olimpos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
olimpos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2008 Cuma

Tatil anılarına devam

Yazmaya yanaşmıyorum kaç gündür. Şu bir an önce pencereden aşağı atasım gelen bilgisayar önüme kocaman setler çıkardı. Sorunlar ben tatile çıkmadan önce başlamış ve beni resmen yıldırmıştı. Bilgisayarım her gün teknisyenliğe gitti geldi, format atıldı falan. Tatilden bir döndüm bilgisayar açılmıyor! Çıldıracağım. Yine teknisyenliğe gitti. Bu sefer harddiski değiştirdiler. Şimdi yine bozuldu dandik bilgisayar. İnternete giriyorum, belirli bir zaman geçince kendiliğinden bütün sayfalar kapanıyor. Deli olacağım! Yine teknisyenliğe gitmesi gerekiyormuş. Zaten ya o gidecek ya ben gideceğim :(

Neyse, güzel şeylerden bahsedeyim biraz da moralim yerine gelsin. Tatil anılarımızda en son Kalkan’da kalmıştık hatırladığım kadarıyla. Kalkan’dan devam edeyim.



Kalkan’da, daha doğrusu Kalkan’nın tepelerinde yol üzerinde yemek yenecek yerler var. Badem’in hazırlık listesine bakarak Adam’ın (Adem’in) Yeri’ne giderek mantısını tattık. Biz Adam’a mı Adem’e mi gidelim diye düşünürken ikisinin de aynı yer olduğunu anladık. Biri Türk biri yabancı turistler için isimlendirilmiş :) Görürseniz siz de bizim gibi şaşırmayın sağdaki mi soldaki mi diye, mantısı güzeldi bu arada. Manzara zaten harika…





Daha önceki Kaş ziyaretimizde Nur Otel’de kalmıştık. Orası da güzeldi ama apart oteldi. Tencere tava falan çıkartıp soslu makarna yapmıştım hatta bir akşam, hatırlıyorum da :) 3 kişi gitmiştik o zaman, biz henüz evli değildik Badem’le. Nur Apart oteller caddesinin giriş tarafında kalıyor. Bu sefer kaldığımız Nur Otel’se daha ileride ve kendi iskelesi var. İki Nur’un bağlantısı olduğu için apartın konukları da diğerinin iskelesinden vs yararlanabiliyor ama tabi ki öncelik kendi müşterisinin oluyor. Amma uzun yazdım da, sonuç olarak tercih edecekseniz ileridekini tavsiye ederim. Odaları daha güzel, havuzu küçük olsa da denize daha yakın, iskelesi çok güzel, yemekleri leziz vs.



Kaş’ta kaldığımız ilk gece otelin restoranında yiyelim diye düşündük ve sabahları şezlong konarak değerlendirilen iskelenin akşamları yemek masası konarak restoran haline dönüştürülmesiyle oluşan harika görüntü karşısında en köşede boş duran masaya yerleştik. Ancak garsonlardan biri gelerek masanın rezerve olduğunu bildirdi. Masada hiçbir yazı yoktu oysa ki. Biz de tamam diyerek kalktık ve bize gösterilen başka bir masaya geçtik. Ben durumdan son derece rahatsız olduğum için garsona bu tip durumların yaşanmaması için masaya yazı yazmaları gerektiğini falan söyledim. Bunun üzerine garson, sanki bizim kabahatimizmiş gibi tavır takınarak konuştu bizimle. Bu sefer Badem de sinirlendi ve o sinirle masadan kalkıp otelin yöneticisine şikayete gittik :) Adam, kabahatin kendinde olduğunu, normalde kapıda kendisinin bekleyip misafirlerini karşıladığını ve masalara yerleştirdiğini söyledi. Çok ikna edici ve affettirici konuşsa da biz gittik başka bir yerde yedik. Yine de o günden sonra adam bizimle çok ilgilendi, bize yerler gösterdi, her tattığımızın tadını sordu, memnuniyetimiz için elinden geleni yaptı kısacası. Akşam için tercih ettiğimiz yer ise Mercan'dı. Badem Kılıç balığı yedi. Ben de tattım. Merak edenlere söyleyeyim, tavuk eti gibi bir tadı var. Balık niyetine yemem bana kalsa. Yine de seveni çok heralde, ya da herkes bizim gibi meraklıydı o kadar uzun kuyruk olduğuna göre :)

