7 Ocak 2008 Pazartesi
Güncelleme
@ Son terör olayları hakkında birkaç kelime yazmadan geçemeyeceğim. Bir annenin evine gitmişler. Oğlunu kurban vermiş kadın. Hem de teröre kurban vermiş. Yüreği yanıyor. Gözleri kıpkırmızı, ağzı kurumuş artık. Ama yine de "bugün oğlunu bunlar öldürdü diye önüme adam çıkarsalar, elime silah verseler de bu kötülüğü ben onlara yapamam" diyor. İşte benim vatanımın insanı bu kadın! Nüfus cüzdanında T.C. vatandaşı yazması hiçbir şey ifade etmiyor. Bunları yapan da vatandaş değil mi sanki? Bağrımızda yılan beslemiyoruz da ne yapıyoruz? Ama suç sadece onlarda değil, onların suyunu kurutmayanda, onlara destek olanda aynı zamanda. Ama yüreği dağlanan o ana, ana yüreğine rağmen gözüyaşlı çıkıp ben onlara ateş edemem, bomba atamam diyor..
@ Neymiş efendim işten vazgeçmişmiş. Ama iş yüzünden değilmiş. İş kolaymış canım, herkes yapabilirmiş ama o yine de (beni burdan kurtarın diye dilekçe verdiği" eski iş yerine dönecekmiş. Yemedi denese şuna. Devredemedim gitti şu lanet işi :(
@ Ben daha diğerlerini anlatamadan bir sürü film seyrettik Badem'le. Hatırladığım kadarıyla sayayım, kesin sonuç için keşke Badem'i bekleseydim, Catherina Zeta-Jones'u çok şükür tombik sayılabilecek bir halde, üstelik artık yaşlanmaya başlamış olarak gördüğümüz No Reservations (kıskancım evet ne var?), neydi yılın en yakışıklı adamı mı seçilmişti-Matt Damon'ı yine kendini yerden yere atıp önüne çıkanı döverken gördüğümüz serinin 3. sü Bourne Ultimatum, konu itibariyla oldukça farklı ve fakat olayın sadece bir odada geçmesi bakımından hafif iç bunaltıcı olan The Man From Earth hatırladıklarım. Bu filmlerden de filmaniacta bahsetmeye çalışacağım ama o zamana
kadar özellikle The Man From Earth'ü tavsiye edebilirim. İç bunaltıcı dediğime bakmayın.
Bir adam var. 14.000 yaşında olduğunu iddia ediyor. O zamanki insanlara verilen adla Kro-Magnon olduğunu ve hücreleri yaşlanmadığı için kendisinin de yaşlanmadığını söylüyor. Onu yolcu etmeye gelen üniversiteden prof. ve benzeri arkadaşları da sorularla adamın iddiasını çürütmeye bazen de anlamaya çalışıyorlar. Neyse daha fazla açıklamayayım şimdi burda :)
@ Bir kanalda Sinekli Bakkal yayınlanmaya başlamış. Ben Halide Edip'in bu kitabını çok sevmiştim. Yaprak Dökümü'ndeki tadı bu dizide de bulurum umuduyla açtım ama hiç keyif almadım maalesef. Aslında oyunculuklarını beğendiğim oyuncular da var dizide. Özge Özberk ve Uğur Polat gibi. Uğur Polat'ın özellikle sesine hastayım. O saatlerce konuşsun ben hiç sıkılmam öyle söyleyeyim. Ama dizi gerçekten hoş olmamış bence :( Ses demişken Rutkay Aziz'in de sesini çok etkileyici bulurum bu adara :))
@ Yılbaşını mevzuu bahis edecektim amma şimdi yukardaki yazıların altına kocaman (yok o kadar da koca değildi) yılbaşı ağacımızın resmini yapıştırıp eğlenceli yazılar yazasım gelmedi. Başka bir yazıya saklayayım en iyisi.
3 Ocak 2008 Perşembe
Güzel insan filmi :)
Öykücüüüüüüüüüm,
Müzik konusunda tekrar kocaman teşekkürler!
Dayanamadım filmaniac'a Stardust'ı ekledim! :)
Güzeller güzeli Sienna Miller'ı,

Michelle Pfeiffer'ı

ve Clare Danes'i seyrederken çok mutlu oldum. Siz de fantastik, masalsı filmleri seviyorsanız mutkala seyredin!

