30 Nisan 2010 Cuma

İZNE AZ KALA

İnanılır gibi değil. Önümüzdeki hafta izne ayrılabiliyorum normalde. Zaman ne kadar da çabuk geçmiş. Aslında hem çabuk hem de yavaş her zamanki gibi :) Hak etsem bile hemen izin almayı düşünmüyorum. İş yerinde yeterince sıkıldım aslında. İşlerim eskisi gibi yoğun olmasa da gidip gelmek sıktı artık beni. Muhtemelen “ayrılabileceğim” düşüncesi kafamda dolanıp durduğu için. Nisan başında işleri başka bir arkadaşa devredebildim sonunda. Aslında diğer iş için sorumluluk verilecekti her halukarda bana (diğer meslektaşlarım emekli olacağı için!) ama hamilelik nedeniyle vazgeçildi. 5 haftayı doğum sonrasına aktarmak için rapor düzenleteceğim önümüzdeki hafta.

Havaların düzelmesini iple çekiyorum. Hem psikolojik olarak ihtiyacım var hem de elbise ve terlik giymek için ölüyorum resmen. Sabahları soğuk oluyor. Hala sis var burada ya. Sabah pencereden her baktığımda inanılmaz bir hayal kırıklığı ve sinir krizi yaşıyorum :( Bir de zaten ayaklarım falan şişmeye başladı. Terlikel çok rahat ediyorum o yüzden. Güneş yüzünü gösterdiğinde de hemen terlemeye başlıyorum. Bir soğuk bir sıcak ben de anlamadım. Hormonsal sanırsam..

Kitaplardan bahsederken Sait Faik Abasıyanık’ın Kumpanya’sından bahsetmeyi unutmuşum. Onu da okudum. 100 sayfalık kitap zaten. İncecik. İçinde 3 farklı hikaye var. İlki kitaba ismini de veren Kumpanya. En güzeli de oydu zaten. Kendi çaplarında tiyatro yapmaya çalışan bir grup insanın sağdan soldan para bularak yola çıkması, oyunculardan biri olan genç bir kıza önce tiyatro müdürünün sonra baş aktörün aşık olması, sonrasında kızın ikisini birden atlatıp başka bir oyuncuyla kaçması arasında geçenler gayet güzel okunabiliyor. Yalnız sonrasındaki hikayeleri anlamadım ben yahu :))) Hele son hikayeden hiçbir şey anlamadım.

Bugün babamın başına çok ilginç bir şey geldi. Babam kredi kartlarından oldum olası korkmuştur zaten. İnsan biraz da korktuğu için mi böyle şeyleri başına çeker, yoksa böyle şeyler hep dürüst insanların mı başına gelir bilmiyorum. Babamın arkadaşlarından biri HSBC’den kredi almış vakti zamanında. Hiç harcama yapmamış ama kartı iptal etmeyi de ihmal etmiş. Bir gün epey yüklü bir borçla dayanmışlar kapısına. Çok çekmiş o da. Nasıl halletti falan sonrasını hiç bilmiyorum ama babam da böyle şeylerin kendi başına gelmesinden korkardı işte hep. Bugün cüzdanını karıştırırken hiç kullanmadığı bir kredi kartı daha olduğunu fark etmiş. Banka aynı banka. HSBC! Gidip iptal ettireyim diye düşünüp bankaya gitmiş. Ve ne demişler dersiniz? 5 yıl önce bir alışveriş yapılmış ve ödenmemiş. Üzerinden çok zaman geçtiği için de babamı icraya vermişler. Ama elimize ulaşan ne bir fatura var ne de icra mektubu. Tabi babam tutuştu birden. Bir de o kart üzerinden ablama ek kart çıkartılmış yıllar yıllar önce. Görüşmeler sonucunda alışverişi ablamın yaptığı ama 150 tl’lik borcun tamamını ödeyerek kartı iptal ettirdiğini öğrenebildik. Bu gerizekalı bankaya göreyse o 150 liranın küsüratı ödenmemiş görünüyormuş. Artık 1 kuruş mu şimdiki parayla 2 kuruş mu onu söylemiyorlar. Ama işte o kuruş 5 senelik faizler sonucunda 100 tl’ye ulaşmış. Halbuki kuruş bile olsa borç göründüğü taktirde kart kesinlikle iptal ettirilemez. Ben vadesiz hesabımı bile kapattıramamıştım sırf bu yüzden vakti zamanında. Ödenmiş borcun küsüratının borcu nedeniyle icralık olmuşuz yani olacak iş mi? Dedim ki millet milyarları götürür, milyarlarca borçlanır da kimseler dokunamaz onlara nedense, bizim kuruşluk borçla sadece bizim gibiler icraya veriliyordur herhalde!

