1 Eylül 2008 Pazartesi

Shawshank Redemption, 1994 (9,2)



Başarılı bir avukat olan Andy Dufresne (Tim Robbins) karısını onu aldatırken yakalar. Karısı ve sevgilisi öldürüldüğünde bütün gözler Andy’e döner. Olay yerinde Andy’nin ayak izleri, boş içki şişesi vardır. Andy gerçekten de oraya gitmiştir, ama ifadesine göre sonra geri dönmüştür.

Ancak hakim ve jüri üyeleri onu suçlu bulur ve iki cinayet olduğu için Andy’e iki kere müebbet hapis cezası verilir.



Andy Shawshank Hapishanesi’ne gönderilir. Hapishaneye getirildiği ilk gün diğer mahkumlar sıraya dizilmiş bir halde yeni gelenlere bakarlar ve içlerinden bazıları yeni gelenlerle ilgili bir iddiaya girerler. Bahis konusu yenilerden ilk kimin hapishane şartlarına dayanamayıp ağlayacağıdır.



Ellis Boyd Redding, kısa adıyla Red (Morgan Freeman) Andy için bahse girer. Görüntü olarak diğerlerinden farklı olan ve zengin züppesi gibi görünen Andy, ona göre ilk pes edecek adamdır. Ancak Red yanılır. Andy çok sessizdir, yakınmak bir yana kimseyle konuşmaz bile.



Aradan 2 ay geçtikten sonra bir gün Andy Red’in yanına gelerek onunla konuşur. Bu, Andy geldiğinden beri ilk konuşmalarıdır. Red, hapishanedeki bulucu adamdır. Kim ne isterse Red’e giderek istediğini söyler ve para karşılığı birkaç hafta sonra istediğini alır. Andy’nin de bir isteği vardır : Taş çekici. Red başta, başını belaya sokmamak için bu işe girişmek istemez ama Andy, taş çekicinin sadece küçük taşları şekillendirmekte kullanıldığını söylediğinde bunu kabul eder. Arkadaşlıkları da bu şekilde başlar.



Red 30 senedir hapishanededir ve oranın şartlarına alışmıştır. Rüşvet sayesinde bazı isteklerini de yaptırabilmektedir. Bir gün hapishane çatısını tamir ettirme işi ortaya çıkar. Memurlar Red’den rüşveti alınca onu ve onun verdiği isimleri 1 aylık çalışma için çatıya çıkarırlar. Andy de bu isimler arasındadır.



Mahkumlar çatıda çalışırken gözetmen olarak yanlarında bulunan memurlar da kendi hallerinde konuşmaktadır. Andy’nin kafası bir an bu konuşmalara takılır ve memurlardan birine giderek ona yardım edebileceğini söyler. Memurlar önce şartlanmış olarak Andy’yi vurma, çatıdan atma gibi işlere girişse de sonunda haklı olduğunu anlarlar. Andy eskiden bir avukattır ne de olsa, kafası bu tip işlere çalışmaktadır. Ama Andy’nin de bir şartı vardır : çatıdaki çalışmanın her günü tüm arkadaşlarına bira ısmarlanması. Kendisi içmez bile aslında. Tek amacı eksiden olduğu gibi normal hissetmektir.



Andy bu olaydan sonra tüm hapishanece tanınmaya başlar. Memurlardan, mahkumlardan davalık durumları olanlar, ya da parasal mevzularda yardımı ihtiyacı olan herkes Andy’e gelmeye başlar. Bunu duyan hapishane müdürü Warden Norton (Bob Gunton) Andy’yi günlük çalışacağı yer olarak kütüphaneye gönderir. Kütüphanede Andy kendisine bir masa kurarak çalışmaya başlar. Bu arada Warden’ın bütün pis işlerini de halletmeye başlar.

