12 Ağustos 2009 Çarşamba

P.S. I Love You, 2007 (6,9)



Bu film hakkında da çok şey okudum. Kimi çok sevmiş, kimi sevmemiş. Ben biraz bilinçsizdim o yüzden seyretmeden önce. En son Çeşme gezimizde kuzicim çok ısrar edince mutlaka seyret diye, gelince ilk seyrettiğimiz filmlerden oldu. Yazmakta geciktim yine :) Bugün nöbetçiyim de, rahat rahat yazabilirim diye düşünerek bu yazıya başladım.

Filmimiz kızgın bir kadının merdivenlerden sinirle çıkması ve bu kadını bir adamın onu takip etmesiyle başlar. Zaman geçtikçe bu iki insanın evli olduğunu anlarız. Kahramanlarımız Holly (Hilary Swank) ve Gerry'den (Gerard Butler) başkası değildir.

Holly ve Gerry, küçük bir apartman dairesinde yaşarlar. Holly sürekli olarak evin küçüklüğünden, Gerry'nin sarfettiği sözlerden şikayet etmektedir. Yine de birbirlerine bakışlarında, birbirlerine dokunuşlarında derin bir sevgi vardır.



Bir gün Holly güzel siyah elbisesini giyer ve bara gider. Bar oldukça kalabalıktır. Annesi Patricia (Kathy Bates), yakın arkadaşları Denise (Lisa Kudrow) ve Sharon (Gina Gershon) ve diğerleri bardadır. Gerry'nni cenazesi için toplanmış bu kalabalığa şaşkınlıkla bakarız. Gerry beyin tümörü nedeniyle ölmüştür.



Bundan sonrasında Holly ara ara geçmişte gider ve ilk tanıştıkları zamanlara tanık oluruz. Gerry İrlandalıdır ve ilk kez İrlandanın o güzelim parklarında tanışmışlardır. Holly hep güzel anılarını getirir aklına.

Birkaç ay sonra Holly yakın arkadaşlarının getirdiği doğumgünü pastasını üflerken kapı çalar. Kendisine bir mektup gelmiştir. Bu mektup Gerry'dendir. Üstelik bu mektupların ardı arkası kesilmez. Meğer Gerry ölmeden önce mektupları yazmış ve hepsinin belirli bir zamanda gönderilmesi için gerekli ayarlamaları yapmıştır. Bütün mektupları da P.S. I love you (Not : Seni seviyorum) sonlandırmıştır.



Annesi ve arkadaşlarına göre mektuplar yüzünden Holly kendi hayatına başlayamamakta ve geçmişe bağlı kalmaktadır. Oysa mektuplar sayesinde Holly tekrar yaşamaya başlamıştır. Çünkü Gerry'nin verdiği komutlar ve planlar yüzünden tekrar gece dışarı çıkmaya, doğumgünü için parti vermeye başlar. Hatta Gerry'nin Holly, Denise ve Sharon için önceden aldığı İrlanda biletlerini kullanarak İrlanda'ya tatile bile gitmiştir.

Ama bu mektupların da sonu gelecektir.

Filmi sevip sevmediğim konusunda çok emin değilim aslında. Dışarıdan seyretmesi hoştu evet, romantik şeyler de vardı ama bu tip bir şey başıma gelsin istemezdim. Kim ister o ayrı da, ne bileyim böyle öldükten sonra sevdiğin birinden mektuplar bulmak, üstelik sürekli olarak bulmak insanın canını acıtır gibi geldi.

Film 2007 yapımı ve IMDB'de 6,9 puan almış. Yönetmenliğini Richard LaGrevenes yapmış.