Kaş’ta bir gün bir fırtına çıktı, bir dalga oldu ki sormayın. Ben denizi çok severim ama çok da korkarım. Küçükken yüzme kursuna gidip yapılan yarışmada 1. olarak diplomamı almıştım falan. Ama sonra beni bir korku sardı, derin denizlere paletsiz girememeye başladım. 3 sene öncesine kadar çok derine bile gitmedim hatta. 3 sene önce gittim palet aldım, hayat ne kadar kolaymış paletle (bir o kadar da zor tabi). Kolayca uzaklaşıp geri gelmelere alıştım ama paletle denize girmek de zor hani. Yürüyerek girsen olmaz, atlasan olmaz. Bu durumda sadece 1 yaz palet kullanarak geçtiğimiz 2 seneyi paletsiz açılarak çıkardım denizin keyfini. Ama bu sene keşke yanımda götürseymişim diye düşündüm. Özellikle Kaş’ta. Çünkü, gidenler bilirler, Kaş’ta acaip soğuk bir deniz vardır. Aslında hemen kıyıda soğuk su akıntısı olduğu için soğuktur deniz. Azıcık açılsanız ılıklaşır. Ama işte o soğuk alanı geçene kadar uyuşmazsanız güzeldir deniz. Paletsiz o arayı aşmak epey zordu benim için. O yüzden de paletlerim olsaymış keşke diye geçirdim içimden. Neyse, fırtınadan bahsediyordum. O dalgaların arasında bir sürü insan var. Dalga eğlenceli bir şey çünkü. Oyun gibi geliyor. Biz de sıcakta onlara baktıkça rahatlıyoruz. Ama sonunda dayanamadık ve biz de atlamaya karar verdik. Benim neyime halbuki. Denizden korkuyorsanız dalgalı denize kesinlikle girmeyin derim. İlk zamanlar çok güzeldi. Dalga geliyor hooop yükseliyorsun, çok eğlenceli falan. Biraz zaman geçti, ben artık yoruldum, geri dönmek istiyorum, ama yok, dönemiyorum! Dalgadan ilerlenmiyor. Dahası gel-git yüzünden azıcık gitseniz bile su geri çekilirken gittiğiniz mesafenin iki katı geri gidiyorsunuz. Ben denizde debelenmeye başladım. Bir de ürktüm açıkçası. Hafif panik de yapınca iyice yoruldum, kollarımda mecal kalmadı adeta. Korkan gözlerle Badem’e bakmış olmalıyım ki hemen elimden yakaladı ve sakince iskeleye yanaştırdı beni. Basamaklara elim değdiği an o kadar rahatladım ki anlatamam. Kahramanım Badem’im :)









Kaş'a gidince köşedeki lambacıya uğramadan geçmeyin bu arada. O kadar güzel bir dükkan ki, akşam karanlığında sadece karşısına geçip seyretmek bile acaip kayif veriyor bana. Adamlar mesela bir su kabağını alıp oymuşlar süslemişler ve acaip bir lamba yaratmışlar ya. Hepsi, her şey çok güzeldi :)







Kaş’taki yolculuğumuza son verip Olimpos’a doğru yola çıktık daha sonra. Olimpos’a daha önce hiç gitmemiştik. Çevremizden hep olumlu şeyler duyduğumuz için de çok merak ediyorduk. Gittiğimizde hiç beklemediğimiz gibi bir yer bulunca çok şaşırdık. Yaz tatillerinde bizim için önemli olan denizdir çünkü. Olimpos’un doğası, manzarası falan çok güzel gerçekten. Ama deniz tam bir hayal kırıklığı idi. Bilemiyorum belki de bize o şekilde denk geldi ama denizde yosun, saman ve çerçöpün oluşturduğu büyük kahverengi bir leke vardı resmen. Deniz, Akdeniz’de hiç alışkın olmadığımız kadar bulanık ve pis. Ayrıca en yakın pansiyondan (biz Bayram'ın Yeri'ni tercih ettik) en az 15 dakika yürüdükten sonra ulaşıyorsun denize. Kaldığımız pansiyonda ağaç ev olarak gösterilen odalar oldukça temiz ve güzeldi. Zaten ağaçlar altında koca bir bahçesi var. Köşelere, ortalara falan yerleştirilen koca minderli yerlerse harika. Ama deniz değil de dinlenmek ağırlıklı bir tatil düşünüyorsanız güzel.







