Bundan 1 ay önce kuzenimde aşırı bir halsizlik başlamış. Daha sonra ateşi yükselmeye başlamış. 1 hafta kadar sonra yatağa düşmüş ve belden aşağısını oynatamamaya başlamış. Kuzenlerim İstanbul'da yaşıyorlar. Hastalanan kuzenim radyoloji teknisyeni. Senelerdir hastanede çalışıyor. O hastane senin bu hastane benim tek tek gezmişler. Tam 20 gün boyunca, belden aşağısı tutmadığı için ambulanslarla ve tekerlekli sandalyelerle taşınmış hastanelere. Her gidişinde testler yenilenmiş, MR çekilmiş ama bir tülü teşhis konulamamış. Teşhis konulamadığı için tedaviye de başlanamamış dolayısıyla ve kızcağız yatağa bağlı kalmış. 21. gün sonunda birinin aklına gelmiş ve yeni bir kan tahlili yapılmış. Bu sefer brusella için. Ve test pozitif çıkmış.
Brusella aslında bir hayvan hastalığı. Ama hasta olan hayvandan alınan çiğ süt, bu sütle yapılan peynir (zaten peynir hastalığı ya da malta humması olarak da biliniyor) ya da enfekte hayvanın etinin yenmesiyle insana geçiyor. Tabi veteriner, çoban vs değilseniz. Çünkü tek bulaşma yolu bunlar değil. Daha çok bilgi için buralardan da bakabilirsiniz. 1, 2.
Sonuç olarak nihayet teşhis konabildiği için kuzenim kombine antibiyotik tedavisine başlayabildi. İlaçları almaya başladığının ertesi günü ayak parmaklarını oynatabildi, akşamınaysa odasından mutfağa kadar yürüyebilmiş. Şimdi 3. gün ve şu anda çok daha iyi. Bizimle konuşmaya da başladı. Daha önce hem ağrısından, acısından hem de moral bozukluğundan odasına bile kimseyi almıyordu. Artık telefonlara bile kendisi bakıyor ve kendisini çok iyi hissettiğini söylüyor.
İlave sonuç : Bahsettiğim akrabalarım dışarıdan yemek yemiyorlar. Her yemeği mutlaka evde yerler. Dışarıda peynir ya da pastörize edilmemiş süt, et yemezler. Peki bu hastalık nereden bulaştı? Sevgili halamın bizim köyden getirdiği ya da yol üzerinde uğrayıp Mudurnu'dan aldığı köy peynirinden geçti. Bu kadar olay yaşanmasına ve hastalığın peynir ya da sütten bulaşmış olduğu konusunda uyarılmalarına rağmen halacım şüpheli peyniri atmadı ve babamın yardım ve ziyaret ettiği gün sofraya bu peyniri koydu. Babam da peniyirin o peynir olduğuna ihtimal vermeden bir güzel yedi.
Teşhisi duyup da yaptığım araştırmalar ve edindiğim bilgiler sonucunda babamı arayıp evdeki herkesi aynı testi yaptırmaları için bilgilendirmesini söylemiştim. Önce eniştemin sonucu belli olmuş, pozitif. Şimdi halamın, diğer kuzenimin ve onun hamile eşinin sonuçlarını bekliyoruz. Sanırım bugün belli olacak. Babamla annem de bugun Ankara'ya gidiyorlar. Aynı testten babam da yaptıracak. Umarım çıkmaz ama insanların bu sorumsuzluğu bu vurdumduymazlığı karşısında hem ağzım bir karış açık kaldı hem de inanılmaz derecede sinirlendim. Biliyorum ki kötü niyetle yapılmıyor hiçbir şey. Ama bizim sülalede bile cahillik diz boyu :(
İlave sonuca ilave sonuç : Kaynağını bilmediğiniz gıdaları tüketmeyin lütfen. Güvendiğiniz insanların evine gitseniz bile saflığına ya da cahilliğine ihtimal verip masaya getirdiği gıdalar için bilgi isteyin. Bu ayıp bir şey değil. Sizin sağlığınız aslında masaya getirilen. Yemeklerinizi mümkün olduğunca kendiniz yapın ve çocuklarınıza da emin olduğunuz bu yemeklerden yedirin. Pastörize edilmemiş süt asla kullanmayın. Eti her zaman adlığınız kasaptan alın, sık sık kasap değitirmeyin. Eşinizi dostunuzu bu konuda bilgilendirin.
