22 Eylül 2008 Pazartesi

The Incredible Hulk, 2008 (7,5)



Bu serinin ilk filmini 2003’te seyretmiştik. Eric Bana’nın başrol oynadığı filmi Ang Lee yönetmişti ve bana göre iyi bir iş çıkarmıştı. Eric Bana da tip olarak Hulk’a uygundu bence. İkinci Hulk’ta Edward Norton’ın oynadığını duyunca çok şaşırmıştım. E. Norton’ın tip olarak yaratıkımsı şeylerle uzaktan yakından alakası yok çünkü :) Masum bakışlı ve yakışıklı bir genç adam kendisi ne de olsa :) (Böyle düşünmemde eşime çok benziyor olmasının etkisi büyüktür, kabul :) ). Sonuç olarak Hulk’la Norton’u kafamda eşleştiremedim ama Norton’u bir kez daha beyaz perdede seyredecek olmamın heyecanını yaşadım o ayrı…



Bruce Banner (Edward Norton) bu kez karşımıza bir kaçak olarak çıkar. Hulk’a dönüşmek istememektedir ve bundan kurtulmaya çalışmak için kendisine bir panzehir yapmaya çalışır. Bu arada da beladan uzak durmaya çalışıp dönüşüm geçirmesini engellemek ister.

Bruce daha önce bir deney sırasında gamma ışınları alarak Hulk’a dönüşmüştür. Bu deneyde asıl amaç güçlü askerler yapmaktır. Ancak dönüşüm istenen bir sonuç değildir. Bruce ortadan kaybolduktan sonra deney durdurulup ekip dağılsa da General Thaddeus Ross (William Hurt) hala Bruce’un peşindedir. Ross’un kızı Betty ise (Liv Tyler) kendisini üniversiteye atıp orada çalışmaya başlamıştır.



Bruce çalıştığı iş yerinde ufak bir kaza geçirip de kanını gazoz şişelerinden birine damlatınca yeri tespit edilir ve General bu sefer Emil Blonsky’yi de (Tim Roth) ekibine dahil ederek Bruce’un peşine düşer. Bruce’un Hulk olduğunu sadece General bilmektedir. Ekip normal insan boyutlarında ve masum görünüşlü bir adamın peşinde olduğunu düşünse de Bruce’un kalp atışları hızlandığında karşılarında Hulk’u bulurlar. Hulk çok güçlüdür ve onlardan kurtulmayı başarır.



Gidebileceği pek bir yer yoktur. Aklına ilk gelen Stanley’nin (Paul Soles) yeridir. Stanley ona bir oda verir ve saklanmasına yardım eder. Ancak bir gün eski kız arkadaşı Betty, yeni erkek arkadaşıyla Stanley’nin yerine gelir ve tesadüfen Bruce’u görür. Bruce başta kaçar ama Betty onun arkasından giderek onu bulur. Artık iki kişilerdir ve birlikte hareket ederler.



Bruce kaçtığı zamanlarda internet üzerinden yardım almaya başlamıştır. Kendisine Bay Mavi diyen birinden dönüşümünü engellemek için yardım alır ve panzehir yapmaya çalışır. Yeri tespit edildiği için Bay Mavi’yle görüşmeye karar verir ve Betty’yle birlikte Bay Mavi’nin yanına giderler. Bay Mavi de üniversitede çalışan profesörlerden biri olan Dr. Samuel Sterns’dir (Tim Blake Nelson). Doktorun yeni panzehirini Edward’a enjekte edip iyileşmesini beklerler.



Bu arada Blonsky, karşısındaki adamın yenilmez olduğunu anlamıştır, kendisi de daha güçlü olarak Bruce’u yenmek ister. Bunun için General ona yardım edecektir. Bruce’a yaptıklarının aynısını Bronsky’e de yaparlar. Sonunda ortaya Hulk’a rakip bir yaratık çıkar : Abdomination.

Bundan sonra yapılacak ilk iş Hulk ile Abdomination’ı karşı karşıya getirmek ve Hulk’u yenmesini beklemektir.

Filme önyargıyla başladım daha önce de belirttiğim için. O çok sevdiğim Edward Norton’u Hulk olmaya yakıştıramadım. Ama film başarılıydı yine de. Norton yine çok iyi oynamıştı. Bu arada adam ufacık gibi ama çıplakken kaslı falan. Nasıl oluyor anlamadım yani. Üzerine bir tişört geçirip sokaklara çıktığında cılız bir üniversite öğrencisi gibi görünüyor hala :) Oysa 1969 doğumlu, yani 39 yaşında!

Filmi Louis Leterrier yönetmiş ve IMDB’de 7,5 puan almış.