Deniz yolu da antik kentten geçiyor. Hani orada da manzara falan çok güzel, aslında benim için biraz da üzücüydü. Çünkü lafın gelişi değil, hakikaten antik kentin içinden geçerek gidiyorsun. Hiçbir koruma yok kalıntılar için. Hatta tepedeki mağaramsı yerlerin birine amcanın biri sandalyesiyle falan kurulmuş piknik yapıyor! Hal böyle olunca Olimpos’tan kaçtık desem yeridir. Tabi öncesinde denize gittik (zaten denizi görünce kaçmaya karar verdik). Boylu boyunca kumsaldı, görüntü çok güzeldi. Ama bizde ne şemsiye var ne şezlong, elimizde bir tek kuru havlumuz. Kayaların gölgesine yattık her şeye rağmen, azıcık uyuduk bile :)

Daha sonra buraya kadar gelmişken Çıralı’ya da gidelim dedik. Olimpos’a 3 km. Olimpos’ta kumsala inince, kumsalın öbür ucunda birkaç şezlong vardı. Sıcakta yürümeleyim oraya kadar diye düşünmüştük. Meğer orası da Çıralıymış. Ama deniz aynı bulanık deniz. Oradan da kaçtık.







Kaçtığımız iyi olmus, bu sayede balayımızda gittiğimiz otele tekrar giderek konaklama şansımız olmuş oldu. Zaten % 40 gençlik indiriminden yararlanmak için de son şansımızdı (gerçi ben eşek kadar olmuşum, yararlanamadım, sadece Badem yararlanabildi :( ). Otel öyle güzel, deniz öyle berrak ki gittiğimize çok memnun olduk yine Hillside Su’ya.

Bir tatilimiz daha böyle bitmişti. Ama benim için henüz koşturmaca bitmemişti çünkü haftasonu kuzenim evlenecekti. Döndükten sonra valizleri şöyle bir attım, içindekileri azıcık boşaltıp makineye koydum, çantamı hazırladım ve gece 2 de otobüse binerek İstanbul’a gittim :) İyi niyetli olmasıyla ünlenen kuzenimi güzel bir kızcağızla evlendirdik, sonrasında yuvaya geri döndüm işte. Gerisini zaten biliyorsunuz.

Salak bilgisayarım! :(

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Tatilimize başlarken

Gelelim tatilimize.





Cuma günü işten erken ayrılarak yola çıktık. Rotamız Ayvalık, Datça, Kaş ve Olimpos şeklinde olacaktı. Badem'in ailesinin yazlığı var Ayvalık Altınova'da. Site içinde, bahçesinde güller olan, denize yürüyüş mesafesinde (yaklaşık 2-3 dakika) hoş bir yer. Gece ulaştık Ayvalık'a, ben yemek bile yemeden yatıp uyudum hatırladığım kadarıyla :)



Ertesi gün için plan sabahın erken saatlerinde kalkarak denize girmek, sıcakta şöyle bir rahatlamak ve sonrasında eve gelip kahvaltı hazırlamaktı. Bunu en çok isteyen de bütün seneyi deniz deniiiiiz diye sayıklayarak geçiren Badem'di. Ama saat gelince uykuyu tercih etti yine, biz de kayınvalidem ile denize gittik. Deniz o kadar soğuktu ki girmeye imkan yoktu. Resmen buzlu suydu o saatlerde. Buzullar erimiş ve buraya kadar gelmiş diye düşünmeden edemedim o an. Tabi biz denize giremeyince eve geri dönerek kahvaltımızı hazırladık. Sonra Badem'in de arkadaşlarıyla buluştuk. Akşam için kayınvalidemle birlikte hazırladığımız enfes yemek masası ile o günü tamamladık ve ertesi sabah kahvaltıdan hemen sonra yola çıktık.

