15 Ağustos 2007 Çarşamba

Kuzeyde Bir Yer

Eski dizilerden bahsedince iştahım kabardı ve düşünmeye başladım. Daha önce Real Fiesta-Hakiki Muhabbet'te de bayıla bayıla okuduğum eski diziler hakkında yazmak istedim ben de. Real Fiesta da bahsedilenlerin çoğunu seyretmişim şaka maka. Sanırım eskiden şimdikinden de fenaymışım televizyon konusunda. Sabahları saati falan kurup da dizi ya da çizgi film seyretmeye kalktığım günleri çok iyi hatırlıyorum :)


Benim bahsedeceğim diziler yine cnbc-e den olacak. Yalnız bir de TRT'nin o eski zamanlarında yayınladığı harika bir dizi vardı. Ekşi sözlükte de bakınca gerçekten de reklamı falan olmamasına rağmen çok izleyicisi olduğunu farkettim "Kuzeyde Bir Yer"in. Sanırım ortaokulda falandım o zamanlar. Dizi bitip de aradan seneler geçtikten sonra dizinin hasretiyle yanıp tutuşurken özellikle TRT'ye bir sürü elektronik posta attım ama girişimlerimden bir sonuç alamadım maalesef. Şimdi dvd lerini arıyorum :))


Diziye gelince, her şey net bir şekilde aklımda değil tabi ama hatırladığım kadarıyla Joel adında çok şeker bir doktor vardı (Rob Morrow),






sonra hep sevgili olmalarını istediğim Maggie vardı (Janine Turner),


radyoda çalışan ve dizideki favorilerimden biri olan yakışıklı Chris (John Corbett)







ve tabi olmazsa olmazlardan bir kızılderili olan Ed (Darren E. Burrows). Bir sürü başka karakter de vardı ama resimlerine bakmama rağmen onları çok hatırlayamadım.


Bunlar isminden de anlaşılacağı gibi kuzeyde bir yerde yaşarlardı. Mevsim sürekli kıştı. Hep kalın kalın kıyafetler giyerlerdi. Mevsim kıştan döndüğünde bile soğuktan atkı-bereyle falan dolaşırlardı. Çok güzel muhabbetleri vardı. Hele ki Chris'in radyo sohbetlerine bayılırdım.

Ah bir bulsam da tekrar seyretsem. Ballandıra ballandıra anlatırım size emin olun :)) Badem burda sana iş düşüyor. Hadi bakalım pış pış! :)

14 Ağustos 2007 Salı

Bir anime daha..

Seyretmekte epey geciktiğimiz bir anime daha vardı sonunda dün akşam onu da seyrettik.

Miyazaki ustanın beğenilemeyecek bir animesi olamaz zaten. Hayatımda çok büyük bir parça olan diziler bir kaç gün ön sırada dursun isterdim ama Laputa bekleyecek gibi değildi :))

Özet ve resimler için haydi tıklayalım : LAPUTA!

Yine maziden, eski dizilerden

Ben lise yıllarındayken, liseydi heralde ya doğru hatırlamış olmalıyım, Dawsons' Creek diye acaip büyük bir heyecanla beklediğim bir dizi vardı cnbc-e'de. Üniversite yıllarında da merakla seyretmeye devam etmiş ve salak Joey, romantik Dawson, şeker ve tabi ki sevgili Pacey ile ben de büyümüştüm(Soldan sağa:Pacey(Joshua Jackson), Jen(Michelle Williams), Dawson(James Van Der Beek), Jack(Kerr Smith), Joey(Katie Holmes).

Sevgili kelimesinden de anlaşılacağı gibi en sevdiğim karakter Pacey idi. Yani Joshua Jackson.

Bu dizi bazı zamanlarda Beverley Hills dizisine benzese de çoğu zaman çok güzeldi. Benzeşmesi de herkesin bir noktadan sonra eski sevgiliye dönüşmesinden. Ve aslına bakılırsa mesela Joey'nin dizide çıkmadığı adam kalmamıştı. İşte bu yüzdendir ki Joey görüntü olarak hoş, bazı zamanlar abuk bakışlı, olsa da karakter olarak pek hoşlaştığım bir tip değildi. Tabi yine de o ve arkadaşlarının maceraları üniversite yıllarımın en merakla beklenen şeylerinden biri olmuştu.

Daha sonra Joshua Jackson'ı The Skulls ya da Gossip gibi filmlerde de seyrettik. Ama dizideki havayı bulamadık tabi.



Katie Holmes ise aldı başını gitti. En son bombayı da Tom Cruise ile evlenerek yaptı. Şimdilerde Suri adında tipi oldukça değişik olan bir çocukları bile var. Dahası Katie Holmes güzelim saçlarını kestirme gafletinde bulunmuş ki ben beğenmedim. Yine de bu fotoğrafa çocuk doğurduktan sonra kavuştuğu zayıflığa hayran kalarak ve iç geçirerek baktığımı itiraf etmeliyim.

