@ Yok canım bitireli oldu da ben ancak filmaniaca ekleyebildim Kuyucaklı Yusuf'u. İşte buyrun okuyun :)
Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı bu. Şimdi elimde başka bir kitabı var. Bu kitapta beni rahatsız eden bir şey var ama. Yusuf ve Muazzez her ne kadar kan bağı olan insanlar olmasa da aynı yerde kardeşmişçesine büyüyüp sonra evlenmeleri beni rahatsız etti. Biri evlatlık biri öz de olsa her ikisinin de babası Kaymakam olmuştu sonuçta.
@ Ablam terfi etmiş. Departmanına yönetici olmuş. Sevinçle ilk olarak annemi aramış ve "Ben yönetici oldum" demiş. Annemin cevabıysa buraya yazacak kadar hoş : "Apartmana mı?" :))
@ Dün ananemle konuştum telefonda. Ablası vefat etmişti. Ondan da bahsettik biraz. Sıra yaşa gelince ablasının 78 yaşında olduğunu söyledi. Sen kaç yaşındasın diye sorduğumda bilemedi canım benim. Ben de gülümsedim. Sen ekinlerin ekildiği zaman falan doğmuşsundur kesin dedim. Yok kızım ben temmuzda doğdum diyince şaşırdım. Bilmesine şaşırdım yani. E hangi sene diyince bilemedi ama ablasından 10 yaş küçük olduğunu söyledi. Sonra da bana sordu :
- Ablam 78 yaşındaymış. Ben ondan 10 yaş küçük olunca kaç yaşında oluyorum yavrum?
- 68 oluyorsun anane.
- Amaaaaaaan o kadar olmuş muyum?
:))
Ananemler de babanemler de aynı köyde yaşıyorlar. Biz küçükken her sene, her bayramda seyranda, her ekin zamanında mutlaka giderdik köye. Hem tarla işine yardımcı olmaya hem onları görmeye. Biz ablamla otururduk evde. Annemler de tarlaya. Bazen biz de gider çayda oynardık. Ya da domates tarlalarındaki çamurlarla oynardım ben. Ablamın toprakla çok işi olmazdı. Bir de ceviz ağaçlarına ve dut ağaçlarına çıkar ellerim kapkara oluncaya kadar yer yer eğlenirdim :)
Şimdi işten güçten eskisi kadar çok gidemiyoruz köye. Annemler yine gidiyorlar da biz ancak senede bir kere. Ananemler de ordaki hayvanlarını bırakıp gelemiyorlar. Her seferinde gelin en azından soğuk kış günlerini bizim sıcak evlerimizde geçirin diyoruz ama nafile. Hayvanlarını çocuklarını gibi gördüklerini ve onları bırakamayacaklarını söylüyorlar. Konu komşudan da uzun süreli yardım isteyemiyorlar. Ananem gelmiş 68 yaşına, dedem 73. Babanemse 75 falan sanırım. Diğer dedem rahmetli olmuştu 2004'te. O yaşlarına rağmen hala tarla işlerine koşuyorlar. Kendi işlerini görüyorlar. Keşke imkan olsa da daha rahat şartlarda yaşatabilsek onları. Ama buraya geldiklerinde 1 günde bile hemen sıkılıyorlar. Toprağa bağlı insan topraksız kaldığında mutsuz oluyor. İnanmazdım eskiden. Ama gerçekten ineklerini, tavuklarını görmek onlara ayrı bir mutluluk veriyor, sürekli çalışır halde olmaları da daha dinç yapıyor onları.