Sürgün edildiğinde henüz 19 yaşındaydı. Daha yolun başındayım sanıyordu ama yaşayacağı çok şey vardı. Gazetede ufak bir yazı yazmıştı sadece. Özgürlük istemenin neresi yanlıştı anlamıyordu. Ama sürgün edilmişti bir kere. Geriye dönüş yoktu. Bütün sevdiklerinden ayrılacaktı o gün. Daha bir sevgilisi bile yoktu ama baba ocağından ayrılmak da çok zor gelmişti ona. Gözleri yaşlı annesinin medet uman bakışları karşısında yüreği parçalanıyordu. Babasınınsa kafası dikti, oğluyla gurur duyuyordu çünkü..
Apar topar gemiye bindiğinde ruhunun bir parçasını Urla'da bıraktığını hissetti. Annesiyle babası minicik noktalar haline gelene kadar baktı, baktı, baktı.. Onları göremez olduğunda kendini koyverdi. Gözyaşlarına engel olamıyordu bir türlü. Aslında o da gururluydu, pişman da değildi üstelik ama gözyaşlarını dindiremiyordu işte.
Aradan yıllar geçti. Sürgünde yaşadıkları onu çökertmişti. Ailesinden sürekli mektup alıyordu. Tek dayanağıydı bu mektuplar. 3 ayda bir ancak geliyordu ama geliyordu ya işte, o da yeterdi. En son mektupta affedildiğini okuyunca inanamadı. İçi titredi birden. 10 yıldır çektiği azap sona erecekti sonunda. Üstelik sadece bir yazı yüzünden. Ufak bir yazı yüzünden 10 yıl ailesinden uzakta yaşamıştı.
Urla'yı tanıyamadı ilk ayak bastığında. Onu karşılayan iki yaşlı insanı da tanımayadı adeta. Annesinin başındaki saçlar bembeyaz olmuştu. Babasınınsa iyice kamburu çıkmıştı. Üstlerinde her yerleri yamalı kıyafetler vardı. Sadece gözleri aynıydı. Aynı sevgi dolu gözlerle bakıyorlardı oğullarına. Öyle bir kucakladılar ki onu, sanki kaçırdıkları 10 yılın acısını çıkartmaya çalışıyorlardı. Yüzlerinde gülücükler açmıştı üçünün de. Artık birlikteydiler. Artık umutları vardı, her şey iyi olacaktı..