İyi seyirler şimdiden..
(Resimler her zamanki gibi www.images.google.com dan)
Müzik konusunda tekrar kocaman teşekkürler!
Dayanamadım filmaniac'a Stardust'ı ekledim! :)
Güzeller güzeli Sienna Miller'ı,

Michelle Pfeiffer'ı

ve Clare Danes'i seyrederken çok mutlu oldum. Siz de fantastik, masalsı filmleri seviyorsanız mutkala seyredin!

İyi seyirler şimdiden..
(Resimler her zamanki gibi www.images.google.com dan)
Hoşgeldin 2008! :)
Mutlu yıllaaaaaaaar!
Evet yine geciktim sevgili okur (sayın okur cümlesini çok beğeniyorum ama Öykücüden çalamadım olduğu şekliyle, bununla idare edeceğiz artık :)
Geciktim yazı yazmakta. Yeni yıla gireli 3 gün oldu bugün. Ama iyi dileklerde gecikmiş sayılmam yine de. Zaten dilek "iyi" olduğu zaman her dakika, her an kabul edilebilir bence :)
Bu yazı da çok uzun olmayacak bu arada. Kendime hatırlatma bir nevi. Sizlere de yeni yazılarımla ilgili ufak bir bilgilendirme yazısı olacak.
Asıl yazımı yazarken nelerden bahsedeceğim;
Öncelikle şu kahrolası işimi sonunda devredebileceğim! Evet evet yanlış duymadınız, aylardır dert yandığım o işten kurtulacağım sonunda. Ama işte devir işlemleri bitene kadar azıcık daha yoğunum. Sonra yaşasın özgürlük! :)
Bu arada çokça film seyrettim. Bahsetmezsem olmaz.
Mesela Türk filmlerinden;
Zülfü Livaneli'nin kitabından uyarlama Mutluluk,
Nazım Hikmet'in hayatından bir kesit sunan Mavi Gözlü Dev,
Ahmet Ümit'in kitabından uyarlama Sis ve Gece,
gerçekten beğendiğim Kabadayı,
yabancı filmlerden;
çok beğendiğim Stardust,
Nicole Kidman'ı hatırladığım kadarıyla ilk defa bu kadar kanlı bir filmde seyrettiğimiz The Invasion,
Christian Bale ve Russel Crowe'un bence başarılı performans sergiledikleri 3:10 To
Yuma,
belki de serilerden en beğendiğim bölüm olan Resident Evel : Extinction,
pek de korkunç olmayan Whisper,
Viggo Mortensen'i belki de ilk ve çok defa anadan doğma gördüğümüz Eastern Promises,
ilk serilerin komikliğini yakalayamayan American Pie Presents Beta House,
oldukça güzel bulduğum ve adı üstünde süpriz sonla biten Unknown,
bir gay filmi olan Eating Out. Sanırım hepsi bu.
Ha tabi bir de Shortbus var. Ama burda ondan bahsedemem. Çünkü p.orn.o sayılabilecek bir filmdi ama kendi içinde bir felsefesi vardı. Midem kaldırır diyenlere gerçekten tavsiye ederim. Rahatsız edici birkaç sahne dışında ben gerçekten beğendim çünkü..
Evet bir dahaki yazımda bahsedeceğim çok şey var gördüğünüz gibi :)
Ama siz biraz merak edin, ben de işlerimi biraz daha yoluna koyayım olmaz mı?
Ha bu arada Maeve Binchy'nin Aşıklar Korusu'nu da bitirdim. Ondan da bahsedeceğim. Sanırım
bu yazıyı yazana kadar Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'unu da okumuş olurum..
Evet yine geciktim sevgili okur (sayın okur cümlesini çok beğeniyorum ama Öykücüden çalamadım olduğu şekliyle, bununla idare edeceğiz artık :)
Geciktim yazı yazmakta. Yeni yıla gireli 3 gün oldu bugün. Ama iyi dileklerde gecikmiş sayılmam yine de. Zaten dilek "iyi" olduğu zaman her dakika, her an kabul edilebilir bence :)
Bu yazı da çok uzun olmayacak bu arada. Kendime hatırlatma bir nevi. Sizlere de yeni yazılarımla ilgili ufak bir bilgilendirme yazısı olacak.
