14 Nisan 2008 Pazartesi

Geri döndüm! :)

İşte yine karşınızdayım :)

Son zamanlarda işyerimde son derece stresli ve bunaltıcı zamanlar geçirmeye başlamıştım, ara sıra da bahsediyordum yazılarımda. Birkaç günlük aranın beni rahatlatacağı ve eski neşeme kavuşturacağı düşüncesi ve heyecanıyla annecimle birlikte yola çıktık. Çarşamba gece ordaydık, doğal olarak yol yorgunuyduk ve hemen yatıp uyumak istedik. Ama ben bir kere o heyecana kaptırdım ya kendimi, evin içinde bir oraya bir buraya derken 1'e kadar uyuyamadım (normal şartlar altında 10, bilemedin 11'de uyurum ben!). Sonra uyuyakalmışım ama o çocukluk heyecanıyla olsa gerek, zırt pırt uyanarak oldukça keyifsiz bir uyku dönemi geçirdim. Bu arada 29 yıllık ömrüm boyunca 1 kere deliksiz uyuduğumu hatırlarım. Onun haricinde hep bölük pörçüktür uykularım. Buna rağmen sabahları yorgun uyanmıyorum. Aldığım uyku bana yetiyor. Ama yaşım ilerledikçe bu da bir sorun olmaya başlayacak benim için :( İşte o zaman gideceğim doktora..

Neyse, Perşembe sabahı 5:45'te daha fazla yatakta dönemeyeceğimi farkettim ve kalktım. Herkes (annem, ablam, eniştem hehe) o sırada mışıl mışıl tabi. Ben de gittim pencere kenarına, ışığı yaktım ve Maeve Binchy'nin Bir Dilek Tut Benim İçin'ini bitirdim. Binchy sevenlere duyurulur. Bu da hoş bir kitaptı. Violet ve Elieen'ı hangi kitaptan bildiğimizi hatırlayamadım yalnız. Bilen varsa beni dürtebilir mi?

Erken uyandığım için saatler geçmek bilmedi. Diğer kitaba da hemen başlamak istemedim. Ondan sonra bekle babam bekle.. Eniştem kalktı 7 gibi. Hazırlanıp işe gitti. Onun sesine biraz biraz uyanırlar heralde diyerek (yatmadan erken kalkma sözü vermiştik çünkü) kahvaltı hazırlamaya başladım. Heyecanlı fasulye olarak çayı bile demledim (itiraf ediyorum, acıkmaya başlamıştım). Bizimkilerden hala çıt yok. 9 gibi ablam da kalktı. Ben dayanamayıp kahvaltımı yapmış, keyif çayımı bile içmiştim :) Sonunda 10 gibi annem de kalktı. Tabi bizim evden çıkmamız 12'yi buldu.

İlk gün için planımız Eminönü - Sirkeci yapmak, incik boncuk dünyasından kendimize pay çıkarmaktı. Öyle değişik şeyler var ki o dükkan senin bu dükkan benim derken saati ettik 5. Haydi hop eve dönelim artık kararını aldık ama o saatte trafik falan derken bizim dönüşümüz yine gecikti. Bir de Perşembe pazarına gidip dolanacaktık. Pöh! Gittik, ablamın meyve sebze ihtiyaçlarını karşıladık. Şöyle bir pazarın ucundan bakıp eve döndük yani. Zaten ayaklarımız daha fazla gitmememiz için bizi sürekli olarak uyarıyordu. Allahım bu nasıl şehirdi? 5 sene orda yaşadım ama gençlik yıllarımmış meğer onlar. Ben yaşlanmışım :( Bu İstanbul seyahatinde öğrendiğim en acıklı şey bu oldu sanırım. Ben ki üniversite yıllarında Öykücümle beraber bu pazar senin o pazar benim sürekli gezen tozan biriydim, yok bu sefer bedenim kaldırmadı..

Ertesi gün Kadıköy'e inme planımız vardı. Malum sebeplerle yine erken çıkamadık evden :) Sonra annemle çanak çömlek ve kitap üzerine bir sürü dükkan gezdik. Daha önce okuduğum ve beğendiğim kitaplardan da aldım Öykücüme gönderirim diye. Ama sonra içime bir şüphe düştü acaba daha önce göndermişmiydim diye. Malumunuz üniversite yıllarından takılan bir "Alzi" lakabım var. Öykücünün de "Hımbıl" lakabı var (ahanda şimdi takıyorum! :) ) O gidip bakacak da, bana liste yollacak da (yaparsın değil mi Öyküm?)