Epeydir yazamamamın bir nedeni de buydu. Moral bozukluğu, yoğun iş trafiği, kış depresyonu :)
Ama hepinizi çok özledim inanın. Bu arada bütün yazılarınızı okudum dersem yalan olur. Kesin dönüş yaptığımda arşivlerinizden başlayacağım her zaman yaptığım gibi :)
Bu arada beni merak eden herkese çok teşekkür ederim. İyiyim merak etmeyin ve yakında döneceğim! :)
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Kasım 2008 Cuma
28 Nisan 2008 Pazartesi
Hastalık üzerine
Masamdaki işleri epey ayarladım, toparladım. Biraz bilgi yazısı yazmak istedim o yüzden.
Bildiğiniz gibi babama stent takıldı geçen hafta. Stent için kısaca metal file ya da metal bilezik diyebiliriz sanırım. Tabi boyut olarak oldukça küçük ve damarın içine takılan bir metal "stent". Metal olmayanları ve hatta eriyebilenleri konusunda da çalışmalar mevcutmuş.
Stent kalp hastaları için devrim niteliğinde sayılan gelişmelerden biri ama tabi ki riskleri de mevcut, anjionun da riskleri olduğu gibi. Örneğin anjioda pıhtı oluşması ya da pıhtı atması, damarın yırtılması gibi riskler var. Stentte de damarın tekrar daralma riski var. Yapılan diyetle, kullanılan ilaçlarla bu olasılık azaltılmaya çalışılsa da risk mevcut. Stent vücuda yabancı bir madde olduğundan kandaki trombositler stentin üzerine yapışıp hasarlı bölgeyi onarma işine girişiyorlarmış. Bu yüzden hastalara klopidogrel etken maddesini içeren kan sulandırıcı olarak bildiğimiz ilaçlar veriliyor asetilsalisilik asit ile birlikte. Yine de vücut stentin üzerine kan ile temasını önlemek için epitel hücresi ördürüyor. İşte bazen epitel hücreleri çoğalmalarını durduramayıp istenenden fazla örülüyor ve yine damarın daralmasına neden olabiliyormuş. Bu gibi durumlarda da tekrar anjio gerekiyormuş. Yani kolesterol diyeti de olsa, ilaç da kullanılsa epitel hücrelerine bakıyor iş. Umarım ikinci bir müdahale gerekmez babamın durumunda. Umarım kimseninkinde gerekmez de tek seferde bütün sorun çözülmüş olur.
Sorun varsa bu ilk 6 ay içinde belli oluyormuş. Tabi ilk ay kontrolü de önemli. Onda kendini belli ediyormuş damarlar. Gereken tetkik de yine eforlu ekg. Yani yürüyüş bandına çıkıp 5-10 dakika kadar yürüyor zaman zamanda koşuyorsunuz. Hepsi bu. O yüzden yakınlarınızı kontrol için yönlendirin lütfen. Kontrol çok basit ama cidden hayat kurtarabiliyor.
Mesela babamın durumunda erken teşhis gibi bir şey oldu Esracığımın da söylediği gibi. Kalp krizi geçirmeden yakaladık babamı. Şu kontrolü de atlattık mı tamam, gerisi yaapcağı kolesterol diyetine ve yaşam kalitesine kalıyor. Her gün yapacağı tempolu yürüyüşler, sağlıklı beslenme çok önemli bu hastalıkta.
Hastaneye gelince Akay hastanesi eski Sevgi hastanesiymiş. O isimle bilirsiniz belki. Biz memnun kalmadık hastaneden. Görüştüğümüz doktor çok şeker bir kadındı. Her sorumuzu ilgiyle cevapladı falan ama hastane işletme olarak iyi gelmedi bize.