Asıl yazımı yazarken nelerden bahsedeceğim;
Öncelikle şu kahrolası işimi sonunda devredebileceğim! Evet evet yanlış duymadınız, aylardır dert yandığım o işten kurtulacağım sonunda. Ama işte devir işlemleri bitene kadar azıcık daha yoğunum. Sonra yaşasın özgürlük! :)
Bu arada çokça film seyrettim. Bahsetmezsem olmaz.
Mesela Türk filmlerinden;
Zülfü Livaneli'nin kitabından uyarlama Mutluluk,
Nazım Hikmet'in hayatından bir kesit sunan Mavi Gözlü Dev,
Ahmet Ümit'in kitabından uyarlama Sis ve Gece,
gerçekten beğendiğim Kabadayı,
yabancı filmlerden;
çok beğendiğim Stardust,
Nicole Kidman'ı hatırladığım kadarıyla ilk defa bu kadar kanlı bir filmde seyrettiğimiz The Invasion,
Christian Bale ve Russel Crowe'un bence başarılı performans sergiledikleri 3:10 To
Yuma,
belki de serilerden en beğendiğim bölüm olan Resident Evel : Extinction,
pek de korkunç olmayan Whisper,
Viggo Mortensen'i belki de ilk ve çok defa anadan doğma gördüğümüz Eastern Promises,
ilk serilerin komikliğini yakalayamayan American Pie Presents Beta House,
oldukça güzel bulduğum ve adı üstünde süpriz sonla biten Unknown,
bir gay filmi olan Eating Out. Sanırım hepsi bu.
Ha tabi bir de Shortbus var. Ama burda ondan bahsedemem. Çünkü p.orn.o sayılabilecek bir filmdi ama kendi içinde bir felsefesi vardı. Midem kaldırır diyenlere gerçekten tavsiye ederim. Rahatsız edici birkaç sahne dışında ben gerçekten beğendim çünkü..
Evet bir dahaki yazımda bahsedeceğim çok şey var gördüğünüz gibi :)
Ama siz biraz merak edin, ben de işlerimi biraz daha yoluna koyayım olmaz mı?
Ha bu arada Maeve Binchy'nin Aşıklar Korusu'nu da bitirdim. Ondan da bahsedeceğim. Sanırım
bu yazıyı yazana kadar Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'unu da okumuş olurum..
28 Aralık 2007 Cuma
Uçmak
|
Dinledikçe bir hoş olursunuz ve 10 kere 20 kere dinleseniz de hiç sıkılmazsınız.
Hayatımın her döneminde böyle bir şarkı olmuştur benim için. Duydukça içimi eriten, hep güzel şeyler hatırlatan, mutluluktan uçacakmışım gibi hissettiren şarkılar.
Bu belki de içinde bulunduğum durumlarla ilgili, bilmiyorum. Bir şarkı kaçış yolu olabilir
mi insan için? Rahatlamaya ihtiyaç duyduğunda o şarkıyı açıp mutsuz hissetiği dünyadan ayırıp başka diyarlara götürecek olan şarkılar bulmak yine insan psikolojisiyle ilgili
olabilir mi?
Son zamanlarda bana böyle hissettiren şarkıdan bahsetmek istiyorum tam da bu noktada.
Bir gün televizyon seyrediyorum. Kanalları bir bir dolaşırken, aslında televizyonu ilk açışımda, NTV'deki (NTV bizim evdeki bütün televizyonlarda 1. kanaldadır çünkü) şu 4 bayanın sunduğu programla karşılaşıyorum. Hani 3 bayan ve bir sarışın :)) Haydi gel
benimle ol idi sanırım programın adı. Orda konuk sanatçı var. Çok şeker, insanın ona baktıkça çocukça gülümseyişi ve kardeşiymişçesine gidip yanaklarını falan sıkası geliyor. Çok masum, çok efendi biri çünkü.
Programın sonunda alıyor gitarını eline (bu arada ilk açtığımda programın sonuna zaten 2 dakika falan var) başlıyor şarkısını söylemeye. İçimde hafif bir kıpırtı oluyor ama daha şarkının "o" şarkı olduğunun farkında değilim. Aradan birkaç gün geçiyor. Aynı programın tekrarını görüp tam da aynı noktada tekrar seyretmeye başlıyorum. Tabi gitar yine ele alınıp şarkı söylenmeye başlıyor. Bu sefer daha çok etkileniyorum ve bam! İşte bu şarkı
beni bulutların üzerine uçuruyor.