Cumartesi ise Taksim'e gittik. Peloşumla, Badem'in ablasıyla (görümcem demeyi sevmiyorum) buluştuk. Oh ne güzel Taksim'in altını üstüne getirdik. Tabi 2 günlük gezmenin verdiği yorgunlukla annem ve ablamın ayakları artık isyan etti ve onlar eve yollandılar. Badem'in ablası da gidince biz Peloş'umla başbaşa kaldık. Ha bu arada annecim gitmeden yanımda kalma teklifinde bulundu. Neredeyse 30 yaşına gelmiş kızının 5 sene İstanbul'da yaşadığını unutarak "Tek başına gelebilir misin?" sorusunun üzerine hepimizin bön bakışlarıyla karşılaştı..

Peloş'umla Terkos pasajına bilem gittik :) Sonra oturduk bir yerde, o yedi ben içtim. Biraz daha dolandık ve 8,5'a doğru o başka bir arkadaşıyla buluşacağı için ayrıldık ve ben de eve döndüm. Minibüste ayaklarım ve başım zonkluyordu. Eve ulaşamadan midem de bulanmaya başlayınca gider gitmez koltuğa attım kendimi. Sonrasını pek hatırlamıyorum doğrusu.

Pazar günü zaten yolcuyduk. Nasıl geçtiğini anlayamadım.

Bu seyahatte içimde kalan tek şey Çakılımla görüşememiş olmaktı. Telefonda birbirimize sevgilerimizi iletebildik sadece. O sadece Pazar müsaitti, Cumartesi tiyatroya gidecekti (hadi sen de hımbıllık etme bakayım, anlat şu oyunu bize) benim de karşıya geçmem çok zor olacaktı erken yola çıkacağımız için. Görüşme günümüzü diğer seyahatlere erteledik mecburen.

Bir İstanbul seyahatinin daha sonuna gelmiş bulunuyorduk. Elimizde yaşlandığımızın kanıtlarından başka doğru dürüst bir şey yoktu üstelik :(

Şaka bir yana, ablacım ve annecimle birlikte eski günlerdeki gibi İstanbul sokaklarında vakit geçirmek çok kayifliydi. Tabi diğer aile fertleriyle de (e.ablam ve Peloşum). İyki varsınız!

5 yorum:

Mücevher Kutusu dedi ki...

İstanbul'da alışveriş herşeyden çok yoruyor insanı. Daha doğrusu alışveriş sonrası eve döneme macerası. Ailenle birlikte kısa da olsa güzel geçmiş.

Bu sıralar bende bölük pörçük uyuyorum. Çok kötü sabah sersem gibi oluyorum.Herkeslerden erken uyanmak ve uykuya dalamamk çok feci birşe ben beklemez herkesi kaldırırdım :)

cinar dedi ki...

Sevgili MK (böyle desem olur mu?
Alışveriş çılgınlığı yapamadık çok fazla. Dediğin gibi asıl yorucu olan yollarda geçen onca zamandı. Maksat değişiklik zaten. Vallahi iş yeri hiiiç aklıma gelmedi o kadar günde..
Ben hep erken kalktığım için alışkınım beklemeye. Eşim de uykuyu sever. Ben, maalesef, haftasonları bile 7 de uyandığım için 3 saat kadar bekliyorum eşimi. Gerçi iyi de oluyor. Kendime vakit kalıyor. Ev işine de :)

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

yorucu ama guzel bir tatil olmus! Ozledim ben de Istanbul'umu.
:-(

cinar dedi ki...

Esra'cım İstanbul hakikaten değişik bir şehir. Hem karışık ve yorucu hem de güzelliğiyle özletiyor kendini..

SERAP dedi ki...

Yok çınarcım yok,anlattıkların yaşlılık alameti değil,İstanbul'un yaşanmaz olduğunun alemeti.En son gittiğimde bende aynı şeyleri hissetim.Trafik insanı mahvediyor orda.Genelde aynı yerlere gidiyoruz demekki İstanbul'da.Bir dahaki sefere Kadıköy'e geçtiğinde Baylan pastanesine de uğra.Unutulmaz tatlar var orda.