Geçenlerde TV8 seyrediyorum. Bir baktım ekranda Okay Temiz var. Hem de yanında birkaç öğrenci, bir de çikolata renkli bir abi. Kalbim güm güm atmaya başladı. Benim sürekli cenga diyesim gelen ama Çakıl'ımdan djembe olduğunu öğrendiğim ritim enstrümanlarını görünce aklıma gelen tek şey yine Çakıl'dı :) Dün için konserleri olduğunu bildiğimden hazır Okay Temiz ve atölyesi tv ye çıkmışken Çakıl'ı da göreceğim diye heyecan yapıp tv'nin karşısında gözlerim faltaşı gibi bekledim. Güzel güzel dinledim, seyrettim ama Çakıl'ı göremedim :( Sarışın bir hatunla çikolata renkli abi vardı işte. Bir de Okay Temiz. Arkada birkaç kişi daha vardı ama onlar da erkek olunca umudumu yitirdim. Zaten program da bitti.. Konser haberlerini hala heyecanla bekliyorum ama :))
En son yazımda buraya sık sık tiyatro gelmez demiştim ya, Allah'ım sanki bu yazı beni yalancı çıkarmaya çalışıyor! Son zamanlarda tiyatro haberinden fazla bir şey duymadım desem yeridir :) Önümüzdeki hafta Metin Serezli ve Özlem Tekin'in bir tiyatrosu var mesela. Tabi ki biletlerimiz hazır cebimizde bekliyoruz :) Sonra bu cumartesi günü Musiki Derneği'nin Türk Sanat Müziği konseri var. Elbet ona da gideceğiz. Burda Musiki Derneği'ne çalışan kadınlar, ev hanımları, müzikle ilgisi olan her türlü insan gidiyor. İçlerinden bazıları o kadar iyi ki dinlerken mest oluyorum.
3 Mart'ta da Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler"i Samsun Tiyatrosu tarafından sahnelenecekmiş Atatürkçü Düşünce Derneği'nin katkılarıyla. Şimdiden büyük heyecan duyuyorum.
Bu arada Şu Çılgın Türklerden seneler evvel Romantika adlı kitabını okumuştum. Öyle çok beğenmiştim ki o kitabı. Daha önce yazmış mıydım bilmiyorum ama hakikaten çok beğenmiştim. Bu aralar okumak için kitap düşünüyorsanız onu tavsiye ederim.
Aa en güzel haberlerden bahsetmedim daha. Hollywood senaristleri sonunda grevi bırakmış! :) Evet evet, artık dizilerimizin devamı gelecek. Biz Lost'un 4. sezonunun ilk iki bölümünü seyrettik bile. Gerçi onlar zaten çekilmişti de sonrası umutsuz vakaydı. Neyse sonunda sorun çözülmüş ve senaristler en kısa zamanda işlerinin başına dönecekmiş. Yaşasın yaşasın! :) Lost'ta hala bir şey çözümlenmiş değil bu arada. Meraklısına da söylemiş olayım.
Bu yazıyı bitirmeden komik bir şey anlatayım size (trajikomik desem daha doğru olur):
Bize temizliğe gelen Sezen 6 aylık hamile. Artık işi bıraktı dolayısıyla. Biz de yeni bir kadın arıyoruz. Sezen 1 seneyi aşkın zamandır geliyordu, hani çok süper memnun olmasak da artık evi biliyor falan diye idare ediyorduk, anahtar veriyorduk sonuçta ona. Anahtar verince herkese güvenmek pek de kolay değil. Her neyse 1 aydır falan yeni birini arıyoruz. Daha doğrusu annem arıyor. Çevresinden iyi diye duyduğu her kadına ulaşmaya çalıştı. En son, yine çok methedilen bir kadının kapısına kadar gitmiş.
Kızı için bir kadın aradığını söylemiş önce, sonra benden bahsetmiş işte şurda çalışıyor eczacı diye. Kadın da "ben de eczacıyım" demiş. Annem dumur tabi. Ay ben yanlış geldim heralde falanlar dönmüş ortada. Derken bizim kadın hastaneden emekli bir eczacıyla birlikte eczane açtığını söylemiş. Tabi bizde öyle biri yok. Bahsettiği de emekli bir hemşire. Kızı eczacı ve eczane açtı. Neyse bizim kadın eczanede işinin çok rahat olduğunu, birkaç ay içinde bir kalfa bulabilirse kendisinin de eczane açmak niyetinde olduğunu söylemiş, dolayısıyla artık temizliğe falan gitmeyecekmiş!
Annem eve gelince bir hızla beni aradı tabi. Kadının sözlerinden kalfa olduğunu anlamam çok uzun sürmese de insanların cahilliği karşısında gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Çoğu zaman eczanelerinde durmayan, durduklarında da bir köşeye çekilip sadece para işine bakan "Dangoz" meslektaşlarım sayesinde eczacı sayılan kalfaların sayısı oldukça fazla. Halk da eczacı yerine kalfayı eczacı diye bilip her soruyu ona soruyor. Böylece de kalfalar mesleklerini söylerken büyük bir güven ve gurula eczacıyım diyebiliyorlar.
Bizim burda bir eczane vardı. Kalfası öyle bilmiş bir şeydi ki, evlenirken nikah davetiyesine Eczacı Hüseyin diye yazdırtmıştı. Kompleksin bu kadarı yani :)