blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2008 Çarşamba

Doğru olan buydu zaten..

Holey holeeeeey! :)

Yeniden engelsiz ve sınırsız olarak karşı karşıya gelebildik sizlerle. Çok mutluyum. İşyerimdeki berbat işleri hallettikten sonra eski neşem ve enerjim ve filmlerimle tekrar karşınızda olacağım! :) O zamana kadar hepinize kocaman sevgiler :)

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Tabiat ve Koza'yla güzel bir haftasonu :)

Haftasonu blog dünyasının iki kankası beni ziyarete geldiler :) Sevgili Tabiat Ana ve Sevgili Koza :)

Tabiat Ana eşi ve Dodik'iyle, Koza ise tek başına geldi. Ancak bu inatçı dörtlü bütün ısrarlarıma rağmen ta buraya kadar sırf bizim için geldikleri halde akşam bizim evimizde kalmadılar. Bizim bile bilmediğimiz ve buraya sanırım yarım saat uzaklıkta olan ıssız bir misafirhaneye giderek geceyi orada geçirdiler.

Cumartesi kahvaltıya yetişmek üzere anlaşmıştık cumadan. Bu yüzden cumartesi erken kalkıp gerekli hazırlıkları tamamladım. 11 gibi merkeze ulaştıklarında eşimle birlikte giderek onları aldık. Çok sıcak bir karşılaşmaydı. Önce eve gelip şöyle bir soyunup dökünsünler rahatlasınlar istedik. O arada kahvaltı çantamızı hazırladım ve her şey tamam olunca, artık hepinizin yakından tanıdığı klasik mekanımız Çınaraltı'na gittik ve orada Uzunbacak'la buluştuk.

Hava felaket derecede sıcaktı. Deniz kenarı olması dolayısıyla sıcağın yanında insanı ezen bir nem de vardı. Ben maalesef geçtiğimiz hafta nöbetçi olduğumdan 1 saat kadar yanlarından ayrılarak işe gittim. Tabi bu arada eşim ve Uzunbacaklarla birlikte değerli misafirlerimizi eve yolladım. Çünkü Dodik hanımın uykusu gelmişti, zaten sıcakta da oturulmuyordu.

İş çıkışı eve gidip sohbete katıldım. Minik balkonumuza çıkıp kızlarla biraz dedikodu yaptık :) Haremlik selamlık durumunu sevmesem de o arada teleizyonda maç olduğu için erkeklerin keyiflerini bozmak istemedim. Zaten biz de balkonda gayet mutlu mesut sohbet ediyorduk :)

Daha sonra hem küçük şehrimizi tanıtalım hem de esintisiz evdense püfürdeyen Taş Bina ortamını tercih ettiğimizden soğuk bir şeyler içke üzere yola koyulduk.

Küüüüüüüüt!



Badimize (siyah olan ufaklık) 5 kişi doluşmuş yolumuzda gidiyorduk ki sağdan bir araba gelip bize çarptı. Çok hızlı olmadığımızdan arabada pek bir panik havası olmadı. Kızlar daha çok benim için korktular. Araba benim tarafımdan çarpmıştı çünkü. Zaten benim kapı değişecekmiş kaskodan öğrendiğimize göre. **Şu kaza işi zormuş hakikaten. İnsanın başına daha önce gelmediği için (gelmesin de zaten) tecrübesizlikten ne yapacağını bilemiyor. Bize çarpan adam çok uyanık çıktı. Polis gelmesine rağmen şu yeni çıkan formları doldurup imzaladık ama adam öyle bilinçli yazmış ki raporunu bizim kısa ve öz anlatımımız ortada kalmış gibi oldu. Neyse sonuçları göreceğiz.

Tabi çekicinin gelip arabamızı çekmesi gerekiyordu, ben Badem'i yalnız bırakmak istemedim herhangi bir şey lazım olabilir düşüncesiyle. Ama değerli misafirlerimizle birlikte yol ortasında kalmak mantıklı olmayacaktı. Dolayısıyla anahtarı kendilerine taktim edip Uzunbacak'la birlikte evimize yolladım onları. Evde neler yaşandı bitti o kısmını ben anlatmayacağım. Bence komik şeyler olmuş ama isterlerse Tabiat Ana ya da Koza anlatabilir :)





Her şeyi halledip eve geldiğimizde akşam yemeği için bir hayli gecikmiştik. Biz hazırlayıp, kızlardan epey yardım aldım sağolsunlar, masaya oturana kadar saat 21:30 oldu. Yemekleri beğendiler gerçi ama bunda uzun süre aç kalmış olmanın etkisi de vardır diye düşünmeden edemiyorum :)



Menümüz şöyleydi:
Fırında tavuk
Fırında makarna (bunu komşunun fırınına atmak zorunda kaldığım için başında duramadım ve daha önce fotoğrafladığım üzere nar gibi kızarmadı :( )
Patlıcan salatası (ben yoğurtlu değil de, domates-salatalık-soğan-sarımsakla hazırlıyorum)
Zeytinyağlı taze fasulye
Zeytinyağlı yaprak sarma
Kırmızı biber konservesi (uydurdum bu ismi sanırım :)

ve şarap :) Tabi Uzunbacaklar da var diye içimi rahat olsun düşüncesiyle Angora açtık. Amma ve lakin yine de içiremedik kendilerine.