Merak ettiniz mi?
Sevgili Archisugar'ın yardımlarıyla eklemeye çalıştığım ve şu an fonda dinlemekte
olduğunuz şarkıdan bahsediyorum :)
22 Aralık 2007 Cumartesi
İmdat!
Bazı cümlelerim yarıdan kesikmiş gibi oluyor. Ben yazarken hatta yazdıktan sonra düzenlemeden bakarken bile her şey normalken yayınla dediğimde bazı cümlelerin sonu neden gözükmüyor bilen var mı? :(
Yeniler
@ Salı günü cnbc-e'de C.R.A.Z.Y adlı film varmış saat 22:00'da. Ben çok beğenmiştim, meraklısına duyurulur. Konusu kısaca koccaman bir ailede yaşam. Müzikleri ayrıca çok güzel, şiddetle tavsiye ederim.
@ House'da edindiğimiz bütün bölümleri bitirdik. Zaten 3. sezondan topu topu 9 tane vardı. Hani şu senaristlerin grevi yüzünden. O da bitti işte :( House yeni ekibini oluşturdu. Bu sefer 3 değil 4 kişi seçti. Bazı bölümlerde gülmekten çatlayayazdık :) House'un pratik zekası yüzünden komik duruma düşenlerin haline acıdık falan filan. Eğlenceliydi.
@ Daddy Long Legs'in 20 bölümünü seyrettim. Bazı şeyler o kadar çocukça ki. Ama Judy de daha çocuk zaten. Şimdiki çigi filmleri düşününce eskileri ne kadar eğitici ve güzelmiş! Her bölümün öğretici bir ana fikri oluyor mutlaka. Mesela bugün seyrettiğim bölümlerden biri dürüstlük üzerineydi. Sen dürüst olursan karşındaki de sana karşı dürüst olur gibi bir cümle vardı. Judy ve arkadaşlarını dürüst olmaya iten cümleler ve olaylar.
Bu yaşımda bile etkilendim. Ben de dürüstlüğe ve olduğun gibi görünmeye çok önem veririm çünkü. Yapmacıklıktan hiç haz etmem. Dürüst olamayacaksam susmayı tercih ederim başkalarını yanıltmamak için. Ama illa da söylemem gerekirse çok da iyi yalan söylerim.
@ Epey zaman önce Keremcem'in bir klibini seyretmiş ve çok beğenmiştim. Türk gibi değil de yabancı klibi gibiydi. Türkleri aşağıladığım sanılmasın ama bu konuda çok da iyi işler çıkardığımızı düşünmüyorum. Her neyse klibi de şarkıyı da çok beğendim ve çok farklı buldum Keremcem'in genel haline kıyasla. Bir filmin müziğiymiş meğer. Hakikaten başarılı!
@ Dün "Cenneti Beklerken"i seyrettik. Yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını Derviş Zaim'in yaptığı değişik bir filmdi. Osmanlı çizgileri vardı neredeyse her Türk filmindeki gibi :) Tabi bunda biraz daha fazlaydı çünkü zaten o dönemleri anlatıyordu. Sultanlığa adaylığını koyan bir şehzadenin (Şehzade Danyal) peşinden giden asıl sultanın adamları ve öldürülecek olan şehzadeyi resmetmek üzere bu adamlarla yola çıkan bir nakkaş (Eflatun Efendi) hakkında görsel açıdan zenginleştirilmiş bir filmdi. Nakkaş, minyatur ustası Eflatun efendi rolünde Sahra dizisinden de tanıdığımız Selim Tutumluer, şehzade Danyal
rolünde nerden tanıdığımı hatırlayamadığım Nihat İleri, yolda buldukları
güzel hatun rolünde son günlerde Bıçak Sırtı'ndan tanıdığımız Melisa Sözen var.
Minyaturleri filmin aralarına serpiştirmeleri ve minyaturlerden yola çıkarak hikayeyi yönlendirmeleri görsel açıdan çok hoş olmuş bence. Değişik bir tarz
görme açısından tavsiye ederim.

