu :) 2006’da da The Prestige gibi enfes bir filmi yönetmişti. Tabi bahsettiğim bütün bu filmlerde yönetmenlik yanında senaryoyu da yazmış.



Christian Bale’i 1987 yapımı ablamın en sevdiği film olan Empire of the Sun filminden biliyor olabiliriz. Tabi o zamanlar 10 yaşında mıydı 9 yaşında mıydı neydi. Arada filmleri var ama ben seyretmedim. Benim için beyaz perdeye geri dönüşü 2000 yapımı American Psycho ile oldu. 2002 yapımı Equilibrium da oldukça değişik bir filmdi ama 2004’te rol aldığı Maquinista, El filminde harika bir performans göstermişti. O filmi de muhakkak tavsiye ederim. Adam 50 kiloya falan zayıflamıştı sanırım sırf bu film için. Batman serisineyse 2005’te Batman Begins ile giriş yaptı. 2006’da yine Christopher Nolan’ın yönettiği The Prestige’de oynadı. 2007’de ise 3:10 to Yuma’da bizi yine memnun etti.



Heath Ledger’ı ise The Patriot, A Knight’s Tale, Monster’s Ball, The Brothers Grimm ve bana göre en çok ses getirdiği Brokeback Mountain’dan biliyoruz. En üst performansını da bu filmde göstermiş ama maalesef filmin galasına bile yetişemeden genç yaşta öldü.

Michael Caine’den daha önce 2007 yapımı olan Sleuth’u anlatırken bahsetmiştim. The Prestige ve Batman Begins’te Christian Bale ile rol almıştı o da.



Aaron Eckhart’ı ise 2003 yapımı The Core, daha önce bahsettiğim ve Helena Bonham Carter ile rol aldığı 2005 yapımı Conversations With Other Women, Catherine Zeta-Jones’la birlikte rol aldığı 2007 yapımı No Reservations gibi filmlerden biliyoruz.

Gary Oldman’ı sanırım ilk 1992 yapımı Dracula ile tanıdık. O muhteşem Jean Reno’lu ve Natalie Portman’lı Leon’da da oynamış ama oradan hatırlayamadım ben. 1997’de Fifth Element’le yine güzel bir şekilde karşımıza çıkmıştı. 2004’te ise Sirius Black rolü ile Harry Potter serilerinden birinde memnun etmişti bizi ve sonrasındaki tüm Harry Potter’larda rol aldı. Tabi bu arada o da Batman serisine 2005’teki Batman Begins’le başlamış oldu Christopher Nolan ve Christian Bale gibi.

Morgan Freeman’dan daha önce Shawshank Redemption’da bahsetmiştim. Oradan bakabilirsiniz.

Gelelim güzel kızımıza. Ben Maggie Gyllenhaal’u asıl olarak 2003 yapımı Mona Lisa Smile’dan hatırlıyorum. Aslında bundan daha önce 2001 yılında, özellikle müziklerini efsane bulduğum, Donnie Darko’da oynamış. 2002 yapımı 40 Days 40 Nights, daha önce bahsettiğim 2006 yapımı Stranger Than Fiction da seyrettiğimiz diğer filmlerinden.

5 yorum:

Badem dedi ki...

Gecenin 3'ünde bitmesine rağmen, filmi tekrar başlatmalarını ve izlemeyi istedim. Heath Ledger tam anlamıyla efsaneleşmiş bu filmde. Böyle karanlık filmleri seviyorum

Abi dedi ki...

izlemedim daha biliyormusun..
en yakın zamanda..
ama dinlediğim parçada son laf çok önemli..;
You either die a hero or you live long enough to see yourself become the villain.
tam batman'lik..

Craft Woman dedi ki...

Süperdi ya bittim hatta geyiğini yapar oldum Joker masonmu acep çok zengin ya anladın :)) Birde o yamuk ağzı çok cooldu ya.

Abi dedi ki...

craft woman, "Joker masonmu acep çok zengin ya anladın :))"
ben burayı anlamadım. ne demek acaba?

Vladimir dedi ki...

İlginç bir film, önümüze sürülen kof aksiyon filmlerinden değil, derinliği olan, yüzeysel olmayan iyiler ve kötüler var, iyiliğin ve kötülüğün nerede başlayıp bittiğini sorgulayan güzel bir filmdi. Gene olsun gene izlerim ( ne demekse bu kendim de anlamadım dediğimi )

:)))