Örneğin babam anjiodan çıktıktan sonra yemek getirmişler bir ara. Yanındaki yatak tepsisine bırakmışlar ama adamcağızın 6 saat kıpırdamaması gerekiyor. Yemeği kımıldamadan nasıl yiyeceği meçhul tabi.. Aynı şekilde anjio esnasında verilen kontrast maddenin vücuttan atılması için bol bol su içmesi gerekiyor ama idrara nasıl çıkacağı da meçhul. Bu arada yoğun bakım olduğu için refakatçi yasak, ancak ziyaret saatinde görebiliyorsunuz. Ben tabi çoğunlukla yanında kaldım babamın, çıkmadım ısrarla. Bir ara çıktığımda annem girdi, yemek o arada geldiği için annem yedirdi tabi ama idrar için malzeme lazım. Ben tekrar odaya girince bulduğum hemşirelere ya da hasta bakıcılara sürekli olarak ördek getirin demek zorunda kaldım. Yerini öğrenince de gerektikçe gidip kendim aldım. Bu tip şeyleri hastanın ya da yakınının düşünmemesi gerekirdi.. Yatış yaptığımız ilk dakikalarda masanın üzerine anket bıraktılar. Ördek bırakmayı akıl edemediler ama anketi bıraktılar. Ben de çıkana kadar yazdım :) Bilmiyorum ne kadarını dikkate alırlar..
Tanıdık vasıtasıyla olduğu için oraya gittik ama dediğim gibi pek de memnun kalmadık. Bildik yerlerden şaşmamak lazım demek ki.. Yine de çok şükür babamın durumu şimdi çok iyi. Başka hastanede de aynı şey yapılacaktı sonuçta, hizmet biraz daha iyi olabilirdi sadece. Hasta bakım hizmeti yani..
Şimdilik bu kadar, unuttuğum şeyler vardıysa da hatırladıkça yazacağım ama son söz olarak bir hatırlatma yapayım sizlere. Hiçbirimiz ne kendimizin ne de yakınlarımızın başına bir şey gelmeyecekmiş gibi düşünüyoruz ama aslında her birimizin hayatı da pamuk ipliğine bağlı. O yüzden lütfen kendinizin ve sevdiklerinizin sağlığını ihmal etmeyin. Mutlaka belirli aralıklarla kontrol olun ya da ettirin.
Hepimize sağlıklı günler dilerim..
Bildiğiniz gibi babama stent takıldı geçen hafta. Stent için kısaca metal file ya da metal bilezik diyebiliriz sanırım. Tabi boyut olarak oldukça küçük ve damarın içine takılan bir metal "stent". Metal olmayanları ve hatta eriyebilenleri konusunda da çalışmalar mevcutmuş.
Stent kalp hastaları için devrim niteliğinde sayılan gelişmelerden biri ama tabi ki riskleri de mevcut, anjionun da riskleri olduğu gibi. Örneğin anjioda pıhtı oluşması ya da pıhtı atması, damarın yırtılması gibi riskler var. Stentte de damarın tekrar daralma riski var. Yapılan diyetle, kullanılan ilaçlarla bu olasılık azaltılmaya çalışılsa da risk mevcut. Stent vücuda yabancı bir madde olduğundan kandaki trombositler stentin üzerine yapışıp hasarlı bölgeyi onarma işine girişiyorlarmış. Bu yüzden hastalara klopidogrel etken maddesini içeren kan sulandırıcı olarak bildiğimiz ilaçlar veriliyor asetilsalisilik asit ile birlikte. Yine de vücut stentin üzerine kan ile temasını önlemek için epitel hücresi ördürüyor. İşte bazen epitel hücreleri çoğalmalarını durduramayıp istenenden fazla örülüyor ve yine damarın daralmasına neden olabiliyormuş. Bu gibi durumlarda da tekrar anjio gerekiyormuş. Yani kolesterol diyeti de olsa, ilaç da kullanılsa epitel hücrelerine bakıyor iş. Umarım ikinci bir müdahale gerekmez babamın durumunda. Umarım kimseninkinde gerekmez de tek seferde bütün sorun çözülmüş olur.
