Kate Winslet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kate Winslet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Revolutionary Road, 2008 (7,7)



Bir barda başlar filmimiz (1950'lerin barı). Frank (Leonardo DiCaprio) barda oturmuş içkisini içmektedir. Karşıdaki duvarda sarışın, kırmızı rujlu etkileyici bir kadın görür. Bu kadın ileride karısı olacak olan April'den (Kate Winslet) başkası değildir.



Evlilikleri istedikleri gibi gitmez. April tiyatroda oynadığı rollerde yeterince iyi olmadığını düşünür. Frank'se iş yerinde mutsuzdur. Bütün bu zorlukların içinde taşındıkları Revolutionary sokakta iki de çocuk yetiştirmeye çalışırlar.



Bir gün April Frank'e bir teklifte bulunur. Frank'in savaş sırasında gidip aşık olduğu yere, Paris'e taşınmaktır bu fikir. Üstelik orada sekreterlere çok iyi para verilmektedir ve giderlerse sadece April çalışacak, Frank'se yıllardır bunaldığı işini bırakıp yapmak istediği şeyi düşünüp onu yapma fırsatını yakalayacaktır.

Önce olumlu bakar Frank bu fikre. Ama işler beklenildiği gibi gitmez. Frank hiç beklemediği bir anda terfi alır. April ise mutsuz olduğu ortamından kurtulmak için elinden geleni yapacaktır.

Film ruh haliyle bağlantılı olarak beğenilebilecek bir film bana göre. Winslet ve DiCaprio'nun performansları gerçekten çok iyiydi, bunu inkar edecek değilim. Ama benim içim sıkıldı. Aslında bu da oyuncuların başarısından kaynaklanıyor. Mutsuzluğu ve sıkıntılı durumlarını çok iyi yansıtıkları için bana da bulaştırdılar yani helal olsun :))

Film 2008 yapımı. Epey de ses getirmişti. 3 dalda da Oscara aday oldu. Bu filmdeki performansı Kate Winslet'e Golden Globe da dahil olmak üzere birkaç ödül kazandırdı. Filmin yönetmenliğini American Beauty ile ismini duyuran Sam Mendes yapmış.



Kate Winslet'ı asıl olarak Titanic'teki Rose rolüyle tanıdık. O filmin de neresi 11 Oscar aldı bilmem ama Winslet aday olsa bile ödül alanlar arasında yoktu. Onu daha sonra 2000 yapımı Quills'te, 2001 yapımı Enigma'da, 2003 yapımı The Life Of David Gale'de, 2004'te henüz seyretmediyseniz şiddetle tavsiye edeceğim Eternal Sunshine Of The Spotless Mind'da, 2004'te Johnny Depp ile birlikte Finding Neverland'de, 2006'da Little Children'da, 2006'da The Holiday'de keyifle seyrettik.



Leonardo DiCaprio'yu 1995 yapımı The Basketball Diaries'de gördük ilk olarak. En azından öyle hatırlıyoruz. Aslında öncesinde de bir iki filmi var. Daha sonra 1996'da Berlin Film Festivalinde ödül aldığı Romeo & Juliet'te, 1997'de Winslet ile birlikte Titanic'te, 1998'de The Man In The Iron Mask'te, 2000'de The Beach'te, 2002'de Gangs Of New York'ta ve Catch Me If You Can'de, 2004'te kendisine altın küre kazandıran The Aviator'da, 2006'da The Departed'da ve Blood Diamond'da, 2008'de Body Of Lies'da seyrettik.

19 Mart 2008 Çarşamba

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind haberi


Cumartesi günü TV8'de o çok sevdiğim filmlerden biri varmış : Eternal Sunshine Of The Spotless Mind (Sil Baştan). Daha önce seyrettiyseniz bile iyice sindirmeniz için bir kez daha seyretmenizi şiddetle öneririm.

Jim Carrey zaten çok başarılı bulduğum aktörlerdendir. Her rolünün hakkını ziyadesiyle verir. Kate Winslet'sa bu filmde şekilden şekilde girerek üstün bir performans sergiliyor bence. Fazlasıyla ruh karmaşası olan bir film ama aslında çok da romantik bence. Neler yapıldığı düşünülürse..



İyi seyirler :)