Bir gün Tommy (Gil Bellows) adında yeni bir mahkum gelir hapishaneye. O da Andy’den ders almaya başlar. Bir sohbet esnasında Andy’nin neden hapiste olduğunu duyduğunda anlatacağı bir hikayesi vardır : Daha önce yattığı hapishanelerden birinde bir adamla tanışmıştır. Bu adam tam da Andy’nin hikayesindeki gibi bir avukatın karısını ve sevgilisini öldürmüş, cezayı da avukat almıştır.

Çıkış için içine umut dolan Andy hemen Warden’a gider ve ona öğrendiklerini anlatır. Yardım edeceğine emindir ancak Warden ona inanmak istemez. Onu terslediğindeyse Andy Warden ve hapishane hakkında tüm bildiklerini anlatağını söyler. Ama Warden risk almaz ve Tommy’yi öldürtür.

Andy’nin bütün umutları yıkılır. Red’e bile garip davranmaya başlar. Ve bir gün…

İşte o bir günü ve sonrasını merak ediyorsanız, ki bence etmelisiniz, filmi seyredin. Son zamanlarda seyrettiğim en iyi filmdi belki de. Bu arada filmi daha önce seyretmiştim :) Şimdi yazınca ilk kez seyrediyormuşum gibi geldi. Ama çoğu yerini de unutmuşum zaten. O kütüphane sahnelerini çok iyi hatırlıyordum. Ama başı, sonu falan hafızamın ta derinliklerinde kalmış. Anlayacağınız bu filmi tekrar seyrettiğim için çok mutlu oldum ben. Henüz seyretmediyseniz ya da siz de benim gibi unuttuysanız mutlaka seyredin derim. Bu arada Türkçemize de Esaretin Bedeli şeklinde çevrilmişti. O isimle daha net hatırlayabilirsiniz belki.

Film tabi ki oldukça eski, yok canım o kadar da değil, 1994 yapımı. Yönetmenliğini Frank Darabont yapmış ve IMDB’de 9,2 puan almış. Oldukça yüksek. Zaten IMDB’nin gelmiş geçmiş en iyi filmler listesinde ilk sırada. İkinci sırada da baştan sona yeniden seyretmek istediğim Godfather var. Üçüncü sıradaki ise, sıkı durun, The Dark Night. Yani Batman’ın en son filmi. Cuma günü sinemaya gitmek ve seyretmek için büyük bir heyecanımız vardı. Saatler geçmek bilmedi 21:00’a kadar. Sonunda gidip biletlerimizi aldık da. Ama gişedeki kız “Türkçe dublajlı yalnız, siz sevmezsiniz, uyarım da ben” deyince kafamızdan aşağı kaynar sular döküldü adeta. Neyse Cuma günkü İstanbul seyahatimiz sonrasında 24:00 seansına yetişerek bir yerde seyredebilmeyi umuyoruz, bu başka bir yazı konusu elbette :)



Tim Robbins’i Top Gun’dan biliyor olmamız lazım Shawshank Redemption’dan önce. Ama yıllar geçti tabi, Top Gun 1986 yapımı. Sonrasında da çok kez seyretmişliğim var aslında ama yine de oradan hatırlayamadım. Daha sonra yine 1994’te Meg Ryan’la birlikte oynadığı I.Q. var. 2003’te Mystic River var Sean Penn ile birlikte rol aldığı, ben en iyi bu filmini hatırlıyorum doğrusu.



Morgan Freeman’ın benim bildiğim ilk filmi Robin Hood gördüğüm kadarıyla, ki orada kendisini hatırlamıyorum. Sonra 1992 çekimi unutulmaz filmlerden biri olan Unforgiven’da (onu da seyrettim, anlatacağım en kısa zamanda) Clint Eastwood’la oynamıştı. Sonrasında 1995’te yine unutulmaz filmlerden Seven’da Brad Pitt’le, 1997’de Ashley Judd’la Kiss The Girls’te, yine 1997’de Amistad’da, 1998’de Deep Impact’te, 2001’de Kiss The Girls’ün devam niteliğini taşıyan Along Came A Spider’da, 2003’te tanrı rolünde Bruce Almighty’de, 2004’te ödüllü Million Dollar Baby’de, 2005’te Danny The Dog’da Jet Li’yle, ki bu film de çok güzeldi bence, yine 2005’te Batman Begins’te, 2007’de yine tanrı rolünde Evan Almighty’de, 2007’de Gone Baby Gone’da oynamıştı. Amma da çok filmini seyretmişim bu arada :) Sonrasında The Bucket List, Wanted, The Dark Knight gibi çok seyretmek istediğim filmleri oldu. En kıza zamanda onları da seyredeceğiz umarım.