Yemek bir hayli geç olduğu için masadan kalkar kalkmaz gitti misafirlerimiz. Oysa benim aklımda film seyretmek, yemek üzerine tatlı olarak dondurma ikram etmek, tabu oynamak, wii oynamak gibi hoş atraksiyonlar vardı. Hiçbirini yapamadık maalesef. Ertesi gün kahvaltı için buluşmak üzere sözleşerek yolcu ettik dodikleri.





Pazar günü ben yine erkenden kalkarak kahvaltı masamızı hazırladım. Aslında plan Çınaraltına gitmekti ama arabamız serviste olduğundan koca sepetleri taşımaktansa evde yemek daha iyi olacaktı. Ben bir heves hazırladım işte böyle masayı. Saat biraz ilerleyince artık uyanmışlardır düşüncesiyle aradığımda kahvaltı masasında olduklarını öğrendim. Kızlar kızlaaaaar! Burada çok kızamadım size, sırası gelmişken kızayım :) İnsan o kadar uğraşma hatırına gene de gelirdi ve ikinci kahvaltıyı ederdi be. Dayaklıksınız efenim, söyleyeyim buradan :)

Sonra kalhvaltı masasını aynen kaldırıp Badem'le kendime tabaklara kahvaltı hazırlayıp bir çırpıda löpürdettik. Daha sonra değerli misafirlerimiz kahve içmeye geldiler bize. Kedi bey de ne fallar bakarmış meğer :)

Kahve sonrasında da evlerine yolcu ettik misafirlerimizi.

Çok telaşlı, heyecanlı ve güzel ama bir o kadar da kısa sürdü bu maceramız. İşte bu iki koca yürekli insan da blog dünyasının bana kazandırdığı değerlerdendi.

** Arabanıza sonradan yaptırdığınız şeyleri kaskoya belirterek onları da kaskoya dahil ettirmeniz gerekiyormuş. Düzenlenen raporun aslını almaya gayret edin (özellikle de kaskonuz yoksa). Raporu yazmadan önce karşı tarafın ne yazdığını okumayı ihmal etmeyin ve mümkün olduğunca resmi bir dille yazın. Kaza olduktan sonra size yardımcı olmaları, en azından akıl vermeleri için tanıdıklarınızı çağırın (panik halinde her şeyi düşünemeyebiliyorsunuz).

17 Nisan 2008 Perşembe

Yeni bir blog yazarı daha :)


Sonunda Uzunbacak da bir blog yazarı oldu :) Bazı günleri hem benim hem onun ağzından duymuş olacaksınız bu durumda :)

Uzunbacak'ı artık siz de tanıyorsunuz zaten, benden okuduğunuz kadarıyla. Şimdi daha da iyi tanıyacaksınız kendi ağzından. Yazılarını keyifle okuyacağınıza eminim.
İkimiz de Daddy Long Legs (Watashi no ashinaga ojisan) hayranı olduğumuzdan, uzun bacaklar dolayısıyla da kendisini Uzunbacak diye severiz :)

Aramıza hoşgeldin canım arkadaşım! :)

6 Aralık 2007 Perşembe

Ağlamaklıyım sayın okuyucum :(

Hüngüüüüüüüüürt :((

Bu satırları "evim güzel evim"den yazıyorum size. Buraya kadar her şey normal evet, ama ben bu blogu hep iş yerimdeki boş vakitlerimde (aaaah eski zamanlar) yazdığım için bu bir yenilik..

İş yerimizde artık sınırsız internetimiz yok :( Sevgili BAŞ amirimiz interneti yasakladı bize. Sanki verilen işleri internette lak lak yapmaktan bitiremeyen biziz.. Sanki imkansızı başarmak için geceleri 11 lere kadar kalıp çalışmıyoruz.. Of adalet istiyorum artık ya!!

İş yerimi yine bir kenara bırakmak istiyorum..

Haftasonu Ankara'ya gittik Badem'le. Badem'in annesi, evet kayınvalidem, ufak bir ameliyat geçirdi. Korkulacak bir şey yok, safra kesesi ameliyatı oldu ve şu anda çok iyi.

