
Bugüne öyle yorgun başladım ki..
Sanki geçtiğimiz hafta birkaç günlük izin almışım, oraya buraya koşturmuşum, vaktin nasıl geçtiğini anlamamışım gibi..
Cumadan ablamlar geldi yine. Geçen hafta eniştem (ona hiçbir zaman enişte demedim aslına bakarsanız, sadece buraya yazarken kullanacağım bu gidişle) gelememişti babama geçmiş olsuna, bu hafta yine yolculuk yaptılar o yüzden. Cumartesi hep birlikteydik. Birlikte yemeğe de giderek annecimizin anneler gününü kutladık.

Pazar sabah 7:30 da fotoğrafçılık kurs öğretmenlerimizin düzenlediği gezimize başladık. Burdan 1,5 saat falan sürdü gideceğimiz yere ulaşmamız. Karasu'ya gittik. Melenağzı'nı, Maden dere ve şelalesini, eski su yollarını, mağaraları gördük. Gezinin amacı tabi ki fotoğraf çekmekti. Biz ilk kez gittiğimiz için her gördüğümüz şeyi çektik aşağı yukarı :) Tabi öyle saatlerimizi verdiğimize değecek sanatsal fotoğraflar çekemedik. Zamanla olacak sanırım bu.




Bütün o doğa yürüyüşlerinden sonra Karasu'da Sakarya'nın döküldüğü yere giderek güzel manzaraya karşı balıklarımızı yedik (porsiyon mezgit 7,5 YTL, Çipura adet 12 YTL, Levrek adet 15 YTL, porsiyon Kalkan 20 YTL idi). Giderseniz fiyatları sormanızı tavsiye ederim. Biz bilenlerle gittik, öğretmenlerimiz ve dernek üyeleri sürekli gittiklerinden hem piyasayı biliyorlar hem de esnaf tarafınca tanınıyorlardı. Ama bilmeyenlere pahallı olanlardan verebiliyorlarmış.
Bunu anlatınca aklıma Datça anılarımızdan biri geldi :) Badem'le geçen sene ilk kez gittik Datça'ya. Balıktan bol bir şey yok. Biz de çok severiz balığı. Yemek vakti sahilde dolanıp nerde otursak diye dolanırken baktık, aşağı yukarı her lokantanın önünde aynı tahta var. Karatahtalara tebeşirle yazmışlar, çipura porsiyon+salata 13 YTL diye. Hepsi aynı fiyat olunca mekan olarak en beğendiğimiz yere gittik oturduk. Mekan da hakikaten çok güzel. Gündüz vakitleri lokantanın hemen önüne dizilen masaları akşam saatlerinde kumsala indirmişler, ayağını uzatsan denize sokarsın yani, masalarda mumlar çiçekler falan her şey çok güzel. Garson yanımıza geldiğinde çipuralarımızı ısmarladık. Garson hiç renk vermeden can alıcı soruyu sordu : "Deniz mi havuz mu?" Balığı o kadar sevmemize rağmen burda hiç duymamışız deniz havuz olayını. Ne farkediyor dedik, lezzet dedi. Madem deniz olsun dedik.
Afiyetle yedik balıklarımızı. Manzaranın ve o enfes deniz kokusunun tadını çıkara çıkara yedik. Sıra ödemeye geldiğinde faturayı görünce gözlerimiz yerinden çıktı sonra geri geldi, tam 110 YTL idi hesap! Garsonu yanımıza çağırıp sorduk. Deniz çipurası tabeladakiler gibi değilmiş, kilo hesabı ücretlendirilirmiş ve kilosu da baya pahallıymış meğer. Tabi ödedik çıktık ordan.
Çok güzel vakit geçirdik, değdi mi, değdi. Ama keşke baştan sorsaymışız fiyat farkını da. Belki havuz çipurasını tercih ederdik o zaman. Lezzeti 100 YTL farketmiyordur heralde! :)
Neyse, Karasu maceramıza geri dönelim.

Eve geldiğimizde saat 21:30'u geçiyordu. Yani nerden baksanız 15 saat boyunca hareket halindeydik. Tabi bunun 2 saat kadarı minibüste geçti, onu saymazsak 13 saat. Sürekli yürüdük, dereler tepeler aştık derken minibüse binince konuşmaya bile dermanımız kalmadı :)
İşte böyle..
Hamiş 1 : Bütün fotoğraflar tarafımdan çekilmiş olup eleştiriye açıktır.
Hamiş 2 : İlk gittiğimiz yerdeki evler hep fotoğraftaki gibi tahtadan. Acaip güzel bir görüntüleri var. Kimilerini yenilemeye başlamışlar, yine tahta kullanarak tabi.
Hamiş 3: Ben en çok ilk fotoğrafı beğendim.