(görsel www.img.listal.com dan alınmıştır)

Holly rolünde karşımıza çıkan Hilary Swank'ı ben ilk olarak 1999 yapımı Don't Cry'da seyretmiştim. O filmi seyredebilmiş miydiniz bilmiyorum ama orada erkek gibi davranan, göğüslerini saklamak için her gün metrelerce bandaj saran bir kızı canlandırıyordu. Çok da başarılıydı ve hatta en iyi kadın rolüyle ödül de aldı. Tarihe de 2 oscar kazanan en genç 3. kadın olarak geçmiş. 2000 yılında The Gift'te, 2002'de Insomnia'da, 2003'te The Core'da oynadı. 2004'te yine çok ses getiren ve kendisine bir Oscar daha kazandıran Million Dollar Baby'de başrolü oynadı. Swank'ı hep erkek gibi kadın olarak hatırladığım için bu filmde biraz hanım hanımcık olması başlarda tuhaf gelmişti ama film ilerledikçe gözüm alıştı.



(görsel www.sinaport.com dan alınmıştır)

Gerard Butler'dan daha önce Butterfly On A Wheel'de bahsetmiştim hatırlarsınız. Butler'ı da nedense hep, hala seyretmediğim ama fragmanlarından ötürü hep o şekilde hatırladığım 300 Spartalı'daki haliyle düşünce baloncuğuma getiriyorum. O yüzden bu filmdeki sevimli haliyle o da başlarda tuhaf geldi ama ona da alıştım ve beğendim üstelik :)



Denise rolündeki Lisa Kudrow'u en çok da Friends dizisinden bildiğimize eminim. Tüm sezonlarını seyretmedim aslında ama kadını görünce aklıma sadece Friends geliyor. Aslında 1999 yapımı Analyze This, 2002'de Analyze That gibi filmlerde de oynamış.



(görsel www.weblogs.amny.com dan alınmıştır)

Sharon rolüyle karşımıza çıkan Gina Gershon'dan sevgili Abi sayesinde seyrettiğim Bound'da bahsetmiştim en son.



Anne Patricia rolünde seyrettiğimiz Kathy Bates'in filmografisi oldukça kalabalık tahmin edebileceğiniz gibi. Benim ilk seyrettiğim filmi 1991 yapımı Fried Green Tomatoes idi. O film de çok başarılıdır. Seyretmediyseniz mutlaka tavsiye ederim. Yıllar geçti üzerinden ama hala tatlı tatlı hatırlarım. Daha sonra 1997 yapımı 11 Oscarlı Titanic'te karşımıza çıktı. 2002'de Dragonfly'da, 2008'de The Day The Earth Stood Still ve Revolutionary Road'da karşımıza çıktı.

6 yorum:

beenmaya dedi ki...

ben bu filmi nedense çok sevdim ve öldükten sonra sevdiklerine dair mektup bırakma işi çok hoşuma gitti aslında. tabi herkes bunu kaldıramaz o ayrı :)))

ha bir de tabi filmi seyrettiğimden beri bir irlanda ilgisi başladı ki bende çok fena. tez vakit oraya gitmek ve huzura ermek istiyorum :))

Abi dedi ki...

bu filmde bir kadın tiplemesi vardı sanırım eğer yanlış hatırlamıyorsam.. kendine bir erkek partner arayan bir kadın... sürekli soruyla başlıyordu galiba... Gaymisin vs gibi..) sorular iyi cevaplanırsa en sonunda da öpüşüp tadına bakıyordu adamın... bu filmdeydi di mi o? :)))

beenmaya dedi ki...

evet Abi aynen öyleydi ve sonunda hatun adamını da bulmuştu :)))

denizanasi dedi ki...

ben de sürekli yutkunarak izledim. ama maalesef baştan sona değil:( bir cüceyi uyutmakla meşgüldüm:)

cinar dedi ki...

* Beenmaya *
Ben biri öldükten sonra, ölmeden önce sabırla hazırladığı şeyleri bulsam acı çekerim gibi geliyor. İralnda konusunda haklısın. Hatta bir arkadaş master için gitmişti, bu filmi seyredince çok imrendim :))

* Abi *
Evet evet, Denise tadına bakıyordu :))

* Denizanası *
Sonu tahmin edilebiliyordu zaten, çok bir şey kaçırmamışsındır :)

Güneşligünler dedi ki...

Yetişemiyorum ben senin hızına Çınar. Süpersin, harikasın... Sinefil Çınar. :)