Neyse sonuçta babam gitti ve ödedi 100 tl yi. Ve de az bir borçla yırttım diye çok sevindi. Aslında kendi hatası değil ama memleketim insanı bu hale getiriyor işte. İnsan suçsuz olduğuna emin olsa bile yırttım diye seviniyor sonunda :) Canım babam benim :)

Lie To Me’de ilk sezonu bitirdik. İkinci sezonun da ilk 3 bölümünü seyrettik şu ana kadar. Dr. Lightman karakterini canlandıran Tim Roth’un insanları dinlerken ağızlarına girecek kadar yaklaşıp bir omzunu indirerek durması biraz tuhaf olsa da sevdik biz bu diziyi.

Fringe de çok güzel gidiyor. Bu sezon daha da heyecanlı. Peter’ın hayatındaki sır perdesi açılıyor yavaşça. Velhasıl bilimkurguyu çok seviyorum :)

5 yorum:

Güneşligünler dedi ki...

Ahha işte yine bir banka mağduru ve bir kredi kartı vakası daha. Yazık yazık biz insanlara yapılanlara. Üzüldüm baban için ama evet gerçekten ucuz kurtulmuş yine. Elini veren kolunu kaptırıyor zira...

Havalar sadece senin için öyle değil hepimiz için öyle canım. Bir bakıyorsun yanıyorsun bir bakıyorsun donuyorsun. Dikkat et sen yine de kendine ve bebişine...
Uzmanların dediği gibi lahana usulü giyin sıcakladıkça çıkart, üşüdükçe giy.. Öpüyorum..

cinar dedi ki...

vallahi şimdilik kolay oluyor da 2 ay sonra ne olur bilemiyorum Ahimsa'cım :))

Tabiat Ana dedi ki...

bende seni çoook seviyorum tatlı anne :) son resimlerin süpper :) hakkaten az kaldı Egeciğimin gelmesine :)

uzunbacak dedi ki...

Hay Allah! Dediğin gibi dürüst ve bu konularda hassas birinin başına gelince de iyice sinir oluyor insan. Ben de düşünüyorum acaba eskilerden herhangi bir kartta vs. kuruş borcum kalmış mıdır diye? Onu sorgulamanın bir yolu var mıydı acaba?

Bu arada izin zamanlarının yaklaştığına inanamıyorum. Dediğin gibi hem çok çabuk geçiyor hem de Çınar'ı beklerken yavaş geçiyor zaman... Benim İş çıkışı buluşuruz artık, havalar da güzel ;))

cinar dedi ki...

@ Tabiat Ana,
:) Peter'dan başka seni de seviyorum :)) Valla aslında daha fazla fotoğraf çektirmek lazım ama üşeniyoruz işte. Ne güzel hatıra aslında..

@ Uzunbacak,
sorma ya. bugün gideceğim şu meşhur aktarma raporunu almaya. kafam atarsa da 2-3 hafta değil de 1 hafta çalışırım ya. vallahi çok sıkıldım artık. gezeriz tabi ne güzel :)