Datça'ya giderken Gökova'nın nefis manzarasını seyrettik. Daha önce orada da kalmıştık. Gökova da çok güzel bir yer. Biz Yücelen Otel'de konaklamıştık, düşünen varsa tavsiye ederim.



Gün batımının harika kızıllığında sonunda Datça'ya ulaştık. Önceki gidişimizde merkezdeki öğretmenevi'nde konaklamıştık. Ulaşım kolay olduğu için orası da güzeldi ama Datça'nın içinde deniz çok da harika değil.



Bir sürü "bük" var orada. Palamutbükü en çok sevdiklerimizden. Deniz için geçen sefer de Palamutbükü'ne giderek hayran kalmıştık oraya. Bir dahaki gidişimiz için de oradaki pansiyonları gözümüze kestirmiştik. Gördüğümüz en güzel denizlerden biri orada çünkü. Berrak, serinletici sular, kumsal, esinti desem yeterli olur sanırım.



Bizim nerede kalacağımız belli olmadığından çantamızı alıp çıktık. Siz de Palamutbükü'nü seçecekseniz Aylin Ağaç Evleri var. Dış görünüşü çok hoştu. Orayı tavsiye edebilirim. Hemen hemen hepsi aynı yok üzerinde zaten. Yani hepsi de denize 10 adım uzaklığında, harika deniz kıyısında pansiyonlar. Oda kahvaltı şeklinde çalışıyorlar. Sorduklarımızın hepsinde kişi başı 45 YTL idi. Biz de görüntü itibariyle diğerlerine nazaran (Aylin'den sonra) daha iyi olan Ceylan Otel'i seçtik.





Palamutbükü'ne gitmeden önce Badem her zamanki gibi hazırlığını yapmıştı. Neresi ünlüdür, nereleri gezmek lazım, nerede yemek lazım gibi bir liste oluşturmuştu rotamızla ilgili. Hal böyle olunca Nostalgia Cafe'ye gitmek lazımdı. Biz de gittik :) Can Yücel'in de köşesi bulunan iç taraftaki masalardan biri yerine deniz kenarında püfürdeyen masaları tercih ettik ve leziz balıklarını tattık.



Bol bol yüzdük, dinlendik ve Kaş'a doğru yola çıktık. Kaş'tan önce Kalkan çıktı karşımıza. Küçük bir koy, yamaca yerleştirilmiş beyaz- krem rengindeki modern yazlıklar, şehrin hemen dibindeki turkuaz rengi denizle bütünleşen süper manzaralı bir yer Kalkan. Tabi onun da fotoğrafını çektik sizler için :)

Kalkan'dan Kaş'a giderken Akdeniz'de hep olduğu gibi dağ bayır aşmak gerekiyordu. Bu bayırlardan birinde, yine Badem'in listesi üzerine, Adem'in (Adam'ın) Yeri'ne uğrayıp ev mantısını yedik.

Ooooooof bu internet beni deli edecek. İkide bir kapanıyor sayfa. Bereket ki taslaklara kaydediyor yazıyı da bana yine de sinir geliyor. Ben yazdığım kadarını yayınlaya basacağım bu durumda. Ama yazacağım şeyler de var daha. Yazının bittiğini anlamanız için sonuna "Tamamdır, bitti" diye yazarım anlaştık mı? :)

Yok yok internete daha fazla dayanamayacağım ben. Uygun olduğu bir zaman yeni bir yazıyla devam edeceğim. Bu yazıya burada nokta koyuyorum o zaman. Kaş ve sonrası bir sonraki yazımda olacak :)

Hamiş : Fotoğraflar kaliteli olsun diye büyük boyutlu. Yüklemek de epey zaman alıyor bu yüzden. Evde küçük boyutla kaydetmesini sağlayan bir program var. Ama şimdilik, iş yerindeki imkanlarla bu kadarını yükleyebildim. Devamı için umutluyum :)