9 yorum:

Badem dedi ki...

Bu filme söyleyecek laf yok, ama bana var :) Bunca zaman nasıl olmuş da ben bu filmi seyretmemişim? Her ne kadar The Godfather gözümde birinci olsa da Imdb'deki yerini sonuna kadar hakediyor. İşin ilginci bu film ilk çıktığında (1994) çok düşük bir gişe yapmış, 7 dalda Oscar'a aday olmasına rağmen sıfır Oscar almış. Bu da Oscar'ın nasıl bir ödül olduğunu gösteriyor!

Benim Hayatim dedi ki...

Yıllar önce bayılarak izlemiştim. Ve müthiş vrucu sonla rahatça kapadım dvd yi :) Cidden çok iyi kurgulanmış, akılda kalıcı bir film.

Tabiat Ana dedi ki...

Esaretin bedeli...Süper bir filmdi yıllar önce kuzenlerimle izlemiştik onların 2. izleyişi benimse ilkti.Hatta filmden önce oldukça da reklamını yapmışlardı süper bir film diye.Film bittikten sonra bende onlarla aynı fikirdeydim.Hele sondaki yağmur altındaki o sahne :))
şimdi ne zaman bir kanalda görsem oturup izlerim harika bir film gerçekten.Ayrıca ben ilk defa bu filmde farketmiştim Morgan Freeman'ı ve hayran kalmıştım.

evvelzamanicinde dedi ki...

merhaba, Esaretin Bedeli benim de favori filmlerim arasındadır. Birkaç kez seyrettim sanırım. Sen de çok hoş anlatmışsın.

iyi seyirler...

Öykücü dedi ki...

En güzel filmlerden biri.Süpriz adil huzur veren bir son.

Öptüm.

7.oda dedi ki...

süper filmlerden biridir.. ayrıca film afişi de şahanedir.. tekrar izlemek istedi canım :)

cinar dedi ki...

@ Canım tabi ki Oscar'lara güvenmiyoruz biz de. Ödüllü filmler öyle çok da ahım şahım değil, neye göre verdiklerini ben de anlamış değilim. Ama neyse, seyretmiş olduk işte beraber, o daha güzel değil mi? :)

@ Benim Hayatım aslında akılda kalıcı olması lazım, o kadar güzel, ama benim gibi balık hafızalar kolayca unutabilirler yine de :(

@ Tabiat'cım di mi ya, o yağmur altındaki oturup göğe el açışı falan harikaydı :)

@ Hoşgeldin Evvel Zaman İçinde, seni burada görmek ne hoş :) Teşekkür ederim.

@ Ooo Öykücüm sen de hoşgeldin yafu :)

@ 7. oda tekrar tekrar seyredilesi bir film gerçekten de :)

Vladimir dedi ki...

Ne iyi oldu bu filmi tekrar hatırladım.

Bir ara Stephen King hayranı olarak her yazdığını alıp okumak mecburiyetinde hissederken kendimi bu öyküsünü okuyup çok sevmiştim özellikle sonundaki sürprize bayılmıştım. Filmin adına gıcık olup izlemekte geç kaldığım filmlerdendi ama izlediğimde en iyi stephen king uyarlamalarından birisi olduğunu görmüştüm. Gerçekten iyi bir film ve sanırım imdb de şu anda en iyi film konumunda.

cinar dedi ki...

Kitabı okumadım ama film gerçekten bu kadar başarılıysa kitapta çok daha fazlası vardır eminim. Her yazdığımdan da haberin oluyor be Vladimir :) Bir şeyi de bilme yahu :)