Üniversite bitip de tekrar Ereğli'ye döndüğümde Dawsons's Creek bitmişti (gerçi digitürkte eski bölümler tekrar veriliyordu). Ben de yine cnbc-e dizilerinden The O.C. ile hasret gidermeye çalıştım ki o da oldukça hoştu (soldan sağa: Seth Cohen(Adam Brody), Summer (Jachel Bilson), Marissa (Mischa Barton), Ryan(Benjamin Mckenzie).


O.C.'yi de merakla bekleyip seyretmeme rağmen bir zaman sonra seyretmez oldum. Ama şimdi bölümleri toparlamaya çalışıyorum.

Bu arada Mischa Barton'ın yeni saçlarını da beğenmedim. Hıh! :)

Nostaljik takılalım

Dün Bademle sinemaya gittik. 28 Hafta Sonra vardı büyük salonda. Büyük salon dediğim de Bademle evlendiğimiz sinema salonu. Bir de cep sineması var. Zaten topu topu bu kadar sinema salonumuz var şehrimizde.

Biz Bademle düğün değil nikah suretiyle evlendik. Nikah salonu o kadar küçüktü ki ikimizin de tanıdıklarını alması mümkün değildi. O yüzden ben baştan beri, sinema fanatiği olmanın verdiği bir şevkle, sinemada evlenmek istedim hep. Bu fikri Bademe açtığımda o da çok heyecanlandı. İki başımıza sinemaya gidip yetkililerle konuştuk. Ben olumsuz tepki alacağıma o kadar inandırmışım ki kendimi, nasıl yalvarsam falan diye bir kaç gün düşünmüş öyle gitmişim hatta :)

Adam hemen tabi olur cevabını verince önce afalladım. Sonra cevabın güzelliği karşısında mest oldum ve hemen ailelerimize güzel haberi verdik. Sinema salonumuz siz deyin 500 ben diyeyim 600 kişi alıyor. Ona rağmen ayakta insanlar vardı. Ama çok da güzel oldu nikahımız. Ereğlide 70-80 lerde sinemada evlenenler olmuş. Onların üzerine ilk biz orda evlenmişiz. Çok romantik oldu :) Perdeye de Bademle resimlerimizi yansıttık güzel güzel müzikler eşliğinde. Seyredenler çok memnun kalmışlar, nikahtan aylar sonra bile bu tip yorumlar almak çok çok güzel oldu.

Bir ara nikahtan resimler yükleyebilirsem buraya, güzel olur. Müziklerden de ilk aklıma gelen Married With Children'ın şarkısı mesela :)

Neyse bu yazıya asıl seyrettiğim filmler için başlamıştım. O şekilde devam edeyim. Dün afişlere de bakarken arada bir sürü film seyrettiğimi ama buraya yazmayı unuttuğumu farkettim. Breach bunlardan biri mesela. Bir de en son dün seyrettiğimiz 28 Hafta Sonra var işte. Tabi öncesinde de bir sürü film var ama şimdilik bu ikisi aklımdayken unutmamak için isimlerini yazayım diye düşündüm. Vakit bulup da filmler hakkında özet/yorum yazılarımı hazırlayabildiğimde buradan bakabilirsiniz (28 Hafta Sonra, Breach).

12 Ağustos 2007 Pazar

Haftasonu Kültürü

Bu arada haftasonu bir kitap daha bitirdim. Bu A.C.'nin okuduğum ilk kitabı değildi. Ama aradan çok uzun zaman geçmiş. Hercule Poirot bile tanıdık bir karakter gibi gelmedi. Bir de daha önce çok iyi hatırladığım On Küçük Zenciyi okumuştum mesela. Çok çok güzeldi. Bu kitap o kadar şaşırtıcı olmasa da güzel sayılırdı..
Özetini okumak için buraya (Beş Küçük Domuz) tıklayınız.

Peloş'umun feryatları

Haftasonu Peloş'um burdaydı. Peloş diyince mazisini de anlatmak gerekir tabi..

Yıl 1997. Üniversiteyi daha yeni kazanmış ve İstanbul'un TV'lerde sürekli polislerle birlikte gösterdiği Beyazıt'ın ortasına düşmüşüm.. Benim gibi 170 kişi daha var kayıt sırasında. Bunlardan biri de Peloş. Amma ve lakin ilk zamanlar birbirimizden haberimiz yok. Günler ilerledikçe onun arkadaşı benim arkadaşımı tanıdıkça bizim de tanışmamız sağlanmış ve kardeş olmuşuz..