Edward Norton’u ilk olarak 1996’da Richard Gere ile birlikte oynadığı Primal Fear’da seyrettik. O filmde de çok başarılıydı hatta ödüle layık görüldü. Zaten kötü bir filmini de seyretmedim hatırladığım kadarıyla. Hep iyi projelerde yer aldı canım benim :) Aynı yıl The People vs Larry Flynt ile tekrar karşımıza çıktı. Hatta yine aynı yıl Everyone Says I Love You’da da oynadı ancak ben onu seyretmedim (sanırım!). Daha sonra 1998’de Tony Kaye’in yönettiği American History X’de oynamıştı ki bence o film de efsanedir. Bir kez daha seyredip burada tanıtmak isterim sizlere de. Sonra yine çok sevdiğim Fight Club’da 1999’da seyrettik Edi’mizi. 2000’de Ben Stiller ve Jenna Elfman ile birlikte rol aldığı Keeping The Faith isimli romantik komedi filmindeyse peder rolünde karşımıza çıkmıştı :) O filmini de çok severim diyeceğim, heralde pek şaşırmazsınız buna :) 2001’de The Score, 2002’de Death To Smoochy, Frida (bunu henüz seyretmedim), Hannibal serisinin devamı olan Red Dragon ve 25th Hour, 2003’te bir yeniden çevirim olan The İtalian Job, 2005’te Kingdom of Heaven, Down in the Valley, 2006’da yine çok beğenerek seyrettiğimiz The Illusionist, The Painted Veil, ve en nihayetinde 2008’de The Incredible Hulk. Görüldüğü gibi bütün filmleri çok iyi. Ya da o olduğu için filmler bu kadar başarılı oldu. Eşime benzemesi bir yana hakikaten çok iyi bir oyuncu bence.



Liv Tyler’ın Aerosmith’in solisti olan Steve Tyler’ın kızı olduğuna inanmak çok güç. Öyle çirkin, ama şarkılarını severim, bir adamın böylesi güzel bir kızı olması inanılır gibi değil gerçekten de. L. Tyler’ı daha önce de ufak tefek rollerde seyretmişizdir hatta babasının Amazing isimli şarkısının klibinde de oynamıştı, ama uzun soluklu ve bilinçli olarak seyrettiğimiz ilk filmi 1998 yapımı Armageddon gibi geliyor. Ha güzelliğiyle dillere destan olduğunu gösterdiği Stealing Beauty de var, belki birçoğunuz o filmiyle hatırlıyorsunuzdur ama ben filmi konu itibariyle falan hatırlamıyorum pek, bir kez daha seyretmek gerek :) Daha sonra 2001’de One Night At McCool’s ve varlığını yeniden hatırlattığı ve serisine 2001’de başlanan Lord Of The Rings geliyor. Orada Elrond’un kızı Arwen rolünde karşımıza çıkıp yine güzelliğine hayran bırakmıştı bizi. Bu filmde biraz irileşmiş buldum doğrusu. Ayakkabı numarası 42’ymiş bu arada, duyurulur’ :)



Tim Roth’u en son Funny Games U.S.’de seyretmiştik. Daha önce 1996 yapımı Everyone Says I Love You’da yine Edward Norton’la birlikte oynamışlar. Roth’un bir sürü filmi var ama aklıma gelenler Planet of Apes, orada maymundu gerçi, kendisini tanımak zordu ama orada da çok iyi bir oyunculuk çıkarmıştı bana göre, Dark Water, 1995 yapımı Four Rooms, o film de çok güzeldi bu arada, ve tabi ki Reservoir Dogs.

5 yorum:

Abi dedi ki...

ya ben bu hulk filmlerini sevmem ama hem E. Norton hem de T.Roth deyince.. bi'daha düşünücem şimdi..
sevgiler..

Vladimir dedi ki...

Edward Norton un oynadığı kötü bir film görmedim henüz hep seçilmiş ve iyi filmler. Bir de Marlon Brando ve R d Nİro ile oynadığı the Score fiminde döktürmüştü anımsadığım. Liv de yani allah övmüş övmüş de yaratmış derler öyle sanki.

Hulk u izlemek istiyorum en kısa zamanda.

cinar dedi ki...

@ Abi düşün düşün, ben bayılıyorum özellikle E. Norton'a. Sen de seversin bu filmi bence. Sevgiler.

@ Vladimir, E. Norton için çok benzer cümleler kullanmışız, hakikaten de hep iyi filmlerde oynadı. Bu filmi de iyiydi bence. Sevgiler.

Badem dedi ki...

Liv Tyler çok şişmiş geldi bana da.
O hep Lord of the Rings'te Arwen olarak Elfçe konuşsun da kendimizden geçelim. Bu arada filmin sonunda Iron Man'imiz Tony Stark'ı görüyor. İleride bütün Marvel karakterlerini kesiştirecekler bir film olacak sanırım. Zaten çizgiromanlarda da öyle oluyormuş sanırım.

Benim Hayatim dedi ki...

eDWARD nORTON, oynadığı her rolün hakkını veren bir oyuncu. Amerikan History X, cidden efsanedir. Filmin gerçekliği öylesine sert vuruyor ki insanın yüzüne bir süre kendi dünyana dönemiyorsun.

Liv Tyler, konusunda badem' e katılıyorum. O film de bir başkaydı hep aklımda o rolünde kalmış :))

Ve sizi tebrik ediyorum. Birbiri ardına bu kadar çok film izleyip nasıl karıştırmıyorsunuz e pes :)