Sorun varsa bu ilk 6 ay içinde belli oluyormuş. Tabi ilk ay kontrolü de önemli. Onda kendini belli ediyormuş damarlar. Gereken tetkik de yine eforlu ekg. Yani yürüyüş bandına çıkıp 5-10 dakika kadar yürüyor zaman zamanda koşuyorsunuz. Hepsi bu. O yüzden yakınlarınızı kontrol için yönlendirin lütfen. Kontrol çok basit ama cidden hayat kurtarabiliyor.
Mesela babamın durumunda erken teşhis gibi bir şey oldu Esracığımın da söylediği gibi. Kalp krizi geçirmeden yakaladık babamı. Şu kontrolü de atlattık mı tamam, gerisi yaapcağı kolesterol diyetine ve yaşam kalitesine kalıyor. Her gün yapacağı tempolu yürüyüşler, sağlıklı beslenme çok önemli bu hastalıkta.
Hastaneye gelince Akay hastanesi eski Sevgi hastanesiymiş. O isimle bilirsiniz belki. Biz memnun kalmadık hastaneden. Görüştüğümüz doktor çok şeker bir kadındı. Her sorumuzu ilgiyle cevapladı falan ama hastane işletme olarak iyi gelmedi bize.
Örneğin babam anjiodan çıktıktan sonra yemek getirmişler bir ara. Yanındaki yatak tepsisine bırakmışlar ama adamcağızın 6 saat kıpırdamaması gerekiyor. Yemeği kımıldamadan nasıl yiyeceği meçhul tabi.. Aynı şekilde anjio esnasında verilen kontrast maddenin vücuttan atılması için bol bol su içmesi gerekiyor ama idrara nasıl çıkacağı da meçhul. Bu arada yoğun bakım olduğu için refakatçi yasak, ancak ziyaret saatinde görebiliyorsunuz. Ben tabi çoğunlukla yanında kaldım babamın, çıkmadım ısrarla. Bir ara çıktığımda annem girdi, yemek o arada geldiği için annem yedirdi tabi ama idrar için malzeme lazım. Ben tekrar odaya girince bulduğum hemşirelere ya da hasta bakıcılara sürekli olarak ördek getirin demek zorunda kaldım. Yerini öğrenince de gerektikçe gidip kendim aldım. Bu tip şeyleri hastanın ya da yakınının düşünmemesi gerekirdi.. Yatış yaptığımız ilk dakikalarda masanın üzerine anket bıraktılar. Ördek bırakmayı akıl edemediler ama anketi bıraktılar. Ben de çıkana kadar yazdım :) Bilmiyorum ne kadarını dikkate alırlar..
Tanıdık vasıtasıyla olduğu için oraya gittik ama dediğim gibi pek de memnun kalmadık. Bildik yerlerden şaşmamak lazım demek ki.. Yine de çok şükür babamın durumu şimdi çok iyi. Başka hastanede de aynı şey yapılacaktı sonuçta, hizmet biraz daha iyi olabilirdi sadece. Hasta bakım hizmeti yani..
Şimdilik bu kadar, unuttuğum şeyler vardıysa da hatırladıkça yazacağım ama son söz olarak bir hatırlatma yapayım sizlere. Hiçbirimiz ne kendimizin ne de yakınlarımızın başına bir şey gelmeyecekmiş gibi düşünüyoruz ama aslında her birimizin hayatı da pamuk ipliğine bağlı. O yüzden lütfen kendinizin ve sevdiklerinizin sağlığını ihmal etmeyin. Mutlaka belirli aralıklarla kontrol olun ya da ettirin.
Hepimize sağlıklı günler dilerim..
18 Nisan 2008 Cuma
Endişe güncesi :(
Evelsi gün annemlere misafir gelmiş. Gelen misafir rahatsızlıklarından falan bahsetmiş. Bir gün elini kaldıramayacak duruma gelince hastaneye gidip efor testi yaptırmış. Sonucunda birkaç damarının tıkanık olduğu ortaya çıkmış ve şimdi onunla uğraşıyormuş.
Babam bunları duyunca gideyim ben de çektireyim bari demiş ve gitmiş. Gittiği hastanede (evet ben de bir hastanede çalışıyorum ama bizimkiler bir garip, tanıdık tunuduk herkesi yollarlardı eskiden, ama kendileri zahmet vermeyelim diye çok acil bir durum olmadıkça gelmezlerdi), kalple ilgili bir doktor yok bu arada. Test yapılmış ama sonucu kesin olarak okuyacak doktor yok. Ben bunu duyunca hemen aradım tabi babamı, bin lafla geldi bugün. Gösterdik doktora.