Ama işte ameliyattır, gelen giden olur, yemek yapmak gerekir falan diye cumartesi sabah çıktık burdan yola. 2 gün de izin aldım. Geldiğimde masamdaki işler ufak çapta bir dağ oluşturmuştu (çakılcım bilir bu konuyu). Onları halledeyim bloguma sonra uğrarım falan derken bizim blog falan hikaye 
olmuş meğer. Artık evden eve yazacağım anlayacağınız.. Eskisi kadar sık da yazamam 
heralde :((

O zamana kadar arayı kapatmak için başlıyorum:

* Badem bir dizi bulmuş yine. Hani bizim telekomcular gibi Hollywood senaristleri de
greve girmiş ya, müptelası olduğumuz dizilerin, Lost, Hereoes, Grey's Anatomy, House
gibi, sonraki sezonları yokmuş efendim. Seyircisine veda etti gibi üzücü haberlerini okudum en son. Bir hüngürt de buraya o zaman. İşte Badem de beni bu kadar üzgün görünce başka bir dizi bulmuş : The Lost Room. Konu bir yerden acaip tanıdık gelse de
dizi çok heyecanlı ilerledi. Zaten topu topu 6 bölümden oluşuyormuş ve biz dün heyecan içinde ilk 3 bölümünü seyrettik bile. Bugün de sonuna geleceğiz yani. Size de tavsiye ederim. Kısaca bahsedeyim konusundan. Özel eşyalar var. Anahtar, tarak, saat gibi
sıradan görünen yaklaşık 100 tane eşya varmış. Bazıları bu eşyaların Tanrının olduğuna inanıyormuş çünkü her birinin farklı bir gücü, farklı bir özelliği varmış. Örneğin anahtar her kapıyı açıyormuş, üstelik her kapıyı aynı otel odasına açıyormuş.  Odadaki kapıyı açtığındaysa nerede olmak istiyorsan oraya açılıyormuş. Tabi ki iyi adamlar ve kötü adamlar var bu dizide. Ama kötü adamların bile kendilerin
e göre bir sevimlilikleri var inanın :) Oyunculuk da çok süper değil ama heyecan için seyredin derim ben :)

* Efendim evelsi gün ilk defa kereviz yaptım evde. Ben eskiden hiç sevmezdim kereviz falan. Ama Ankara'da ananemle oturduk kayınvalidem için kereviz yaptık. Gaz oldu bu da bana, Ereğli'ye döner dönmez gittim aldım :) Evde havuç yokmuş tabi onu almayı unutmuşum. Yine de kereviz, patates, soğan ve taze sıkılmış portakal suyuyla yaptım kerevizi. İlk yiyen de bugün temizliğe gelen Sezi oldu. İlk yapılmasına rağmen fena
olmamış. Öyle dedi :))

* Geçen hafta sevgili Tabiat Ana Öykücü'ye güzel yorumlar bırakmıştı benden de bahsederek. Öncelikle güzel sözler için teşekkür ederim. Bunu yorumlara ek olarak yazacaktım aslında ama eski yazılara gelen yeni yorumlardan haberi olmuyordur belki diye buraya yazıyorum. Öykücüyle dostluğumuz çok eski yıllara dayanıyor evet. Bıkmadan usanmadan bırakmadık peşimizi. Üniversite yıllarımızda başlayan dostluğumuzu bugünlere kadar getirebildik, üniversiteye 1997 yılında girdiğimizi düşününce 10 seneyi devirmişiz işte.. Nice 10 senelere :)

Arkadaşlık çok değerlidir benim için. Çok emek veririm ben. Emeğimin karşılığını alamadığımda ya da alamadığımı düşündüğümdeyse çok kırılırım. Hani sevgi karşılıksızdır derler ya bazen, yalan o. Karşılıksız sevgi ancak annenin çocuğuna duyduğu sevgidir aslında. Arkadaşlık karşılıklı sevgidir. Ama yanlış anlaşılmasın bu "karşılıklı" ifadem. Çıkar anlamında değildir. Karşılıklı olması, bazen bir gülümsemedir, bazen hatırlanmaktır,
bazen sesini duymaktır. Bir nevi manevi tatmindir. Bu da bir çıkar değil midir diye soracaksınız. Bana göre değildir. En azından burda bahsettiğim çıkar ilişkisi maneviyatla değil maddiyatla ilgilidir.

* Daha önce Öykücü'mün gönderdiği kitaplardan "Biri Benim Üç Nikah (Chris Manby)" okduğumdan ve çok beğendiğimden bahsetmiştim. Hala kitapayracıma ekleyemedim gerçi ama Ankara yolunda yine 
Öykücü'mün gönderdiği kitaplardan "Yalancının Mumu (Chris Manby)" nu okuyayım dedim. Bir de ne göreyim, tanıdığım karakterlerden Lizzie Jordan
ve arkadaşları bu kitapta da var. Meğer ilk önce okuduğum kitap bu kitabın sonrasını anlatıyormuş, Star Wars misali :) Sanki eski arkadaşlarımı bulmuşum gibi çok mutlu oldum kitabı okurken. İkisini de ekleyeceğim kitap ayracıma (hala umutluyum!)(birini ekledim bile) :)