Tuna bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuna bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2010 Perşembe

Çınarlar için tarihi gün! :)

03.07.2010

16:10

... ve anne oldum! :)

Her ikimiz de iyiyiz çok şükür. Bir müddet buralarda olamayacağım ama mümkün olan en kısa zamanda tekrar yazışmak ve paylaşmak dileğiyle hepinize de kocaman sevgiler.

26 Nisan 2010 Pazartesi

Of Ben Of :)

Ben yazdıklarımı yayınlayana kadar ohoooo, Harper’s Island’ı bitirdim, bu sefer de ablamların ve sevgili Çakılımın tavsiyesi üzerine Lie To Me’ye başladım bile :)

Harper’s Island güzeldi, ama böyle ne bileyim bir Dexter, Six Feet Under, House M.D. ya da şu an aklıma gelmeyen diziler kadar içine çekmedi beni. Çok büyük bir heyecana kapılıp seyremedim. Karakterler birçok salaklık yaptılar çünkü :) O da beni sinir etti. Henry’nin yapmacık gülüşü baştan beri sinir ediyordu beni. Abby desen eblek eblek bakıyor sürekli. İşte bir dizide karakterleri sevmeyince dizinin de içine giremiyorum. Sonuna da sinir oldum işte hıh! :)

Lie To Me eğlenceli geldi. İnsanların yüz hareketlerine bakarak nerede yalan nerede doğru söylediklerini anlayabilmek süper bir şey bir kere. Fikri bile güzel. Daha 3. bölümde biz bile “aha, yalan söylüyor” diyebildik mesela bir kadın için. Dizide tabi. Gerçek hayatta yapılabilir mi bilmiyorum. Zira dizide görüntüleri dondurup iyice anlattıkları için anlamak kolay oluyor :) Tim Roth da zeten çok sevdiğimiz biridir. Süper rol yapar bana göre. İşte sevilen karakerlerle dizi çekmenin avantajı! :)

28. hafta içine girmiş bulunuyorum. Tabi acaba siz bunları okurken kaçıncı haftada olacağız kimbilir. Çok tembelim hihoyt :) Vallahi son zamanlarda aklım da beş karış havalarda zaten. Bu çocuk bende akıl bırakmadı şimdiden. Hafızam falan zaten berbat. Dün iş arkadaşlarımdan biri ameliyat oldu. Ameliyathaneye girmeden göreyim diye karşı binaya doğru yola çıktım. İş yerindekilere de dedim ki, her şey hazır olunca ben sizi ararım öyle gelirsiniz. Elbette unuttum ve aramadım. Neyse ameliyata girince geri geldim tabi masama. Utanç içinde :) sonra da çıkışına gideyim dedim. Tabi yine çıktığı zaman ben sizi ararım sözüyle birlikte. Yine unuttum. Bundan sonra söz vermek yok :) Ama elimde değil gerçekten unutuyorum..

Tuna’cım büyüyor. İlk dişi bile çıkmış. Ben henüz göremedim gerçi. Anneciği ona güzel bir blog da hazırlamış. Anne-bebek bloglarına bir yenisi daha eklendi anlayacağınız. Bol bol fotoğraf ve deneyimlerini de koymuş arkadaşım. Beğeneceğinize eminim.

Sonracıma Empati’yi bitirdim. Adam Fawer’ı seviyorum ben. Sevdim daha doğrusu. Bu okuduğum ikinci kitabı ne de olsa. Olasılıksız’ı da çok beğenmiştim. Empati de şöyle bir sorun oldu. Sonundan hoşlanmadım. Ama son ana kadar çok değişik ve heyecanlı geçti. Değişik derken, Heroes dizisine benzettiğimden bahsetmiştim sanırım daha önce. Tabi karakterlerin özellikleri Heroes’daki kadar binbir çeşit değil. Hepsininki empati adı altında toplanabiliyor burada. Biri renklerle görüyor duyguları, biri kokularla, biri müzik duyuyor vs. Sonuç olarak ben beğendim ve okumanızı tavsiye ediyorum.

Şimdilerde Jerzy Kosinski’nin Kör Randevu’sunu okuyorum. Sevgili 7. Oda’nın tavsiyesi ile aramaya başlamış ama internet sitesinde ne 7. Oda’nın ne de sevgili Vladimir’in bahsettikleri kitapları bulamayınca aynı yazarın bu kitabını almıştım. Kitap 304 sayfa ve ben şu an 82. sayfadayım. İlk kitap olarak çok doğru bir tercih olmadığını söylemeliyim. Çünkü kitapta beğendiği kızlara tecevüz eden ve saldırıları hep arkadan yaptığı için yüzyüze gelmeyen ve bu nedenle Kör Randevu ismi takan bir sapık var! Kitabın ilerleyen sayfalarında neyle karşılaşacağım bilmiyorum elbette.