(Resmi burdan aldım)
@ House'da edindiğimiz bütün bölümleri bitirdik. Zaten 3. sezondan topu topu 9 tane vardı. Hani şu senaristlerin grevi yüzünden. O da bitti işte :( House yeni ekibini oluşturdu. Bu sefer 3 değil 4 kişi seçti. Bazı bölümlerde gülmekten çatlayayazdık :) House'un pratik zekası yüzünden komik duruma düşenlerin haline acıdık falan filan. Eğlenceliydi.
@ Daddy Long Legs'in 20 bölümünü seyrettim. Bazı şeyler o kadar çocukça ki. Ama Judy de daha çocuk zaten. Şimdiki çigi filmleri düşününce eskileri ne kadar eğitici ve güzelmiş! Her bölümün öğretici bir ana fikri oluyor mutlaka. Mesela bugün seyrettiğim bölümlerden biri dürüstlük üzerineydi. Sen dürüst olursan karşındaki de sana karşı dürüst olur gibi bir cümle vardı. Judy ve arkadaşlarını dürüst olmaya iten cümleler ve olaylar.
Bu yaşımda bile etkilendim. Ben de dürüstlüğe ve olduğun gibi görünmeye çok önem veririm çünkü. Yapmacıklıktan hiç haz etmem. Dürüst olamayacaksam susmayı tercih ederim başkalarını yanıltmamak için. Ama illa da söylemem gerekirse çok da iyi yalan söylerim.
@ Epey zaman önce Keremcem'in bir klibini seyretmiş ve çok beğenmiştim. Türk gibi değil de yabancı klibi gibiydi. Türkleri aşağıladığım sanılmasın ama bu konuda çok da iyi işler çıkardığımızı düşünmüyorum. Her neyse klibi de şarkıyı da çok beğendim ve çok farklı buldum Keremcem'in genel haline kıyasla. Bir filmin müziğiymiş meğer. Hakikaten başarılı!
@ Dün "Cenneti Beklerken"i seyrettik. Yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını Derviş Zaim'in yaptığı değişik bir filmdi. Osmanlı çizgileri vardı neredeyse her Türk filmindeki gibi :) Tabi bunda biraz daha fazlaydı çünkü zaten o dönemleri anlatıyordu. Sultanlığa adaylığını koyan bir şehzadenin (Şehzade Danyal) peşinden giden asıl sultanın adamları ve öldürülecek olan şehzadeyi resmetmek üzere bu adamlarla yola çıkan bir nakkaş (Eflatun Efendi) hakkında görsel açıdan zenginleştirilmiş bir filmdi. Nakkaş, minyatur ustası Eflatun efendi rolünde Sahra dizisinden de tanıdığımız Selim Tutumluer, şehzade Danyal
rolünde nerden tanıdığımı hatırlayamadığım Nihat İleri, yolda buldukları
güzel hatun rolünde son günlerde Bıçak Sırtı'ndan tanıdığımız Melisa Sözen var.
Minyaturleri filmin aralarına serpiştirmeleri ve minyaturlerden yola çıkarak hikayeyi yönlendirmeleri görsel açıdan çok hoş olmuş bence. Değişik bir tarz
görme açısından tavsiye ederim.

(Resmi burdan aldım)
"Takı"ntılarım :)

Öykücüm beni sobelemiş takıntılarım konusunda. Takıntılarıma geçmeden önce yine Öykücümün gönderdiği
ve çok severek taktığım güzel "takı"mın resmini paylaşmak istedim sizlerle (Sevimli buzdolabı süsümüzü de uzunbacak almıştı)..
Asıl konuya gelirsek;
Ben ve takıntı, baya güzel bir ikili oluşturuyoruz sanırım :)
Biyocanın takıntılarında az buçuk belirtmiştim kendiminkileri.
@ Yolda yürürken çizgilere basmadan yürümeye çalışmak : Küçükken çok daha beterdim aslında ve yavaş yavaş atlattım bu takıntıyı. Şimdilerde daha çok oyun gibi benim için :)
@ Mutfak tezgahının her zaman temiz ve düzenli olması. Mümkün mertebede boş olması
vs. Daha önce ablamla aynı evi paylaşırken en büyük sorunlarımızdan birinin benim bu tezgah düzeni takıntım olduğunu yazmıştım. Hala da takıntılıyımdır bu konuda ama çok faydasını görüyorum :)
@ Yatmadan ya da en kötü ihtimalle evden çıkmadan önce evi derleyip toplamak.