5 senelik (4 sene okul, bir sene iş hayatı) İstanbul maceramın % 80 inde yanımda olmuş Peloş'um. Haftanın 3 bazen 4 günü bizde kalıp vakit geçirmişiz. Ben o zamanlar da tavukmuşum :) Ben uyuyakalırken Peloş da TV'mizle başbaşa kalırmış. Ama şikayet edemez, bu sayede cnbc-e dizilerimle tanışmış kendisi ve hayatının vazgeçilmezi olmuş.

Onunla ilgili anlatacak çok şey var, maceralarımız, hayal kırıklıklarımız, ayrılıklarımız, mutluluklarımız.. Ama her şey bir anda anlatılamıyor. Üstelik ben maziden bahsetmekten çok hoşlanmıyorum. Çünkü o güzel günleri arkamda bıraktığım ve hatta yaşlanmaya başladığım aklıma geliyor ve üzülüyorum.

Bunları yazınca şimdiki günlerim kötüymüş gibi anlaşılmasın. Şimdi de mutluyum. Yanımda başka başka insanlar var, başka bir hayat telaşı içindeyim ve daha farklı bir hayat yaşıyorum, farklı sorumluluklarım var. Bugünün güzelliği ayrı dününkü ayrı. Bugün dünden ya da dün bugunden daha güzeldi diyemem. Böyle bir şeye gerek duymam çünkü. İkisinin yeri de çooooooook farklı..

Üniversite sonrasında Peloş'la bağlarımızı koparmadık. Birbirimizi eskisi kadar (her gün! :) yüzyüze göremesek de icat edene hayran olduğum cep telefonu ve internet sayesinde sık sık görüşebiliyoruz. Hala birbirimizin maceralarından haberdarız ama ne ben onun evine gidebilmişim bir daha, ne de o benimkine gelebilmiş.

Yıl 2007. Aradan 10 sene geçmiş.. Peloş artık ısrarlarıma dayanamayıp, kurslarının tatil dönemini de fısrat bilerek evimize konuk olmuş sonunda :)
(resim http://www.kdzeregli.bel.tr/ sitesinden alınmıştır)

İstanbulda bile yaşamadığı bir sıcak hava dalgasında kalarak "Allahım beni pişir" feryatlarıyla beni güldürmüş de güldürmüş :) Eskilerden de bahsedilmiş hafiften. Velhasıl güzel bir haftasonu geçirilmiş.

İyi gelmişsin Peloş'cum. Umarım rahat ettirebilmişizdir seni evimizde ve şehrimizde ve umarım bir 10 sene daha geçmez aradan :)

3 Ağustos 2007 Cuma

Mahalle arkadaşlarım

Aaaaaaaaaah kaç gündür Harry Potter okuyorum yine(Harry Potter ve Melez Prens). Bir yandan harıl harıl modundayım. Bir yandan da içten içe çabuk bitmesini istemediğim için uzun uzun ara vermeye çalışıyorum. Ama çok da başaramadım bunu çünkü iyice içine girdim kitabın. Zaman zaman ben de Haryy ile birlikte 7. kata çıkıp ihtiyaç odasına girmeye çalışıyorum. Ama henüz başaramadık ve Malfoy'u yakalayamadık sevgili seyirciler :)

Evet anlayacağınız üzere bir Harry Potter serisi daha heyecanla son bulmak üzere. Azıcık sayfası kaldı kitabımın bitmesine. Son olan 7. seri içinse çevirmenlerimizi bekleyeceğiz. Sanırım eylül-ekim gibi Türkçe basımıyla aramızda olacak kitap. Aslında gazetede 7. serinin Harry açısından sonunu okuduğum zaman büyük bir üzüntü duydum. Amaaaaaan sen de, altı üstü masal kahramanı demeyin. Dile kolay 6 kitap. İnsan bazen 1 kitapta bile kendini kitap kahramanlarından biri zannederken 6 kitapla birlikte Harry ve arkadaşları mahallemizin çocukları gibi oldular. Onların hakkında birşeyler okumak gerçekten keyifliyken sonunda mutlu olamayacaklarını (en azından Harry'nin) öğrenmek hiç hoş olmadı, hah şimdi siz de öğrenmiş oldunuz.. J. K. Rowling'e karşılık yeni bir son yazmak istiyorum ben. Henüz okumamım bu arada sonu :) Ama gazeteden okudum işte. O onla evleniyor o diğeriyle biri mutlu oluyor biri olmuyor. Ne anladım ben bu sondan? Hıh!

Bu arada 6. seriyi bitirdiğim zaman filmaniacta yorumlarımı bulabilirsiniz her zamanki gibi. Zaten ilk satırdaki kitap ismi de aktif hale gelecektir. Haftasonunu bekleyiniz henüz kitabı okumamış olan ve merak eden arkadaşlar. Filmi de kasım 2008 de vizyona girecekmiş.




Dün Simpsonsları da seyrettik Bademle. Eğlenceliydi. Filmaniaca onu da ekleyeyim hemen.