"Senin kalbin gitmiş" dedi doktor. "Anjio yaptırman lazım. Ben sana hemen bir hastene ismi vereyim". Bunun üzerine "Ne zaman gidelim?" diye sordu babam, durumun aciliyetinin merakında olarak. Bizim doktor bu sefer de "Bunu söyledikten 1 hafta sonra kaybettiğim hastalarım oldu" dedi..
Bence bu tip şeyler bir hastaya söylenecek şeyler değil. Doğru olabilir belki, ama sağlıkta psikolojinin çok önemli olduğuna inanıyorum ben. Doğru bile olsa pat diye söylenmemeli kötü şeyler. Ortada kötü bir şey varsa bile olumlu tarafından ele alıp yapılabilecekler söylenmeli. Ben sonuçta bu doktorun karakterini bildiğimden sözlerini çok önemsemedim. Herkese aynı şeyi, aynı kötülükte söyleme gibi bir huyu var çünkü. Ama babam bunu bilmiyor tabi. Bana çok çaktırmasa da içten içe moral bozukluğu yaşadığını biliyorum. Bu duruma çok üzüldüm. Gerçi doktorun bu kadar açıklıkla pat diye söylemesi durumun kalbin bitmiş olması kadar vahim olmasa da önemsenmesi gereken bir şey olduğunu düşünmemizi ve hemen araştırmalara başlamamıza sebep oldu. Şimdi araştırmalardayız. Acilen anjio yaptırmamız gerekiyor kötü bir sonuçla karşılaşmamak için. Aklımızda Hacettepe var ama, bu konuda tecrübesi ya da bilgisi olan varsa benimle paylaşırsa çok sevinirim..
Babam bunları duyunca gideyim ben de çektireyim bari demiş ve gitmiş. Gittiği hastanede (evet ben de bir hastanede çalışıyorum ama bizimkiler bir garip, tanıdık tunuduk herkesi yollarlardı eskiden, ama kendileri zahmet vermeyelim diye çok acil bir durum olmadıkça gelmezlerdi), kalple ilgili bir doktor yok bu arada. Test yapılmış ama sonucu kesin olarak okuyacak doktor yok. Ben bunu duyunca hemen aradım tabi babamı, bin lafla geldi bugün. Gösterdik doktora.
"Senin kalbin gitmiş" dedi doktor. "Anjio yaptırman lazım. Ben sana hemen bir hastene ismi vereyim". Bunun üzerine "Ne zaman gidelim?" diye sordu babam, durumun aciliyetinin merakında olarak. Bizim doktor bu sefer de "Bunu söyledikten 1 hafta sonra kaybettiğim hastalarım oldu" dedi..
Bence bu tip şeyler bir hastaya söylenecek şeyler değil. Doğru olabilir belki, ama sağlıkta psikolojinin çok önemli olduğuna inanıyorum ben. Doğru bile olsa pat diye söylenmemeli kötü şeyler. Ortada kötü bir şey varsa bile olumlu tarafından ele alıp yapılabilecekler söylenmeli. Ben sonuçta bu doktorun karakterini bildiğimden sözlerini çok önemsemedim. Herkese aynı şeyi, aynı kötülükte söyleme gibi bir huyu var çünkü. Ama babam bunu bilmiyor tabi. Bana çok çaktırmasa da içten içe moral bozukluğu yaşadığını biliyorum. Bu duruma çok üzüldüm. Gerçi doktorun bu kadar açıklıkla pat diye söylemesi durumun kalbin bitmiş olması kadar vahim olmasa da önemsenmesi gereken bir şey olduğunu düşünmemizi ve hemen araştırmalara başlamamıza sebep oldu. Şimdi araştırmalardayız. Acilen anjio yaptırmamız gerekiyor kötü bir sonuçla karşılaşmamak için. Aklımızda Hacettepe var ama, bu konuda tecrübesi ya da bilgisi olan varsa benimle paylaşırsa çok sevinirim..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)