Rec’in ve Descent’in ikinci filmleri çıkmış. Badem heyecanlı ama ben şu an için seyretmeyi uygun görmedim. Zaten uykum kaçıyor sürekli ayaktayım geceleri. Karanlıktan da hiç hoşlanmam. Badem horul horul uyurken karanlıkta bir de aklıma korku görüntülerini getirerek kalakalmak istemiyorum :)

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Buradayım! :)

Ohooooooo neler oldu neler :)

Epeydir yazamadım yine. Herkesi okuyamadım da. Mazeretim var! Sevgili dostum Uzunbacak doğum yaptı! :) Tunacım bebekle meşguldük.

Tam olarak şöyle oldu; geçtiğimiz hafta, bir haftasonu kaçamağı yapalım dedik ve rotamızı Bozcaada'ya doğru çevirdik. 2 sene önce de gitmiş ve çok beğenmiştik, yazmıştım burada. Bu sefer de çok keyifliydi. Aslında küçücük bir yer. Ama adanın kendine has bir sevimliliği ve çekiciliği var. O insanların samimiyetine hayranım bir kere. Geçen gidişimizde en çok Çamlıbağ'ı sevmiştik. Çok ilgililerdi bir kere. Bu gidişimizde, üzerinden 2 sene geçmiş olmasına rağmen bizi hatırladılar ve bizi çok mutlu ettiler :)

Neyse bu konuyu ayrıntılı ve fotoğraflı yazabilmeyi umuyorum. O zamana kadar buradan ve buradan anılarıma ortak olabilirsiniz. Ben kaldığım yerden devam edeyim. İşte biz cuma gece daha doğrusu cumartesi sabah yola çıkmıştık. İtiraf etmek gerekirse ben çok tedirgindim. Çünkü Uzunbacak bir sonraki cumartesiye doğum için randevusunu almıştı. Ben kendim de erken doğduğum için kafamda bir acaba vardı ve biz yokken Tunacım doğsaydı büyük bir vicdan azabı çekecektim. Öte yandan eşim bu sene izne çıkıp da iş stresini bir türlü üzerinden atamadığı için onun da tatile ihtiyacı vardı. Benim nöbetlerim, Uzunbacak'ın doğum randevusu, bayram vs derken o cuma yola çıkmasaydık tatilimiz ekime sarkacaktı. Badem'e de kıyamadım ve ona hayır diyemedim. Neyse ki Tunacım bizi bekledi. Pazartesi izin almıştık o gün yola çıkarız diye. Ben tabi her sabah ve ayrıca gün içerisinde sürekli Uzunbacak'ı arayıp durumunu soran bir tip olup çıktım. Her gece rüyamda doğurduğunu görüyordum çünkü! :) Pazartesi gece 11'den sonra evimize ulaştık. Geceyarısından sonra 4 gibi Uzunbacak aradı. O saatte arayınca bir şeyler olduğunu anladım elbette. Hep birlikte hastaneye gittik. 05:32'de Tunacım kucağımızdaydı :)

Sevimli mi sevimli, minicik bir şey. Sağlıklı uzun bir ömrü olsun umarım..

Sonracıma Çarşamba günü zaten nöbetçiydim. Bugün de nöbetçiyim. Yarınki nöbet iznimi göbek bağı düşen Tunacımın ilk banyosunu videoya çekmekle değerlendireceğim :))

Bu arada bir sürü de film seyrettik. Ah ah hepsinden bahsetmek istiyorum ama ne olur ne olmaz isimlerini bari yazayım değil mi? :)

The Informers, ben çok sevmedim ve gereksiz buldum
I Love You Man, çok da süper değildi
What Happened In Las Vegas, bu da hayal kırıklığı bana göre
City Of Amber, ilginç ve güzeldi bence
Burning Plain, her şeye rağmen sıkıldım ben ya :(
My Best Friends Girl, gereksiz bir komedi daha
The Children, bazı eleştirmenler yılın en iyi korku filmlerinden biri demişler ama ben korkmadım, beğenmedim de
Eden Lake, bu filmi seyredeli çok oluyor aslında ama yazamamıştım buraya. Bu film için de yılın en iyi korku filmi diyenler var. Ormana git öl tarzı filmlerden altı üstü. Korkutucudan ziyade sinir bozucu bence
State Of Play, bu film iyiydi bak.

Hamiş : Bu arada yardımlarından ötürü Sevgili Abi'ye tekrar tekrar teşekkür ederim :) Sayesinde müzikleri yeniden başından sonuna kadar dinleyebileceksiniz. Ama şu an yapamadım, sanırım iş yerinde izin vermiyor.