Öykücüm sen de bu konuda bir şeyler yazmıştın. O zamanlar aynı şeyi yapıyormuşuz diye gülümsemiştim. Ama yazı konusu ararken bunun bir takıntı olabileceğini farkettim. Bu da iyi takıntılarımdan biri aslında. Süpriz misafirlere karşı her zaman, en azından görüntü olarak, hazırızdır :) Ben bunları yaparken Badem de hep biri mi gelecek diye sorar. Belli mi olur değil mi? :)
@ Tuvalet kağıdı takıntım : Bu takıntım aslında tuvalet problemimden kaynaklanıyor. Kendi evimiz haricindeki tuvaletleri kullanmamayı tercih ederim genellikle. İlkokulda falan eve koşarak geldiğimi hatırlıyorum. Bütün bir gün tuvalete girmez, evin kapısından girerken altıma yapıverme güdüsüyle dolardım :) Lojmanlarda otururken, Allah'tan!, tuvaletimizle ev kapısı yanyanaydı. Ayakkabılarımı falan çıkarmadan direkt tuvalete giderdim :) Şimdi bu kadar kasmıyorum tabi kendimi. tuvaleti kullanmam gerekiyorsa; yine de en aza indirgeyerek kullandığım tuvaletlerde; duvardan geçebilecek 'pis'liklere karşı tuvalet kağıdını duvara değmeyecek şekilde döner hale getiriyorum: bana göre düz hale getiriyorum yani :)
@ Bütün dişlerim aynı çalışsın diye, sanki az çalışan diş "diş" işlevini yerine getirmeyecekmiş gibi, bir lokmayı yutmadan önce hem sağ tarafla hem sol tarafla çiğnerim :) Aslında bir yerde okumuştum. Örneğin çay karıştırırken hep sağ elinizi mi kullanıyorsunuz? Ara sıra sou da kullanarak beyninizin her iki lobunun da çalışmasını
sağlıyormuşsunuz. Gerçi ben bu çiğneme mevzusunu çok önceden beri yapıyorum..
@ Ters duran terlik olduğunda hep rahatsız olur ve mutlaka düzeltirim onu. Yanyana durması falan önemli değil, tek derdim tabanının yere değiyor olması. Saçma ama içim rahat etmiyor nedense :(
@ Masa örtüsünün kenası, perdenin ucu mu bükülmüş, mutlaka kalkar düzeltirim. Bir düzen takıntım var dedim ya, bu da onun uzantısı sanırım. Yamuk duran tabloları düzeltirim, kıvrılan örtüleri düzeltirim, cd lerin biri biraz daha dışta mı kalmış, gider onu düzeltir hepsini bir çizgide sıralarım. Bir de alfabe takıntım vardır mesela. Filmler, kitaplar her şey alfabetik sıradadır bizim evde. Bu işimizi de çok kolaylaştırır tabi her aradığımızı koyduğumuz yeri çok iyi bilir ve hemen buluruz. Ama bizim düzenimizi
farketmeyip ya da hiçe sayıp da bakmak için aldığı kitabı , cd yi farklı bir yere koyan
olursa çok kızarım.
@ Çekmece içlerinde bile rahatsız edici şekilde düzenliyimdir. Bazen çok sıkıcı oluyorum bu konuda, biliyorum. Mesela ince askılılar hep bir yerdedir, kalın askılılar başka bir yerde, üstelik bunlar koyudan açık renge doğru düzenle katlanmış giyilmeyi bekliyorlardır. Hani bir gün üşenip de kendi yerine koymazsam penyeyi o zaman ölmem ama yerini düzeltmem gerektiği konusunda aklımda her zaman bir ünlem işareti olur. Düzeltince rahatlarım :)
@ Daha fazla takıntılarımdan bahsedersem benden kaçabilirsiniz :) O yüzden bu yazıya tam da bu noktada nokta koymak isterim :) Lakin, çakılcımın ve sugarımın (archi) takıntılarını da ben çok merak ederim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)