
Kaç haftadır haftasonumuzu değerlendirelim ve ya Bozcaada’ya ya da Melen’e falan gidelim diye plan yapıp duruyoruz. Ama benim nöbetlerim ya da başka mevzular yüzünden bir türlü gidemedik.

Bu hafta da aynı planlar için düş kuruyorduk, gerçekleşmeyeceğini anlayınca daha kolay bir plan yapmaya karar verdik ve şehrimize çok yakın olan Akçakoca’ya gittik. Orada da uzun süredir gitmek istediğimiz otellerden biri vardı : Mesen Otel.
Fotoğraflardan harika görünüyordu, yarım saatlik yol olmasına rağmen değişiklik olsun, yatılı gidelim diye karar verdik ve cumartesi sabah yola çıktık.
Ana yoldan bir yerlerden sapmanız gerekiyor. İşte o sapıştan sonraki yol hakikaten çok kötü. Yolun tamamı neredeyse tek arabalık ve oldukça dik. Üstelik bazı yerler çamurlu.
Sonuçta ulaştığımız yerin manzarası gerçekten güzeldi ama. Eşyalarımızı odamıza yerleştirdikten sonra hemen havuzun yanındaki çimenliğe koştuk ve şezlonglarımızda malak gibi yattık :) Evet, ihtiyacımız olan şey tam da buydu. Sevgili Tabiat Ana’nın önerisi olan kitaplardan birini okuyup bitirdim : Çizgili Pijamalı Çocuk. Kitap 204 sayfa olduğu için ancak okurum diye düşündüm ama yanılmışım. 1-2 saat içinde bitti kitap. Yedek kitap da götürmemiştim. Hemen Badem’in kitabına sulandım tabi, zaten okuyacaktım gerçi :) Ben Ferhan Şensoy’un Karagöz ile Boşverinbesi’sini okurken Badem de uyumuş oldu işte fena mı?
Otel, ismi otel olmasına rağmen otelden ziyade pansiyon gibi bu arada. Odalarda küçük bir banyo-tuvalet mevcut. Klima, TV falan yok. Tam kafa dinlemelik yani. Zaten manzarayı görünce odada kalmak istemiyorsunuz. Manzaraya karşı yatıp dalga sesleriyle uyumak ya da kitap okumak istiyorsunuz.

Mümkün olsaydı denize girmeyi de çok isterdik ama fotoğraftan da anlaşılacağı gibi deniz yosunumsu şeylerle kaplı. Ayaklarıma değdiklerini düşünemiyorum bile! Çakıllı olan ilk giriş kısmına ayaklarımızı soktuk ama, deniz baya ısınmış, çok sevindik :)
Akşam enfes yemeklerini yedik, sabah da kahvaltı sonrasında evimize geri döndük.
Pazar günü tam bir mutfak günüydü benim için. Badem kısır yaptı yaklaşık olarak her haftasonu yaptığı gibi. Ben yanına ilk defa paçanga böreği yaptım (tarif için Portakal Ağacı’na teşekkürler, ben biraz basitleştirdim), sonra dereotlu peynirli poaça ve tarçınlı cevizli kurabiye yaptım. Akşam için de lazanya yaptık birlikte. Haftasonu hem dinlenmeli, hem yemeli bir haftasonu oldu anlayacağınız. Sanki 1 haftalık tatile çıkıp gelmiş gibi hissettik. İnsan evinden 1 gün bile dinlenme amaçlı uzaklaşınca böyle oluyor sanırım. Biz sevdik bu işi :)
Hamiş : Huzur dolu tatile yakışır diye İncesaz'ı seçtim bu sefer. Dinlemeye doyamıyor insan :)



